10 Ekim 2009

TÜFEK, ÇOCUKLAR VE GÖKYÜZÜ


Sonbaharın nefis güneşinin tadını çıkarmak için bahçeye çıktım. Henüz yeşil olan tombul portakallara baktım, sararmış üzüm yapraklarına, tek tük kalmış kuşlara. Bunlara bakınca insan gerçek dünyadan kopuyor. Akıl sanıyor ki; bütün bunlar varsa herşey yolunda. Bütün bunlarla çevriliysen tüm dünyada ufak tefek aksamalarına rağmen iyi bir yer, güzel bir yer, umutlu bir yer. Hele de başında böyle mavi koruyucu bir kubbe varsa...

Çok geçmeden bir kaç çocuk sesi geldi arka taraftan. Döndüm ve donup kaldım. On altı yaşından büyük olmayan bir çocuk elindeki tüfeği bahçedeki maydonozlara yöneltmişti. Yanında hemen hemen kendi yaşında bir çocuk ve sekiz ya da dokuz yaşında başka bir çocuk da onun nişan aldığı yöne bakıyordu. Aramızda şöyle bir konuşma geçti:

-Arkadaşlar ne yapıyorsunuz?
-Kuş avlıyoruz abla.
-Canım maydonozların içinde kuşun ne işi var?
-Var var abla bak şurdaki ağaçlarda da var.
-Canım lütfen yapmayın bakın burada hasta, yaşlı anneannem var. Bir de küçük  çocuklar  var. Her an bir yerden çıkabilirler. Çıkmasalar bile uyuyorlardır. Korkarlar.
-Yok abla bu tüfek ses çıkarmıyor.
-Canım lütfen bakın rica ediyorum gidin burdan.
-Ya abla birşey olmaz ne korkuyorsun bu kadar?
-Lütfen dedim çocuklar. Rica ettim ama...
-Tamam tamam gidiyoruz.
-Teşekkür ederim.

Arkalarını dönmüş giderlerken tekrar seslendim. Dönüp yanıma geldiler. Onlara şiddetin korkunçluğundan başlayıp el kadar kuşları öldürmenin ne büyük bir vahşet olduğuna uzanan bir dizi cümle söyledim. Tüfek yerine başka bir şeylerin elinde olması gerektiğini, insanlara zarar vermek niyetinde olmasa bile zarar verebileceğini, eğer biri onun yüzünden zarar görürse hayatı boyunca bu vicdan azabından kurtulamayacağını da ekledim. Hiç ses çıkarmadan dinlediler. Sonra eli tüfekli olan ağzındaki sigarayı yere atıp ezdi. Dudağının kıyısına bir gülümseme oturtup şöyle dedi: "Boşversene abla bize birşey olmaz." Elindeki tüfeğe bakıp ürperdim. Diğer iki çocuğa baktım o delice bakan gözler, o garip korkusuz gülümseme onların yüzüne de yerleşmişti. Tanıdık birşeyin kötü taklidi gibiydiler. Ve örnek aldıkları o şey, muhtemel ki ekranların gerçek olmayan karakterlerinden biriydi. Sahte kurşunlardan kaçan, atladıkları binadan koruyucu bir ağa düşen, korkmaları için bir sebep olmayan çünkü o korkusuzlukları senaryodan ibaret olan adamlardan biri...

Arkalarından bakarken düşündüm: Bu ne garip bir ükeydi böyle. Daha dün kısa pantolonla sokaklarda koşan bir çocuk, nereden bulduğu meçhul bir tüfekle hiç kimsenin başına bir bela açıp açmayacağını umursamadan evlerin arasında avcılığa soyunuyor ve kimse buna birşey demiyordu. On altı yaşında bir çocuk öldürmek gibi bir zevke sahipti işin tuhafı. Hobileri arasında spor yapmak değil de öldürmek vardı. Yüzündeki o bilmiş ifade ise televizyon ekranlarındaki o ünlü korkusuz astığı astık kestiği kestik adamların çatık kaşlı, delice bakan gözlü ifadesiydi.

