09 Mayıs 2011

tavan

Bazen senin de içindeki tüm merakın yitip gittiği olmuyor mu? Yeni hikayelere, yeni insanlara, olaylara, müziğe kısaca etrafta olup biten herşeye karşı ilgini yitirdiğin zamanlardan söz ediyorum. Sanki böyle zamanlarda tıpkı bir bilgisayar ekranı gibi donup kalıyorum ben. Herşey donuyor aklımda, kalbimde, bakışlarımda...

Akşam üstünden beri, hayır dünden beri, bunu düşünüyorum. Elime aldığım tüm kitapları bir kaç sayfa okuyup bırakmışken, filmlerin hepsi yarıda kalmışken, hiçbir şarkıyı sonuna kadar dinleyememişken, birşeyler anlatan insanların anlattıklarına en fazla beş dakika dikkat kesilebilmişken insan başka ne hisseder ki donup kaldığından başka.

Belki de bazen herşey ağır geliyordur bize. Ya da geçmişi çok ama çok düşünmüşüzdür. Ve o geçmiş bıkkınlık, yılgınlık yaratmıştır içimizde. Sanmışızdır ki herşey o bizi bıkıp usandıran geçmişin aynısı olarak, tekrar tekrar tekrar yaşanacaktır. Ne aptallık. Peki olaylar benzerlik taşıdığında, geçmişin bizde bıraktığı izi takip ettiğimiz ve aynı tepkileri verdiğimiz için olabilir mi bu tekrar ediş yanılsaması? Büyük ihtimal. Ama insan o izleri takip etmekten nasıl vazgeçirebilir ki kendini? Mesela şu adamın bunca nezaketi geçmişteki diğer adamın nezaketinin tıpatıp aynısı diye ve geçmişteki o adam seni bunca incitti diye ona sırtını dönmenin akılcı bir yanı var mı? Ya da şu kadın? Tıpkı o hain adamın bakışları ile bakıyor diye hakkında hiçbir şey bilmediğin kadına sinir olmanın adil bir yanı var mı? Yok. Ama bazen hisler aklı bir asit içinde eritip yok ediyor. Ne ahmaklık.

Benim kadar uzun bir süre hiçbir şey yapmadan tavana bakarsan bütün bu saçmalıkların içine batarsın. Tavan beyaz, düz birşeydir ve hep geçmişi anımsatır çünkü. Bu yüzden de tavana değil pencereden dışarı bakmalı. Ve o adamın dediğini anımsamalı. Ne demişti, doğa hiçbir zaman aynı kalmaz.  Biz de doğanın bir parçası değil miyiz? O halde sorun ne?

Fotoğraf: Life

7 yorum:

  1. Bazen pencereden bakarken de geçmişten kopulamıyor; hatta huzur dolu bir manzaraya açılan bir pencerede saatlerce boş bakışlarla oturduğumu bilirim. İnsan açılmamak için direnirse olmuyor sanırım. En azından bende olmuyor...

    YanıtlaSil
  2. Birinci ve ikinci paragraflarla özdeşleşmekteyim bu aralar.

    YanıtlaSil
  3. Eğer geçmişe takmasaydık ya da bu günle geçmiş arasında bağ kurmasaydık daha mutlu olurduk inan. Geçmiş geçmişte kaldı demeyi istiyorum bende ve hep aynı olmayacak yaşadığımız, her gün bir başka gün, karşındaki insan bir başka insan, bu olay başka bir olay demeyi. Bu kısır döngüden kurtulduğunda gerçekten özgürleşiyor insan yoksa hayat hiç bir zaman geçmişin iplerinden kopamıyor, rahat olamıyor.

    YanıtlaSil
  4. bazen benim için de tüm merakın yitip gittiği oluyor :s

    YanıtlaSil
  5. ve o camdan dışarı bakarken de eğer kötümsersen camın kirini, iyimsersen dışarıdaki manzarayı görürüz...

    YanıtlaSil
  6. "Bu yüzden de tavana değil pencereden dışarı bakmalı."
    Ben bu cümleye bayılıdm kedicim :)

    YanıtlaSil
  7. BURCU: Sanki tavana bakmaktan iyi gibi geliyor bana pencereden bakmak. en azından insanlar geçer sokaktan, birşeyler olur, belki dağılır insan...

    BESTAMİ BEY: Zaman zaman oluyor bana. Ama çok zor geçiyor. Bunu tetikleyen ne acaba?

    FADİŞ: Bu bakış açısını edinmek çok zor ama. Çünkü geçmiş yapışkan bir gölge gibi...

    EVA: Neyse ki bu hep sürmüyor değil mi?

    AYNUR: Bu doğru...

    ÖZLEM: :)

    YanıtlaSil