13 Ekim 2009

SAÇMALIYORUM, O HALDE VARIM!


A.'yı tutup kolundan getirdi Patron. Eline bir dergi tutuşturmuş çocukcağızın. Oradaki saçma sapan bir metin üzerinde saçma sapan bir çalışma yapılması gerektiğini söylemiş. A. şaşkın şaşkın bakıyor yüzüme. Yüzümdeki alaycı gülümsemeden anlıyor ki saçma sapan işler yapmaya alışkınım. O daha yeni. Öğrenecek. İş diye tabir ettiğimiz şeyin yüzde sekseninin bu tür abuk sabuk şeylerden mütevellit olduğunu anlayacak bir gün ya ona şimdi anlatıp tüm şevkini kırmanın anlamı yok. A. eğilmiş metne bakıyor. Hevesli. Sanıyor ki yapacağımız iş gerçekten önemli ve birileri için anlamı olan bir iş. Oysa değil. Ama dedim ya A.'nın şevkini kırmanın anlamı yok. Hevesli görünmeye çalışıp işe eğiliyorum. Yapıyoruz birşeyler. O saçmalıktan gerçekten anlamlı birşey çıkarıyoruz ortaya. Şaşırtıcı olan da bu zaten. Bu saçmalıklardan anlamlı birşey yapmış olmak yani. Bu iyi birşey.

Ama yine de gün boyu peşimi bırakmayan cümleden kurtulamıyorum: "Nefret ediyorum." Bunu neden söylediğimi  bile bilmiyorum. Aslında öyle çok nefret falan da etmiyorum. Benimkine nefret değil de daha çok karşı durmak desek daha doğru. Çok fazla saçmalık var hayatta ve ben saçma olan bu şeylerin anlamlı olduğu yalanını bir türlü kendime söyleyemiyorum. B. telefonda nasılsın diyor ona da söylüyorum aynı cümleyi. İnanmıyor elbette herşeyden nefret ettiğime. "Sen mi?" diye soruyor. O beni Pollyanna olarak tanıyor ve içimde bir öfkeli şirin olduğunu keşfedip şaşırıyor. Ona gülerek "olsun" diyorum "öfkeliyim ama en azından adımın sonunda şirin kelimesi var." Evet nefret ettiğimi söylediğim o anda bile içimdeki Pollyanna aktif. Bizim kaç ruhumuz var acaba? Bir, iki, üç? Kaç tane? Ve kim bizi hangi yüzümüzle tanıyor? Herkes bizi başka bir yönümüzle tanıdığı için mi hakkımızdaki referanslar birbirini tutmuyor? Muhtemelen. Ama bence tek bir yanımızı insanlara göstermek hastalıklı birşey. Bir insanın tutarlı olmak adına nasıl da kendini kastığını hayal edebiliyor musun? Tutarlılıkmış. Saçmalık.

Mesela ben bazen iflah olmaz romantik biri olup çıkıyorum. Ama bir zaman geliyor kendi romantizmimden midem bulanıyor. Ne aptal sözcükler söylemiş olduğumu aklım almıyor. Pembe gözlükleri bu yaşta bile takıyor olduğumu düşündükçe hele... Akıllara ziyan. Her neyse. Zaman zaman ise alaycı birine dönüşüyorum. Yok öyle insanlarla alay ettiğim falan yok. Benim derdim kendimle bir de olaylarla. Alay konularım bu ikisi dışına taşmıyor. Bir de herşeyin saçma sapan geldiği zamanlar var ki o zamanlar daha çok sorularla geliyor. Şöyle aptalca sorular soruyorum: Neden işe gidiyoruz? Neden sürekli öğreniyoruz? Neden okuyup duruyorum? Neden para para diye kendini paralıyor insanlar? Bu kadar aptalca işle uğraştığım için ömrümün sonuna geldiğimde kendimi affedebilecek miyim? Neden kedi değilim de insanım ve neden insan olmak bu kadar zor? Bu soruların daha da aptalca olanları mevcut ama o aptal halimi, takdir edersin ki, burada sergilemem ileride bunları söylediğim için pişman olmama yol açabilir. İçimdeki Pollyanna aktif olduğu vakit "ah tatlım kendine haksızlık etme, sen aptal değilsin" diyebilir ve ben de o Pollyanna'nın gırtlağına sarılabilirim ki bunu yapmak istemem çünkü ona ihtiyacım var.