Sabah bana armağan edilmiş umutlu ve coşkulu ruh çocukların ayaklarının altında ezilip yitti. Yerini kederle konuşan bir iç sese bıraktı. Şöyle diyordu o ses: Bu mavi kubbe altındaki herşey yalan. Umut da öyle daha iyi günler beklentisi de. Kimse bizi korumuyor ve kimse daha iyi bir dünya olacağına inanmıyor artık. Tek bir gerçek kaldı kala kala ve o gerçeğin adı vahşet. İnsan içindeki o ilkel duyguyu özgürlük adına gün ışığına çıkarıyor ve her yan kana boyanıyor. Kimse kimseyi durdurmaya kalkmıyor çünkü kimse kimseyi dinlemiyor artık. Bu yüzden kimi akıntıya kapılmış gidiyor kimi ise küsüp evine saklanıyor. Dünya gün be gün dengesini yitiriyor ve ne yazık ki her yerde kötülük zaferler kazanıyor.

Başımı gökyüzüne kaldırdım. Mavi kubbe paramparçaydı...

Fotoğraf: Life

12 yorum:

  1. endişe verici... dear wendy'i izlemeni tavsiye ederim...

    göksel...

    YanıtlaSil
  2. Dünyanın çoğu ülkesinde oyuncak silahlar yasaklanırken ne yazık ki ülkemizde ilk iş olarak erkek çocuklara hediye edilen oyuncaktır tabanca. Ağızlarında sigara, ellerinde gerçek bir silahla dolaşan o çocukların aileleri buna nasıl müsade ediyor anlamıyorum ve o çocukların 4-5 yıl sonraki hali beni gerçekten korkutuyor...

    YanıtlaSil
  3. biri bu yakınlarda sinemaya gidecek sanırım :)

    http://www.imdb.com/title/tt1034032/

    YanıtlaSil
  4. Kutulardan beşyüzbin çıktığında kırılan cam sesi gibi bir sesti duyduğun değil mi?
    Hergün umutlarımızın sarayının camdan pencereleri işte böyle bir bir kırılıp dökülüp yerle bir oluyor.Kapat kapılarını canım portakallara maydanozlara rağmen,vahşet kaplamış ortalığı artık dilinden çıkan güzel sözler duyulmuyor.

    YanıtlaSil
  5. ...yazı üstüne denilecek birşey yok walla fulya abla. yine anlatmak istediğini öyküsel bir dille o kadar tatlı-sert anlatmışsın ki, kalemin hiç susmasın. İnsanların günümüzde içerisinde bulundukları şiddet olgusunu bugün çekirdek toplum olan ailelerin yaşadığı cinnet haberlerinde, şiddet görüntülerinde ve dahası yaşamımızın her anında bire bir yaşayarak tecrübe ediyoruz. Utanılması gereken bişey varki, bugün çocuklarımıza yaşayamayacakları bir dünya bıraktığımızda, kendi kutumuza gömülmeyi güzel birşey sanıyoruz.(Bana dokunmayan yılanın ebediyetini isteme, mantığını güttüğümüzden değilmiyiz bu halde?)

    Bu hiçbir söz bile etmeyen mantıksızların yarattığı toplum yüzünden tehlikeleri görmedikçe; biz daha çok kimlik, ırk, ideoloji, dil, mülkiyet savaşı veririz ve çocuklarımızda şiddetle, kinle dolarak silaha, kurşuna, kavgaya eğilimli olur.

    Sevgiler..

    YanıtlaSil
  6. Ne yazık ki Sevgili Kedi,

    Ayhh..inanır mısın! daha doğrusu şaşkınlığımdan inanamıyrum!!! Tam şu an size mesaj yazıyorken patır patır tabancalar atılıyor havaya!!! Gecenin bu sessizliğinde, Ataköy-Marina taraflarından gelen bu sesler!Resmen tüyler ürpertici dayanılır gibi değil...

