04 Aralık 2011

"...zaten biz insanların gerçekle pek işi olmaz."

"...zaten biz insanların saf gerçekle pek işi olmaz. Gerçekler av hayvanları içindir. Balıklar örneğin, hayatta kalabilmek için neyin gerçek neyin yalan olduğunu bilmek zorundadırlar, geyikler de öyle."
Sinek Isırıklarının Müellifi
Barış Bıçakçı
sayfa 74

Yıllar önce bir arkadaşım yengesinin insanların aklını okuyabildiğinden söz etmişti. Kadın dünyanın en mutsuz kadınıymış. Çünkü herkesin dilinin söylediği ile aklından geçen bir değilmiş. Kadın gerçekten akıl okuyor muydu bilemiyorum. Dünyanın bunca karmaşık olduğuna inanan benim gibiler için bu pekala mümkün ama konumuz bu değil.

O kadın üzerine epey düşündüm. Ve arasıra can sıkıntısından oynadığımız "bir yeteneğin olsa, bu ne olsun istersin?" sorusuna her zaman verdiğim "insanların aklını okumak" cevabı değişti. O zamanlar üzerinde hiç ama hiç düşünmeden verdiğim cevap büyük ihtimal cennetin değil cehennemin anahtarı olurdu ki ben cehennemle yüzleşecek kadar cesur değildim. Gerçek cehennemdir çünkü.

İnsanlar hep şikayet eder, insanların ikiyüzlüğünden, yalandan, gerçeklerin saklandığından falan filan. Oysa kimse bütün bu gerçekle yüzleşip yüzleşemeyeceği konusunda düşünmez. Şöyle bir düşünelim kendi hayatlarımızı, bir arkadaşınız saçını boyamış olsun. Ve korkunç bir renk cümbüşü olan saçlarıyla karşısınızda halinden çok memnun, sevinçli bir ifadeyle duruyor olsun. Ona dürüst olduğunuzu ve berbat göründüğünü söylediğinizi düşünün, sonuç ne olur? Sadece arkadaşınızın mutsuzluğu. Hem ne malum sizin zevksiz olmadığınız? Belki de sahiden harika.

Farkında mısınız insanları incitmemek, kırmamak adına çoğu fikrimizi kendimize saklıyoruz. Zaman zaman başkaları zarar görmesin diye gerçeği değiştirip anlatıyoruz. Kimse inkar etmesin toplum içinde yaşıyorsak zaman zaman yalancı olmaktan başka çaremiz yok. Ve İnanın bana hiçbirimizin de saf gerçeği duymaya tahammülü yok. "Sevgilim sence şişman mıyım?" "Olur mu aşkım öyle şey şahane görünüyorsun?" Alın minicik bir örnek. Adam evet şişkosun dese bir hafta küsecekler. Ne gerek var? Hayatınızda herşey yanlış gitmiş ve tam bir başarısızlık abidesisiniz. Soruyorsun en yakın arkadaşına "sence birşeyler yapabilecek miyim, herşey yoluna girecek mi?" Dostunuz elini omzunuza koyuyor "hiçbir şey için geç değil. Elbette başaracaksın." diyor ve sayısız örnek veriyor. 40 yaşından sonra hayata başlayanlar, hayatı birden değişenler falan filan. Ama aslında size inanmıyor. Çünkü yıllardır sizden bir halt olmadığını ve bundan sonra da birşey olmayacağını geçiriyor aklından. Ama sizin duymaya ihtiyacınız olan bu değil. Ne gerek var gerçeği söylemesine. Belki sözleri sizi intihara bile sürükler gerçeği söylese, ne gerek var.

İş arkadaşlarımıza, sevgilimize, ailemize, yabancı insanlara bile aslında kendi düşündüklerimizi değil onlara iyi gelecek şeyleri söylüyoruz çoğu zaman. Kötü de yapmıyoruz. Böyle olması gerekiyor biz de böyle yapıyoruz. İşte bütün bu insanlarla yaşarken hepimiz en kralından yalancı oluyoruz çünkü başka çaremiz yok.

