02 Aralık 2011

körlük...

Hiç gitmek istemedim ama zorundaydım. Oraya varınca "iyi ki..." dedim "iyi ki gelmişim." Böyle güzel bir sonbahar olur mu? Sarı kırmızı yapraklarıyla mucize gibiydi. Dünyanın ne kadar güzel bir yer olduğunu unutan benim gibi bir aptal için hele de...

Gözümü ekrandan istesem de ayıramayanlardan biriyim ben. Hayatı iş olmuş sersemlerden biri. Çok kızıyorum kendime. Üç beş kuruşum olsa daha fazlası değil bassam istifayı gelip yaşasam şu sarı kırmızı köyde. Ne bileyim elma yetiştirsem, nar yetiştirsem akşamları soba yaksam hiçbir konforum olmasa. Umurumda değil ki bütün bu konfor. Zaten belki de hayatımı cehenneme çeviren de o.

Yok arkadaşım ben bütün bunların içinde yer almak istemiyorum. Dileyen dilediğini desin. Korkak desinler mesela kaçtı desinler hatta yabani desinler. Yeminle umurumda değil. Ben modern olan herşeyi reddediyorum. İstemiyorum.

Dışarıda bekliyorum. Daracık bir yolda, lacivert bir arabanın yanında. Karşıdaki bahçeli evden bir kadın çıkıyor. Merakla bakıyor. Gülümsüyorum kadına. Ah onun yerinde olmak istediğimi bilse...  Belki o da benim yerimde olmak istiyordur. Topuklu ayakkabılar giymek, tırnaklarını uzatmak, pantolon giymek falan filan. Bu topuklu ayakkabıları fırlatıp atmak, tırnaklarımı kesip elip toprağa bulamak istediğimi bile... Herkes birbirinin yerinde olmak istiyor. Ama dünya yine aynı dünya. Karşı kıyıdan bakınca belki de hiçbir şey değişmiyor. Topuklu ayakkabıları çıkarıp aşağıya indiğimizde yani toprağa yakınlaştığımızda iyice daha iyi olacağını sanmak niye? Gözünü ve kalbini hatta beynini çıkarıp atmadıktan sonra dünya yine aynı dünya değil mi?

"Çok zor çok" diyor "köy hayatı." Tek kelime etmiyorum. O anlatıyor dinliyorum. Bitmek tükenmek bilmeyen işlerden söz ediyor "ahhh ahh" diyorum. Gel diyor sana ekmek vereyim. Yeni pişirmiş. Teşekkür ediyorum. Çünkü alırsam, o kokuyu duyarsam bir daha dönemem diye korkuyorum. Dönsem bile daha da korkunç görünür buralar diye ya da...

Arabaya biniyorum. Ağaçlara baka baka sorunun kendi içimde olduğunu düşünüyorum. Öyle ya nasıl görürsek öyle dünya. Peki ya ben neden hala cehenneme bakmakta ısrar ediyorum. Yok mu hiç güzel birşey. Mesela o yeşil gözlü afacan çocukta yok muydu güzel birşey? Kitaplar var mesela, sıcak kış akşamları var. Uzun uzun sustuğum ağzımı ancak çay içmek için açtığım akşamlar... Dünyanın abuk sabukluğuyla zalimce dalga geçtiğim zamanlar var. E vallahi billahi var güzel şeyler. Peki ama ben ne zaman bunca kör oldum. Açılır mı bu gözler yeniden?

Fotoğraf: Resimde.com

12 yorum:

  1. Fotoğraf çok güzel.Herhalde en güzel sonbahar fotoğrafı budur.Bu fotoğrafta ki doğada yürüyeceksin.Ama zihninde karanlık,solgun klişeleşmiş sonbahar düşünceleri olmayacak.Kendini doğaya bırakacaksın.Solmuş,turuncuya dönmüş,hafif sert,üzerine basınca çıtırdayan yaprakların üzerinden yürüyeceksin.Hafif serin tertemiz havayı burnuna çekeceksin,göğsünde hafif bir serinlik oluşacak.Toprak kokusunu çıkarmış yağmur...Senin gibi orada yalnız yürüyen biri ile karşılaşacaksın.Acaba onun ne derdi var diyeceksin.Belki senin gibi sonbahardan keyif almaya geldi...
    Şehir yaşamı hepimizi mahvediyor.Kim delikanlı herşeyi bırakıp köy,kasabaya yerleşmeye?Herkesin hedefi var sanırım şehirde.Yapamadıklarını yapmak için kalıyorlar.Ya da hayat şehir de...

