26 Kasım 2012

sendromtesi

Pazartesi sendromu diye birşey var. Haydi çalışanlarda bu sendromun olması normal, ev kadınları ve emeklilere ne oluyor peki? Onlar da yaşıyorlar bu sendromu. Medyanın gücü mü demeli? Hani bir laf vardır "hayatlarında hiç aşktan söz edildiğini duymasalar asla aşık olamayacak insanlar var." diye bu söz belki aşk için değil ama pazartesi sendromu için kesinlikle geçerli.

Medyanın benim üzerimde kafamın içine yerleştirdiği abuk sabuk fikirlerden daha fazla etkisi var. Diziler mesela. Geçen gün hangi dizide olduğunu hatırlamıyorum şöyle birşeye rastgeldim, bir adam kızın birine diyor ki "seni görmezsem mutlu olamam" kız da ona diyor ki "dünyada mutlu olmak için 1 milyon sebep var." Hemen altta bir yazı beliriyor, "Dünyada mutlu olmak için 1 milyon sebep var." Tahmin edeceğiniz gibi bu bir içecek reklamının sloganı. Sağlıklı ve normal bir insan olarak sinir oldum tabi. Ulen herşeyin içine sızmak zorunda mısınız? falan dedim. Vallahi yakında insanlar iç çamaşırlarına bile reklam alacaklar. Hatta bırakın çamaşırları vücutlarına dövme olarak belki bazı sloganlar yazdırırlar. Şunlara ne dersiniz, kızın biri boynuna "ateş bizi çağırıyor" yazsa mesela, ya da adamın biri baldırına "sağlam basıcan bu hayatta" yazdırsa. Yaparlar valla, hiç şaşırmam.

Bu ara Murakami'nin 1Q84'ünü okuyorum. 1255 sayfalık tuğla. Muhtemelen kitap bittiğinde okuyuş biçiminden dolayı Arnold ya da Stallone gibi kaslara sahip olacağım. O kaslardan birinin üzerine Murakami diğerine de 1Q84 yazdırırım artık. Neyse söz etmek istediğim bu değildi. Murakami'yi severim ama birşey beni deli ediyor. Birini tarif ederken kıyafetlerini ayrıntısıyla anlatıyor, hangi renk olduğunu, nasıl olduğunu hatta markasını bile veriyor. Calvin Klein ceket giyen adamlar, 1960 tasarımı Givenchy elbise giyen kadınlar, Polo tişörtler falan. Okurken gözünde canlandırıyorsun tamam harika ama şimdi düşünmeden de edemiyorsun,  Murakami'ye bu markalar şöyle mi diyorlar, "kardeş sen bizim isimlerimizi yaz romanında biz de seni görürüz."  Böyle birşey yok da bizim Murakami çok mu meraklı giyim kuşama. Bunu bazı başka romanlarda da görüyorum gerçi. Çok mu cahilim bu işler böyle mi dönüyor yoksa kafam artık komplo teorilerinden başka birşey üretmiyor mu?

Bu konu bir kenara kitap çok güzel. İnsanın başta gözü biraz korkuyor kalınlığından ama başlayınca da elinizden bırakamıyorsunuz. Keşke bir kaç cilt yapsalarmış ama yapmamışlar nedense. Kitapevlerine seslenerek noktalayalım öyleyse, "Arkadaşım lütfen 1000 küsür sayfa olan kitapları birkaç cilt yapın, çok ağır oluyor, okuyamıyoruz. Lütfen.."

Resim Slawek Gruca

6 yorum:

  1. vayy 1255 sayfa....insanların ne çok söyleyeceği şeyi var ve bazıları bunları ne kadar güzel söylüyor. çantaya da sığmaz ki şimdi o tuğla:) biliyo musun:) o kitabı elinde gören hiçbir erkek sana yanaşmaz:)
    sevgiyle öptüm.

    YanıtlaSil
  2. Valla bana kimse yanaşmaz o kitabı görünce. Birinin kafasına atsan maazallah, cinayet silahı :)

    YanıtlaSil
  3. he he haklısın ben hiç öyle düşünmemiştim. düşünsene ne entellektüel bir cinayet olurdu:)

    YanıtlaSil
  4. kitabı çok merak ediyodum, ilk günden baskısı tükenmiş falan vay canına ne biçim de bi kitapmış şeklinde görüşlerim vardı ama başlayıp sevemeyip bırakmaktan korktuğumdan hiç almamayı tercih ettim(:

    sonra blog blog dolaşırken hep olumlu yorumlara, en sonunda da sizinkine denk geldim; daha da beklemem alırım artık:)

    YanıtlaSil
  5. Yıllar önce bir dizide, babasına kahveye gittiğini söyleyemeyen Mükremin Çıtır karakteri Tirbüşon karakterine " Kütüphanede kalın kitapların altında buluşalım" diyordu. Kalın kitaplar okumak iyi bir şey alt mesajı verilmeye çalışılıyordu.Diğer kolun altına "Mesnevi'yi" tavsiye ederim. Maksat,kol kasları dengeli çalışsın.

    YanıtlaSil
  6. GUGUK KUŞU: Aman Allah korusun :) Ama o şekilde işlenmiş bir cinayetten Murakami'nin ne acaip bir roman çıkaracağını düşün :)

    SEMMA: Kitaba bayılacaksın emin ol :) Ben çok sevdim.

    BESTAMİ BEY: Mesnevi tam karşımda duruyor :) Bir elime Muralami'yi bir elime de Mesnevi'yi mi alsam diye düşünmekteyim. Bir ondan bir ondan okurum. Ama ya ikisini birbirine adapte edersem. Ortaya çıkacak metni ve bendeki kafa karışıklığını hayal edebiliyor musunuz :D

    YanıtlaSil