Eğer aklımızla dilimiz bir olsun istiyorsak gidip bir ormanda yaban hayvanlarıyla yaşamalıyız. Çünkü orada bir ayı kapınızı çalıp "nasıl görünüyorum bu sabah" diye sormaz, siz ona "çok çirkinsin çoook çok" deseniz umurunda bile olmaz. Bir kaplanı kovalayıp yakalayamadığı bir ceylan için teselli etmek zorunda kalmazsınız çünkü o sizden "olsun koçum bir dahaki sefere daha büyük bir av yakalarsın, dert etme" gibi bir teselli cümlesi beklemez. Ya da bir kediyi zayıf olduğuna inandırmak zorunda kalmazsınız. Koca bir göbeği vardır ve bu göbek onun umurunda bile değildir. Hatta arkasından "dobiiiiş, tosuuuun, şişko patates seniii" diye çılgınca bağırsanız bile o emin adımlarla mama kabına doğru yürümeye devam eder. O nedenle biz sadece hayvanlara ve bitkilere karşı dürüst olabiliriz. İnsan dürüstlüğü kaldırabilecek bir şekilde biçimlenmemiştir.

Velhasılı kelam Barış Bıçakçı'nın dediği gibi "...zaten biz insanların gerçekle pek işi olmaz."

Fotoğraf: Animalblog

9 yorum:

  1. bence yanlış bir düşünce...verilen örnekler göreceli ve kişiye/kişilere göre tamamen değişiklik gösteren konular/durumlar

    birine güzel gelen diğerine çirkin ya da eh işte denilebilecek türden olabilir...bu durumda farklı düşüncede olanların gerçeği konuşmadığı, yalan söylediği gibi kesin bir yargıya varılamaz bence...eğer duymak istenilen cevabı verene inanılacaksa o kişi için odur gerçek

    yine birine göre iyi, ama bir diğerine göre kötü insan olanlar için de aynı durum sözkonusu...ben severim iyi insan derim, bir başkası sevmez ya da sorun yaşamıştır kötü insan der...bu durumda kimin gerçeği söylediği ya da yalan söylediği belirli olamaz

    birine doğru gelen bir konu, benim ya da bir başkasının düşüncesine göre yanlış gelebilir ya da tam tersi...

    saçının rengini soran bir arkadaşıma bana göre olmuş ya da olmamış diyebilirim...sonuçta o fikir sormuştur, cevap almıştır...ama gerçek olan birşey vardır saçı artık kendi istediği gibidir

    sonuç olarak yaşanılan her türlü durumla alakalıdır gerçeklik...bence...

    YanıtlaSil
  2. Güzel bir yazıydı.Ama bir konuya katılmıyorum o da pembe yalanlar.Bir insan çok üzgünse onun teselli etmek ve negatifliğini almak adına güzel ,olumlu cümleler kullanmak bence iyi bir davranış.
    Ya da hasta birisine "sen çok iyi gözüküyorsun,yakında iyileşirsin inşallah" demek varken neden negatif cümleler sarf edip onun piskolojisini sarsalım.
    sevgiler..

    YanıtlaSil
  3. Bu kitabı okumaya başaldım sonunda, çok merak ediyorum, güzel olduğuna eminim :))

    YanıtlaSil
  4. AYNUR: Tıpkı hayat gibi durumlar ve olaylar elbet göreceli. Ben zaten hayatın her yanında bu durum böyledir'i savunmuyorum zaten. Çoğu zaman toplum içinde yaşadığımız için aklımızdakini değil de olması gerekeni söylüyoruz diyorum. Bu da toplumda yaşıyor olmanın olmazsa olmazı. Kim gerçeği söylüyor kim yalan elbet belli değil. Sizin yorumunuza bakarak "tüm hayatımız yalan üzerine" yazmışım gibi bir sonuç çıkıyor ve anlatmak istediğim bu değil. Sanıyorum anlatmak istediğimi tam olarak anlatamadım.