    YanıtlaSil
  2. Hiç o kadar delikanlı değilim ve bu beni deli ediyor. Sürekli bu hayalin içinde yaşayıp da bunu bir türlü gerçekleştirememek bir cehennem değilse nedir? Şehir değil de hepimiz birbirimizi tüketiyoruz aslında. Bakma herkes oraya uzağa gitme hayalinde. Oysa hepimiz birden gidersek orayı da buraya çevireceğiz :) Bu içinden çıkılmaz bir problem...

    YanıtlaSil
  3. acılır acılır bence ıstersen olur :) yasadıgın duyguları belkı cogumuz yasıyoruz daha huzurlu bır ortam teknolojıden uzak tamamen dogal olsun hersey dıye dusunuyoruz ıstıyoruz duragan olsun hersey ama belkı bunları yasarsak uzun sure bundan da sıkılacagız bılemeyız kı kızkardeşim :) yanı bızler aslında belkı de cok nankoruz :( yıne de gerceklessın o içinin istedikleri canım sevgiler :)

    YanıtlaSil
  4. Evvelki sene bayram tatilinde bir kaç günlüğüne kaçtığım hedef Safranbolu olup ardından Amasra'ya devam eden yolculukta, Amasraya giden o orman yolunda durduğumuz köylerde yaşadım aynısını.
    Bu olmayana erinmek belki. Belki bir tür mazoşizm. Ama denemeden bilemeyeceğimiz kesin.

    YanıtlaSil
  5. BURCU: Aslını istersen düşünüyorum da yaşadığımız yer değil de dünyaya nasıl baktığımız önemli. Mesela ben eskiden gökyüzüne bakıp hayran olurdum, yapraklara şaşırırdım ne bileyim buna benzer şeyler. Ama dünya dertleriyle çok mu haşır neşir oldum nedir kör olmuş gibiyim. Güzel olan şeyleri görememek artık bir nevi körlük değil midir? Gözlerim açılsın yeniden diye uğraşıyorum. Açılacağını umud ediyorum. Sevgiler canım...

    SİS: Doğru. Denemeden asla bilemeyeceğiz.

    YanıtlaSil
  6. Yaşadıkların, şehir hayatının doyma noktası bence.
    sonbahar fotoğrafına bayıldım bu arada ...

    YanıtlaSil
  7. Ben de gözümü alamıyorum fotoğraftan...

    YanıtlaSil
  8. çok basitçe kafamızda da olsa yer değiştirmek lazım.. ki sen yazında yapmışsın bunu.. ve ekmek kokusu ulaşmış burnuna.. taze pişmiş... seni seviyorum Fulya..

    YanıtlaSil
  9. Güzel bir blog post olmuş :)

    YanıtlaSil
  10. KARÖSHİ: Şimdi ise kafamın içini düzeltmeye çabalıyorum kızkardeş. Anladım ki asıl sorun kafanın içinde güzel yerlere gidebilmekte. Ben de seni seviyorum canım.

    BOLAT: Çok teşekkür ederim beğendiğinize sevindim. :)

    YanıtlaSil
  11. Koşuşturmaktan,yürümeyi unutuyoruz.
    Bakmayı unutuyoruz ya da bakarken görmeyi unutuyoruz.Aslında çok unutkan olduğumuzu unutuyoruz.
    Oysa ki gözlerimizi almadan gökyüzünün o maviliğinde kaybolmayı denemek...

    YanıtlaSil
  12. İşte tüm bunları unuttuğumuz için bunca mutsuz ve huzursuzuz. Hatırlamak gerek unuttuklarımızı...

    YanıtlaSil