Bir de M. var. M.'ye "salak" dedim bugün. "Bana neden salak diyorsun?" diye sordu. "Bu seni sevme şeklim" dedim. "Eğer sana M. Bey diye hitap edersem asıl o zaman kork" dedim. Doğru söylüyordum. Biliyordu zaten o yüzden ona salak dediğim zaman gülümsüyordu çoğu zaman. Bazılarımız tersiz işte ne yapalım. Sevgimizi de ters ifade ediyoruz öfkemizi de. Aşırı nazik ve resmi davrandığımda insanlar bu yüzden korkuyorlar benden. Bu iyi mi kötü mü bilmem ayrıca umurumda da değil. Bununla gurur da duymuyorum. Sadece olan biteni anlatıyorum. Neden anlatıyorum bütün bunları bilmiyorum. Sanırım sadece saçmalamak hakkımı kullanıyorum. Böyle bir hak var değil mi? Yoksa buna da mı yasak getirdiler? Olamaz mı? Herşey olabilir güzel kardeşim. Şaşırmam ben, sen de şaşırma.

Her neyse. Bugün böyleydi işte. Saçmalaya saçmalaya gitti bitti. Çok fazla güldüm, çok fazla saçmaladım ve etrafımdakilerin saçmalamalarına hiç sınır koymadım. (sanki diğer zamanlarda sınır koyuyorum da, o sınırı sadece kendime koyuyorum çünkü biliyorum ki saçmalamaya başladığımda sınır tanımıyorum.) Sonuç itibariyle hepimiz rahatladık. "Ne kadar saçmalarsak o kadar iyi" dedik ve ipin ucunu koyuverdik. Bir yere tutunmadan akıp gittik. Merak etme düşmedik. Bir kez saçmalayınca birşey olmuyor. Ve tüm bu saçma sapan hayatın içinde sen bir kez saçmaladığında bütüne karışıp gidiyor unutuluyor herşey. Endişelenecek birşey yok. Yarın yine kaldığımız yerden akıllı uslu kuzular olmaya ve saçma sapan işleri anlamlı kılmaya çalışmaya devam edeceğiz. Endişelenecek hiç birşey yok... Endişelenme.

9 yorum:

  1. Ama saçmalamak hakkı güzel bir haktır ve bazen de çok iyi gelir insana:))
    Sevgilerimle kediciğim.

    YanıtlaSil
  2. Salak sözcüğünü ben de senin gibi kullanıyorum. Ve evet uzak durmak istediğim insanlara daha "nazik" davranıyorum. Aslında aşırı nazik:)

    Hepimizin bir "karakter dili " var:)

    YanıtlaSil
  3. soru sormayı öğrendin de, yanıtsız kalınacağını neden öğrendedin..?
    Hadi oradan "salak" kedi, aydan atladın da bu dünyada eline ne geçti ki..:-))

    karakedi

    YanıtlaSil
  4. Cidden saçmalamışsın...
    Çok eğlendim okurken :)

    YanıtlaSil
  5. KARÖSHİ'M: Evet öyle hepimizin bir dili var. Galiba bu yüzden bir insanı tanımaya çalışmak yeni bir dil öğrenmek gibi.

    VOLKAN: Hiçbirşey geçmedi vallahi :)

    BUĞDAY TANESİ: :)

    YanıtlaSil
  6. -saçmalama
    -saç malanmaz taranır
    -ıykk ne bu şimdi
    -saçmalıyorum işte
    -saç malanmaz taranır hi hi
    -ıykk bide bana diyorsun
    -saçmalıyorum işte
    -saç malanmaz taranır ehi ehi
    .
    ..
    ..
    ...
    ..
    ..
    .
    -saçmalıyorum işte

    madem bugün saçmalama günü görev tamamlanmıştır xD

    YanıtlaSil
  7. se ndaha öncede bi saçmalamıştın, ben mi saçmaladım yoksa :)

    YanıtlaSil
  8. VODVİL: İyi geliyor ama di mi :)

    EVREN: Arada bir saçmalarım ben. Dinlendiriyor insanı :)

    YanıtlaSil