    ELİF: Ben de aynı şeyi söylüyorum Elif Hanım pembe yalanlar iyidir. Ve olmazsa olmazdır. Çünkü çoğu kez karşımızdakini motive eder, olumsuz halini soyup atar. Bu nedenle iyidir. Ve olmazsa olmazdır. İnsan gerçeği her zaman kaldıramaz. Ve çoğu kez gerçekle yüzleşemez. Mesela hasta örneğinde olduğu gibi "aaaaa çok kötü görünüyorsun" demek yani gerçeği söylemenin kime ne yararı olacak. Aslında aynı şeyi savunuyoruz.

    HAYAT İZLERİM: Kitap şahane. Ben bayıldım. Eminim sen de çok seveceksin.

    YanıtlaSil
  5. aynen senin gibi düşünmeme rağmen yazını okurken yani gerçeğime dışardan bakarken bazen de acımasızca geldi:D ama ben kendi adıma kendime böyle yani gerçekçi davrandığım için ve benim için başkaca bir seçenek yokken genetik olarak, başkalarına da kendime davrandığım gibi davranıyorum. ama ne bileyim kedicim belki değiştirilemez durumlarda, hani adam kuazimodo gibiyken, yooo fena değilsin denilebilir miki? şaka bir yana onun gerçek güzelliğin nerede olduğunu görmesi için belki de doğruyu söylemek ama kibarca en doğrusu yine de. gördüğün gibi hani azıcık beyaz yalan söyleyivereyim diyorum ama bu bünyeye uymuyor:D

    YanıtlaSil
  6. Bence kilolu eşine/sevgiline pembe yalan yerine gerçekten kilolu olduğunu söylemek gerek.Önce kızacak,sen beni sevmiyorsun diyecek.Sonra motive olacak zayıflayacak.Herşey daha güzel olacak.

    YanıtlaSil
  7. İnsanlara duymak istediklerini söylemek büyük yük, nezaket insanın kendi boynuna astığı bi ryğk. Kimse zorlamıyor. Kaba insanlar daha renkl, daha insancıl, daha gerçekçi bulunuyor. Kibar insanlar sürekli kazık yiyor, hakkı yeniliyor, üstelik nezaketi burnu büyüklük olarak yorumlayan insan kalabalığı da cabası. Kaba, saba, lafını lönk diye oturtan olmak lazım. Mutlu olabilmek için. Bencil biçimde.

    YanıtlaSil
  8. bir yanda da acaba korkaklığın, çıkarcılığın adı da kibarlık olmuş olabilir mi diye de düşünmemek elde değil.

    YanıtlaSil
  9. GUGUK KUŞU: Bazı durumlarda elbette yalan söylemek mümkün değil senin de dediğin gibi onun başka şekilde gönlünü almak gerekiyor. Nezaket bazen inanmadığımız şeyleri söylemeyi gerektirmiyor mu? Önemle belirtiyorum ki yalakalıktan değil nezaketten söz ediyorum. Ne yazık ki insanoğlu bu ikisini birbirine karıştırma eğiliminde. Yalakalıkta çıkar var oysa. Nezakette ise gönül alma. Nezaket toplum içinde olmazsa olmaz değil midir?

    FARKLI DÜŞÜNCE: İnan bana kadınlar çoğu zaman bu tip konularda yalan duymayı tercih ederler :)

    VLADİMİR: Bazı kişiler için dediğin doğru olabilir ama ben kendi adıma o lönk diye konuşanlardan hiç ama hiç hoşlanmıyorum. Ben dobrayım diye saçma sapan konuşan ve insanı kıran gereksiz dürüstlük taslayan bir sürü tip var. Birine bir soru sorduğunda o da sana inanmadığı bir şeyi nezaketen söylediğinde zaten doğru söylemediğini ve seni incitmemeye çalıştığını dolayısıyla seni önemsediğini düşünürsün. Ve bazen güzel birşey hissetmek gerçeği bilmekten daha hoştur. Bazen buna ihtiyaç duyarız öyle değil mi?

    GUGUK KUŞU: Bence korkaklık ve çıkarcılıktan inandıklarını söylemeyenler asla bu kategoriye konulamaz. Onlar kendilerini çok açık bir şekilde belli ederler ki bence o kategori ancak yalaka kategorisi olabilir.

    YanıtlaSil