23 Ekim 2009

GÜN İÇİNDE ÇOCUKLAR


 SABAH
O kadar çok iş var ki nefes almak mümkün değil. Fırsat bulup dışarıya kaçıyorum. "Bir sigara içsem iyi gelir" diyorum. "Hem azıcık da  insanlara bakarım." Ama en çok hangisi iyi gelir bunu bilemiyorum.Duvarın dibindeki bankta yaşlı bir adam ve dört beş yaşlarında bir erkek çocuk oturuyor. Elinde beyaz bir poşet var çocuğun. Poşetin içine ayaklarını sokuyor. Karşıdan gülümsüyorum çocuğa. O da burnunu kırıştırıp başını öne eğiyor. Dedesi gülüyor: "Utandı" diyor. Bir kaç nefes çektiğim sigaramı söndürüp yanlarına gidiyorum. Çocuğa adından yaşına kadar bir sürü soru soruyorum hepsini yanıtsız bırakıyor. Tek yaptığı şey burnunu kırıştırıp başını öne eğmek. Üzerinde örümcek adam olan bir tişört giymiş. "Örümcek adamı seviyor musun?" diyorum. Bu kez başını sallıyor. Dedesi dönüp gülümsüyor. Adam içini çekiyor. "Bunun anası" diyor "daha bu bir yaşına bile gelmeden öldü." Birden buz gibi oluyorum. İnsan bu yaşta bir çocuğu annesiz düşünemiyor. Hiç adil gelmiyor hayattaki pek çok şey ya bu daha da acımasız sanki. Bir süre susuyoruz.  O suskunlukla ve adamın o cümlesiyle nasıl başa çıkacağımı bilemiyorum.Ve birşeylerle başa çıkamadığım zaman yaptığım şeyi yapıp, saçmalıyor ve çocuğa "sen okula gidecek misin bakayım?" gibi bir soru soruyorum. Çocuk susuyor dedesi cevap veriyor onun yerine: "Okulu sevmez o" diyor "asker olacağım ben der durur. Bir dizi var televizyonda hani askerler var bildin mi?" "Yok" diyorum "bilmiyorum." Adam boşver gibilerden elini sallayıp anlatmaya devam ediyor: "O diziyi seyreder bu. Orada bir asker öldü mü kalkar gider "ben asker olmaktan vazgeçtim" der." Adam kederli kederli gülümsüyor. Ben ne diyeceğimi bilemiyorum öylece duruyorum. Böyle anların içinden çıkamıyorum.

ÖĞLE
Masada üç kişiyiz. Sonbaharın nefis havasının tadını çıkardığımız bir bahçede oturuyoruz. Birazdan karşı masadaki ailenin küçük oğlu yanımıza geliyor. Çok sevimli çok güzel bir çocuk. Çok da cilveli. Kendini ne yapıp edip sevdiren çocuklardan. N. Hanım biz çocuğa bakarken "size geçen günkü olayı anlatmış mıydım?" diye soruyor ve başlıyor anlatmaya. Oğlunu kreşten almaya gittiğinde çok şaşırdığı ve çok güldüğü bir olaya şahitlik etmiş. N. Hanımla aynı zamanda gelen bir hanımın oğlu annesini görür görmez yere yatmış, yuvarlanmaya başlamış. Bu arada oradaki anneler "aman ne yapıyor? kaldırın şu çocuğu, yerler kirli" falan diye telaşlanmışlar. Yerde yuvarlanan çocuğun annesi kahkahalarla gülerek "yok yok bırakın" demiş. Kadınlar şaşırmışlar. Meğer çocuk annesini gördüğünde sevinçten böyle yerlere yatar, yuvarlanırmış bir süre. Yuvarlanması bitince de annesinin kucağına atlar onu öpücüklere boğarmış. Bu bir sevinç gösterisiymiş kısaca, saf bir sevinç  gösterisi. Çalışan bir annenin çocuğu olarak büyüyen ben o çocuğun annesini gördüğü an nasıl sevindiğini bildiğimi hissediyorum.

AKŞAM
Bu çok ama çok yorucu günün bittiğine deliler gibi seviniyorum saat beş olduğunda. Birazdan eve varıyorum. Eve dönmenin hep güzel olduğunu düşünüyorum. Tam ben sokağa girdiğim sırada teyzemle torunu Yiğit'i görüyorum. Yiğit akşam gezmesine çıkarılmış belli ki. Uzaktan "kuzucuk kuzucuk" diye sesleniyorum sevinçle zıplıyor arabasının içinde. "Uvaaa" diye ellerini çırpıyor. Uvaa onun Fulya deme biçimi. Henüz adımı söylemeyi ancak bu kadar becerebiliyor. Kucağıma atlıyor ve o güne kadar hiç yapmadığı birşeyi yapıyor. Önce sarılıyor, sonra arda arda öpüyor yüzümü. Saçlarımı karıştırıyor. Ve bunların hepsini bir daha bir daha yapıyor. Teyzeme dönüp "buna ne oldu böyle?" diyorum. Teyzem de bilmiyor. Tüm yorgunluğumu stresimi alıp götürüyor onunla geçirdiğim yarım saat. Çocuklar insana  nedense hep iyi geliyor. Senin olsun olmasın...


Fotoğraf: Life

4 yorum:

  1. Yaşamı yalın yaşıyorlar. Onlarlayken biz de kafamızda dolanıp duran bin türlü karmaşadan sıyrılıveriyoruz. Bir asker öldü diye asker olmaktan vazgeçivermek; sevinince yuvarlanmak; birine sarılmak; öpmek onu ve saçını karıştırmak... hepsini nasıl doğal yapıyorlar:)

    Ben en çok sevinince yuvarlanmak isterdim sanırım. Şimdi bırak onu.. Sevinince ağlayamıyorum bile. Saklamak ve saklanmak dürtüsü gelişti içimde. İyiyi de kötüyü de saklamak, sanırım korunmak çabası. Çocuklarda olmuyor işte bunlar. Gece uyandıklarında avaz avaz ağlıyorlar; canları nasıl isterse:) Biz de ağlasak ne komik olurdu.. Bir ev dolusu insan .. düşünsene:)

    YanıtlaSil
  2. Öyle yaşayabilmeyi çok isterdim. Kısıtlanmadan... Onlara şimdi çocuk diyoruz ya onların yaptığını büyünce yapana da deli diyorlar :)

    YanıtlaSil
  3. Cocuklar insana nedense hep iyi geliyor. Senin olsun olmasın...
    "insanlarin en büyük trajedisi, bir zamanlar çocuk olmalarıdır" diyor Nietzche..
    Çocukların yaşadıkları trajedilerden haberdar mıyız?
    Onlar bizlere iyi geldikleri sürece mi varlar?
    "Sahiplendiğimiz" çocuklara neden sahip çıkmayız?
    türünden sorlular soruyorum kendime. yanitsiz kalsa da..
    sevgiylekal

    YanıtlaSil
  4. Elbette onlar bize iyi geldikleri sürece var değiller. En azından bir kaçımız bunun bilincindeyiz. Demek istediğini anlıyorum. Bana kalırsa dünyanın en büyük sorumluluklarından biri çocuk yetiştirmek. Adı üzerinde yetiştirmekten söz ediyoruz.

    YanıtlaSil