13 Aralık 2012

Kal orada!

Algılama donabilir. Bir iş gününün ortasında saçma sapan bir işle uğraşırken, bir arkadaşınızla sıkıcı bir sohbetin ortasındayken ya da bir gazete haberini okurken öylece kala kalabilirsiniz. Size bir tavsiye eğer böyle bir duruma düşerseniz "bana ne oldu? Ne yapacağım şimdi?" falan gibi saçma sapan sorular sormayın kendinize. Çünkü bu sorularla hiçbir yere varamazsınız. Çünkü makine donmuştur. Gereksiz ve aşırı çalışmaktan isyan bayrağını çekmiştir zihniniz. Size vermek istediği mesaj çok basittir, "Yeter ulan! Senin gibi zirzopun saçma sapan olaylara takılıp onları sanki dünyanın en önemli olayıymış gibi evire çevire kocaman bir yumağa dönüştürmesinden bıktım. Yeter!" Bu kadar basittir mesaj. Kurcalamayın.

Benim gibi zirzop aklı olan biri iseniz eğer ve arada bir böyle donup kalıyorsanız ne yapmanız gerektiğini kendi tecrübelerinizle çoktan çözmüş olmalısınız. Ama eğer bu ilk kez başınıza geliyorsa o zaman belki biraz tavsiyeye ihtiyacınız olabilir. Belirtiler şöyle başlar, kendinizi ıssız ada fotoğraflarına merak sarmış biri olarak bulabilirsiniz mesela. Uzun uzun içinde insan olmayan manzaralara bakar durursunuz. Orada olmayı yalnız olmayı kimsenin sizden birşey istemediği ya da beklemediği günleri yaşamayı, üşümek, acıkmak, susuz kalmak gibi dertlerinizin olmadığı, basit ama çok basit bir yaşamınızın olduğunu hayal eder durursunuz. Bu bir lükstür elbette bilirsiniz bilmesine ya ruhunuz yine de bütün bu hülyalara karşı duramaz. Uçup gider bir palmiyenin tepesine konar, ılık güneşte yıkanır, kuş sesine kulak verir, denizin maviliğine şaşar kalır. 

Sonra masanızın önüne insanlar gelir. Birşeylerden söz ederler, birini şikayet eder ne kadar haklı olduklarından bahsederler. Cümlelerinin arasına kendilerini öven bir kaç sözcüğü de iliştirmeyi asla ihmal etmezler. Şaşar kalırsınız. Sahte bir utangaçlık altına gizlenmiş bu  kibrin nasıl olup da varolabildiğini aklınız bir türlü almaz. Bir de ellerinde alışveriş torbalarıyla aldıklarını size göstermeye hevesli bir grup vardır. Onlar sizi daha da şaşırtır. Siz sade ve basit bir yaşam peşindeyken onların evlerini, dolaplarını, çekmecelerini bütün bu çer çöple doldurup onların arasında ruhlarını kaybetmeleri dehşete düşürür sizi. 

Bakarsınız ki, herkes bir yana savrulmakta ve orada kendi benzerlerine yapışmaktadır. Sanırlar ki eğer o kocaman yığına tutunmazlarsa yutacak yeryüzü onları. Siz hiç bir yığının o sümüksü yüzeyine tutunmak istemezsiniz. Vıcık vıcık o yüzey midenizi kaldırır, içinizi bulandırır. İşte bu yüzden de koca dünyanın ortasına böyle şaşkın ve tek başına kalmış gibi hissedersiniz kendiniz. İşte o kalakalma hali budur. Etrafta gördüğünüz şeylerin aslında etrafınızda olmadıklarını fark etmiş olmaktır bu hal. 

Ama endişeye gerek yok. Hayat öyle fettandır ki sizi o kalakaldığınız halden çekip çıkarıverir. Aklınızı başınızdan alacak pek çok şey sunar, hiç birşey bulamazsa birine aşık eder ki farkına varmayın tüm bu saçmalıkların. "Yaşa git ulan ötesini berisini karıştırma" demenin en romantik yoludur çünkü aşk. 

Kalakalmak iyidir ayrıca. Size kendinizi kış uykusunda uyanmış ayı gibi hissettirir. Biraz kaba saba ama güçlü biraz yırtıcı ama mutlu biraz şaşkın ama dinlenmiş... İyidir bu yüzden kalakalmak...

Fotoğraf: natural home

4 yorum:

  1. Kalakalamayanlar için üzülüyor insan işte o zaman. Büründükleri rol ruhlarına yapışmış dudaklarından emerken hayatlarını, gözleri kapalı koşuyorlar tırsak atlar gibi.

    YanıtlaSil
  2. Hele ki fotoğraftaki kanepeye ilişip kendi sakinliğimde kalakalsam...

    YanıtlaSil
  3. guzel yazı,guzel blog.dususu erteleyebılmenız dılegıyle..ve bır kedi annesi olun hemen.

    YanıtlaSil
  4. HAZEL: Herkes kendi algıladığı gibi yaşıyor hayatı, kimi kalakalıyor kimi ise nehrin içinde bir yaprak...

    SİHİRLİ OKLAVA: Ah ah o kanepe beni nasıl çekiyor kendine bir bilsen...

    ADSIZ: Çok teşekkür ederim. Kedilerimiz vardı bahçemizde. Hem 3 tane siyah kedi. Ama alçağın biri onları zehirledi yakın zamanda:(

    YanıtlaSil