    Akıllarınca; Neşeden mi, kederden mi, zevkten mi!sebebi her ne ise ama öyle sanıyorum ki büyük bir olası, abartılı bir coşku ve zevk gösterisi olmalı...Sonradan görme gösteriş düşkünü, ultra cehalet bir sürü görgüsüz!.. artık diyecek kelime bulamıyorum!

    Çocuklara, gençlere bu insanlar örnek oluyorken...Hiç bir şeye şaşırmamamız lazım...

    İnsanların neredeyse %70 i bu halde iken...dengeli, eğitimli ve ayakları yere sağlam basan, kişilikli ve sevgi dolu insan sayısı aralarda kaybolmuşken...her birimizin toplanıp; umut duasına çıkarak; "umuda yolculuk trenine binmemiz" gerekecek sanırım...

    Evet çok haklısın Sevgili Kediciğim, ama ne yapmamız gerekiyor!..Çevremizi değiştiremeyeceğimize göre, önce kendi bakış açımızı değiştirmemiz gerekecek belki de!.. Fırsat buldukça da şehrin bu karmaşasından uzaklaşmak en iyisi...

    Şimdi ben de o portakal ağaçlarının altında olmayı hayal ediyorum...dünyamızı hoyratça kirleten bu zalim insanlara inat, dimdik ayakta durabilen bu yemyeşil ağaçlarda hala hayat varken!..

    YanıtlaSil
  7. GOKS: Hem endişe verici hem de akıldışı... Mutlaka izleyeceğim, teşekkürler.

    BOOGİE: Ne kadara tuhaf değil mi oyun oynasınlar diye savaş aracı hediye etmek çocuklara. Böyle büyüyen çocuktan ne bekleyebiliriz ki? İçindeki şiddeti körüklemiyor muyuz bu sayede? O çocukların ana babalarını ben de anlamıyorum.

    KRİSTENSENN: Gönderdiğin linke baktım. Evet sanırım o filmi göreceğim :)

    SUFİ: İnsan tam da bunların ortasında durmuş yalan da olsa kendini iyi bir dünyaya inandırmaya çalışırken gerçek her yandan dürtüyor bizi. "İşte bu" diyor gerçek "eli silahlı çocuklar..."

    LİBERTERKEDİ: Hep ne düşünüyorum biliyor musun: Bugünün insanını değiştiremiyorsak en azından gelecek nesilleri birbirini seven, şiddeti arzulamayan ve barışsever insanlar olarak yetiştirebilmeliyiz. Fakat şu var o değişmeyen insanların yetiştirdiği çocuklar bunlar. O yüzden ellerinde silah var ve bu herkes için doğal. İnan bana umutlarım gün be gün azalıyor.

    ESMİR:Evet belki büyük bir kesimi değiştiremeyeceğiz ama bir kişiyi iki kişiyi değiştirsek en azından düşünmelerini sağlasak bu zincirleme gider belki. Başka çaremiz var mı?

    YanıtlaSil
  8. Umudunun yitirmek üzere olduğunu söylesende bıkmak yok fulya. İnadına savaşcaz. Nietzsche'nin bir sözü vardır ya "onlara uçmayı öğretemiyorsan, düşmesini öğreteceksin ki kurtarılabilecekleri aradan sıyırabileceksin". Bencil ve kinli görüksede, maalesef senin bile umudunu yitirmene sebep olan bu guruhu, ancak böyle elemine edip düzeltebilirsin sanırsam değil mi?

    YanıtlaSil
  9. Bunu garip karşılamayan tek memeli benim sanırım. Çocuklara yeniden seslenmene şaşırdım ben. =)

    YanıtlaSil
  10. LİBERTERKEDİ: Kedim ben yoruldum galiba bütün bunlara kafa patlatmaktan, sürekli bu tip şeyleri görmekten. Gerçekten çok yoruldum.

    BUZCEVHERİ: Seslenmek neye yaradı ki zaten umursamadılar. Onlar yine bildiklerini okuyacaklar.

    YanıtlaSil
  11. sapan daha mı masum kaldı ne...

    YanıtlaSil