27 Ekim 2009

YAVAŞLIK


Eskiden böyle değildim. Ben böyle olmadığım için etrafımı saran şeyler de böyle değildi. Hızdan söz ediyorum. Sürekli sersem sepet dolaşmama neden olan ve gördüğüm hiç birşeyi tam olarak, özüne kadar yani algılamama izin vermeyen hızdan... Evet ben böyle olmadığım için dünya da böyle değildi. Sonuçta biz nasılsak dünyayı da öyle algılamıyor muyuz? hızlıysak başdöndürücü, sakin ve yavaşsak gizli saklı huzur kuytuları bulunan bir yer olarak yani...

Şimdi ise tıpkı bir arabanın direksiyonunda gibiyim. Hız limitini gören ama limitin çok üzerinde giden, durmak isteyen ama dünya artık düz bir yol değil de yokuş aşağı inen bir yol olduğu için duramayan... Nasıl çok hızlı gittiğinde etraftaki elektrik direkleri, ağaçlar, tepeler, yol kenarındaki insanlar, otlar ve daha ne varsa hepsi birbirine girer karmakarışık bir tabloya dönüşürse ve sen sadece onları ne olduklarını bilecek kadar görüp de ayrıntılarını asla inceleyecek fırsat bulamazsan ben de o haldeyim işte.

Bütün bu kontrolüm dışındaki hız yüzünden ağır ve sakin hareket eden insanlara hem kızıyor hem de gıpta ediyorum. Kızıyorum çünkü içimde bir şey onlara sürekli "hadi hadi çabuk ol, biraz hızlı ol" diyor, gıpta ediyorum çünkü  hareketlerindeki o iç huzurunu, paniksiz, o sakin hali nasıl da özlediğimi, dahası öyle olmayı aslında çoktan unuttuğumu düşünüyorum. Bir de kitaplar var tabi. Yarım bıraktıklarım yani. Benim bir olayı anlatma hızıma uymayanlar onlar genelde. Ağır aksak ilerleyen ve seni sükunete davet edenlerden söz ediyorum. Fakat eğer herşeyi hemen sonuca bağlamaya alışmış bir kafa isen, dahası en berbat özelliklerden biri olan sabırsızlığı hala taşıyorsan, o zaman o kitapları "seni sabır ve sükunete davet edenler" diye değil de sıkıcı kitaplar olarak adlandırıyorsun. Ama düşünmeden edemiyorsun "belki devamı ilginçti" diye.

Hatırlamıyorum ne zaman böyle olduğumu. Ve elbette nedenini de. Tek bildiğim zamanın birinde insan ömrünün, insanın yapmak istediklerine göre ne kadar kısa olduğunu anlamış ve eğer hızlı hareket edersek daha çok şeyi yetiştirebilecek olduğumuzu düşünmüş olmam. O sıralar hızın herşeyi karmaşıklaştıracağını ve o karmaşa içinde herşeyin yarım kalacağını, asla elimizde tamamlanmış birşeyler olmayacağını göz ardı etmiş olmalıyım. Sanırım kalan zamanımı da yavaşlamak için kullanmak zorunda kalacağım.

Ve bu nedenle sonuçta hayatım şöyle formüle edilmiş olacak: önceleri yavaştı ama yavaşlığın değerini bilmiyordu, sonra hızlandı ve herşey altüst oldu, yavaşlamayı öğrenmek için hayli çaba sarfetmesi gerekti, sonra şansı yaver gitti ve yavaşladı. Ancak bu son yavaşlık döneminde az buçuk birşeyler anlayabildi. Dileyelim de o az buçuk şey ona yetmiş olsun ve  "hayatımı boşa harcamadım" demesini sağlasın. 

Fotoğraf: Life

10 yorum:

  1. Aydan atlayan kedi kardeşim,
    yavaşlamak senin karakterine aykırı..istesende yapamazsın bunu..
    hızlı düşünüyor, hızlı konuşuyor, hızlı okuyor,hızlı yürüyor,hızlı yazıp buraya asıyor olmana bir bak..
    ve sor..nereye ne yetiştiriyorsun?
    Henüz bu hızın farkında değilsin, olsan yavaşlamanın tadına varabilmek için hızını düşürmeyi deneyeceksin..
    Doğayı bir yanında hızla kemirip tükettiğimiz sanal alem çağında hızlı bilgi edinme de dahil her an biraz daha kirleniyoruz, veya bana öyle geliyor, üstümüz başımız kir içinde..Belki, yavaşlamayı öğrendikce kirlerimizden rahatsız olmağa başlayacağız..
    Teknoloji tanrısına tapınmalardan kurtuldukca içsel güzelliği yakalayıp arınmağa başlayacağız gibime geliyor.. ben yavaşlağa başladım bile..iki ileri bir geri..:-))

    YanıtlaSil
  2. Yazını okuyunca bir an beni tanıdığını hissettim. En sevmediğim huyum, hep biryerlere yetişmek zorundaymışım gibi hızlı yaşamak hayatı... birde diğer insanları yavaş olmakla suçlamak... onlar gibi herşeyin tadını ağır ağır çıkaramıyorum diye mi suçluyorum onları, onuda bilmiyorum ama bu direksiyonu biraz daha yavaş kullanmak isterdim. Yoldaki ağaçları kaçırdığım için daha bir üzülüyorum şimdi...

