14 Kasım 2012

Benim asıl canımı sıkan şey...

Bir arkadaşıma geyik bir doğum günü partisi düzenledik. Aslında amaç doğum günü kutlamak değildi. Bir araya gelip muhabbet etmek aynı zamanda da koca adama doğum günü pastası üzerindeki mumları üfletmek ve günü o geyikle sona erdirmekti. G. garson kıza mum olup olmadığını sordu, kız "var. kaç yaşına giriyor, kaç mum koyalım?" dedi. G. güldü. "Yok yahu yaş sayısı kadar muma gerek yok, koca adam zaten"dedi. Garson kızın cevabı şahaneydi "Madem koca adam ne diye doğum günü partisi yapıyorsunuz?" Hepimiz dumur vaziyette kalakaldık. Aynı kız oflaya puflaya masalara bardakları, çatal bıçakları, tabakları koydu. Oflaya puflaya gitti ve oflaya puflaya geri dönüp benden çakmak istedi. Verdim. Köşeye geçip bir sigara yaktı. İstediğimiz çayları daha sonra içebileceğimize karar vermiş olmalı ki pek umursamadı. Uzun uzun sigarasını içti. Oflaya puflaya sigarasını söndürdü ve aşağıya indi. Elinde pastayla geri geldi. Çakmak istedi, pastanın üzerindeki mumları yakacakmış. "Az önce sana vermiştim çakmağımı"dedim. Omuz silkti, yan masadakilerden birinden çakmak aldı pastanın mumlarını yaktı. Binlerce kez ofladı pufladı ve ortadan yok oldu.

"Bu kızın neyi var böyle?" dedim. "Bir derdi ya da sıkıntısı var herhalde ki böyle aklı başında değilmiş gibi davranıyor." Öyle değilmiş. Bu onun tarzıymış. "İşte" dedim "yaptığı işe saygısı olmayan, işinde iyi olmayı umursamayan biri daha." "Nasılsa geçici bir iş paramı alır günü bitiririm" mantığıyla hayatlarına, işlerine devam eden genç kızlar ve adamlar. 

Dün M. ile bu konu üzerinde konuşuyorduk. Cafe sahibi bir arkadaşının bir türlü doğru dürüst garson bulamadığından yakındığını, bulduğu tüm garsonların en fazla 2 ay çalıştığını söylediğinden söz etti. Bundan yakınan çok işveren varmış. Konuştuğu tüm işverenler aynı şeyi söylüyormuş neredeyse. Sonra eski zamanlardan konuşmaya başladık. Cafelerde, lokantalarda biz çocukken hep aynı garsonların çalıştığını hatırladık. Kimsenin servislerden ya da kaba davranışlardan şikayet etmediğini, hatta lokantaların müdavimleri ile garsonlar arasında dostluk olduğunu konuştuk.

Ben bunun nedenini genç adamların ve kadınların artık dünyadaki herşeyden haberdar olmasına bağladım. Bu küçük yerdeki hayatın onlara artık yetmediğini, internetten, televizyondan kendi yaşlarındaki gençlerin nasıl yaşadıklarını gördüklerini ve o hayata imrendiklerini, garsonluğun onlara ağır geldiğini, sürekli kafalarında  yaşıtlarınınki ile kendi hayatlarını kıyasladıklarını bu nedenle de asla mutlu olmadıklarını ve yaptıkları işe saygı duymadıklarını söyledim. Eskiden böyle değildi çünkü o zaman insanlar bu küçük yerde dış dünyada neler olup bittiğinden habersiz yaşıyorlar ve kendi işlerine bakıyorlardı. Televizyon siyah beyazdı ve sadece bir eğlence aracıydı. Şimdiki gibi seni sürekli almaya, tüketmeye, daha iyisini hak ettiğine inandırmaya ve o hayatı elde etmek için elinden geleni ardına koymamaya teşvik etmiyordu. Belki de bu yüzden, insanlar yaşadıkları yerde olabildiğince mutlu olmaya çalışıyorlardı. Dünya o zaman onlar için kocaman bir yerdi. Şimdi ise dünya küçük ve hepimize "istediğin herşeye bir şekilde ulaşabilirsin" diyen reklamlarla dolu her yan. 