    YanıtlaSil
  3. Hatırlar mısın, çocukken bir otomobile bindiğimizde arka koltuğa oturur, araç giderken sağa sola bakardık, etrafı izlerdik, nerede ne var, ne görebiliriz diye. Büyüdükçe ön koltuğa olan iştahımız arttı; çünkü 'nereye' gittiğimizi ve ne kadar çabuk gittiğimizi görmek istemeye başladık.

    YanıtlaSil
  4. “Günaydın” dedi küçük prens.
    “Günaydın” dedi satıcı. İnsanların susuzluğunu gidermek üzere hazırlanmış tabletler satardı. Haftada bir kez bu tabletlerden aldınız mı, o hafta hiç susamazdınız. “Peki bunları niçin satıyorsunuz?”
    “Çünkü bu, insanlara çok vakit kazandırıyor. Uzmanlar bunun araştırmasını yaptılar. Haftada tam elli üç dakika kazanıyorsun.”
    “Peki bu elli üç dakikada ne yapıyorlar?”
    “Canları ne isterse.”
    “Eğer elli üç dakikam olsaydı,” dedi küçük prens, “bir su pınarına doğru ağır ağır yürürdüm.”

    YanıtlaSil
  5. yavaş ya da hızlı, dikkatli ya da sabırsız nasıl bakarsan bak neye bakarsan bak ne düşünürsen düşün... bunları alıp ne yaparsan yap sonra ne olacak sonra ne olacak sonra ne olacak? tamam ama ondan sonra ne olacak... her şey boş boş boş bomboş... hızlı okuduysan anlamadın bunları iyi mi oldu kötü mü? yavaş okuduysan anladın bunları iyi mi oldu kötü mü? iyi ama ne olacak? iyi mi kötü mü? sonra ne olacak?

    YanıtlaSil
  6. VOLKAN: Hızlı yürüdüğümü farkettiğimde yavaşlıyor, yine hızlı okuduğumu farkettiğimde tane tane duruyorum kelimelerin üzerinde. Ama aklımı yavaşlatamıyorum. Saçma bir hızla koşuyor ve beni öldürüyor. İnan bana hep ama hep yorgunum bu yüzden.

    OWL: Aslında diğer insanlara yavaş oldukları için kızmıyoruz onları kıskanıyoruz bence :) Çünkü tüm hallerinde huzur ve sukünet var biz de ise kaygı ve telaş.

    VİRGİLİUS: Ne yazık ki haklısın. Artık yol değil önemli olan varış noktası. Ne aptal olduğumuzun farkına vardığımızda yavaşlayacağız galiba.

    DEEP JAZZY: Bunu asla unutmayacağım. Hızı farketmem için ve yavaşlamam için unutmamalıyım. Teşekkür ederim :)

    ONALTIKIRKALTI: Sahi ne olacak sonra?

    YanıtlaSil
  7. merhaba kedi =)
    uzun zamandır yorum yazmıyorum ; yazıda yazmıyordum ; bir arkadaşım yazından sözetti =) kendini bulmuş cümlelerinde .. Çok hoşuma gitti ; sadece yazı değil ; yazılarının bir şekilde dönüp dolaşıp beni bulması , telefon görüşmelerinin sohbet konusu olması ..

    Aydan atlayan kedi'yi seviyoruz sanırım =)

    YanıtlaSil
  8. Merhaba Batuhan,
    Yeniden karşılaşmak ne hoş :)
    Çok teşekkkür ederim sana da arkadaşına da :)

    YanıtlaSil
  9. Bu sanırım akılla ilgili aklımızı yavaşlatamadığımız sürece hızımız kesilmeyecek.Bu nedenle belki de böylesi daha iyi.
    Daha fazla bir şeyler yapmalıyım, daha çok okumalıyım diye diye yaşar oldum son bir kaç yıldır.
    Belki de altında yatan asıl neden kendimiz için bir şeyler yapma çabasıdır.
    Bir ara günün 24 saat olmasına bile kızıyordum:))
    Seni anlıyorum Fulya'cığım:)

    YanıtlaSil
  10. Ben hala günün 24 saat olmasına kızıyorum desem :)

    YanıtlaSil