Geçmişe mehtiye düzmüyorum. Geçmiş geçmişte kaldı ve elbette bugün onu sadece güzel taraflarıyla anımsıyoruz. Benim canımı sıkan dünya "ilerledikçe, modernleştikçe" daha mutsuz oluşumuz. Belki de modernliğin bedeli budur. Belki de bu yüzden bazılarımız sürekli köylerde, dağ tepelerinde yaşama hayali kurup duruyoruz. Bu bedeli ödemekten memnun olmayan bazılarımız elbette. Kaymağını koca göbekli adamların yediği, sefasını koca popolu hanımların sürdüğü modern dünyanın zehrini, pisliğini biz taşımak istemiyoruz. Mutluluk gerçekten sadelikte belki...

Fotoğraf: Hi-Tech

10 yorum:

  1. katılıyorum, ve mutluluk sadelikte bence.. ^^

    YanıtlaSil
  2. Mutluluk başka birşey. Nerede karşımıza çıkacağı hiç belli olmuyor. O sebeple, biryere yada bir nesne takılıp kalmamak lazım, mutluluğu bulmak için.
    :)

    YanıtlaSil
  3. Tabii bir de kafe sahiplerinin tam istedikleri gibi dört dörtlük bir servis elemanına ne kadar maaş vermeye niyetli olduklarını sormak lazım.

    YanıtlaSil
  4. İçimizdeki mutlu olan kadını/erkeği
    unuttugumuzdan dolayı belkide..
    Aslında o içimizden bağrıyor ama biz o kadar sağır olmuşuz ki duyamıyoruz.
    Sevgimle..

    YanıtlaSil
  5. modernizmi, hoş görünen ve konfor sunan, mutluluk vaat ediyormuş gibi görünen kocaman bir saraya benzetirim hep. bir gün mutlu olma umuduyla sarayda yaşamaya devam eden o mutsuz prens ve prensesleriz bizler de..

    YanıtlaSil
  6. Çoğu insan işinden mutlu değil... Hizmet sektöründe olanların mutsuzlukları malesef ulu orta oluyor. Ama herkese empati, herkese empati biz de nevir kalmıyor sonra, dönüyor. :)

    YanıtlaSil
  7. 5 metrekare bir karavanda en az eşya ile mutlu olabiliyorsak, gerçekten mutluluk sadelikte.

    YanıtlaSil
  8. Tespitlerine sonuna kadar katılıyorum kedim ancak hizmet sektöründe özellikle de zincir restoran/ cafe türü yerlerde çalışanların çektiği çileyi de gözardı etmememek lazım genellikle 12 saat civarında ve asgari ücretle çalıştırılyorlar, zorunlu izin vs maaşlarından kesiliyor pek de kolay bir yaşamları yok maalesef. Ancak o koşullarda bile işini özenli yapan güleryüzlü insan dolu bu da işte iç enerji ve özsaygı ile açıklanabilir.

    YanıtlaSil
  9. lojmanda büyüdüm ben, lokal derdik en alt katta büyük bir restoran, cafe önü yazlık gazino artık ne dersen kocaman bir yer vardı.
    kamu personeli idi garsonlar, aynı yerde neredeyse 20 yıl çalıştılar, ama bir kaç tanesi hariç güleryüzlü, çalışkan ve çok terbiyeli insanlardı. malum eski zamanda kamu personeli hiç mi hiç işten atılamazdı, ona rağmen işlerini gayretle şevke yaparlardı.
    çalışan proifi gibi müşteri proifili de değişti tabi bu arada. kendini bilmez, şımarık, karşısındakini ezmeye çalışan geri zekalıları da unutmamak gerek :)

    YanıtlaSil
  10. NEVROTİK: Kesinlikle...

    UYUŞUK HAYALPEREST: Doğru ama sanki arada bir bunu unutuyoruz.

    JEDİ LOST: Bunu ben de sordum.Akıllara ziyan derecede az kazanıyorlar. İnsanların çaresizliklerini sömüren patron sayısı hayli fazla galiba.

    ELİF: Hayat bizi bu hale getiriyor. buna karşı durmak çok zor.

    LALEHAN: Mükemmel bir benzetme. Aynı fikirdeyim.

    VLADİMİR: Doğru vallahi. Fazla empati insanın içini mi kurutuyor ne?

    BESTAMİ BEY: Ben bu ara öyle bir karavanda yaşamak istiyorum.

    KIVIRCIK KAFA:Ben o zincir restoranlardan birinde oturmalarının kesinlikle oturmalarına izin verilmediğini duyduğumda dehşete düşmüştüm. Zalimliğin bu kadarı... Daha neler var kimbilir.

    NALAN: Çok haklısın. Kendini bilmez şımarık ve servis yapan insanı ezmeye çalışan bir sürü gerizekalı var. Çok rastladım onlara. Tam dayaklık işte onlar.

    YanıtlaSil