05 Kasım 2012

aşıklar parkı oluyor da okurlar parkı neden olmasın...

Bir önceki yazımızda (ay ay ben iyice kendimi birşey sanmaya başladım. Lafa bak "yazımızda" pöh!!) artık sizleri kedere gark eden yazılar yazmayacağımızı söylemiştik değil mi saf ve düşünceli okur. Ama bugün düşündüm ki benim hayattaki amacım kendi dengemi bulmak için başkalarının dengesini bozmak. (Tam bu noktada sizlere bir Erol Taş kahkahası armağan ermek isterim ki içimdeki kötücüllüğün farkına varabilesiniz. Zira sizleri uyarmak benim görevim. Bir an önce kaçıp kurtarın kendinizi. Demedi demeyin.)

Az önce ellerimi yıkarken aklıma nefis fikirler gelmişti. Şimdi ise Ali Ağaoğlu yüzünden aklımda ne var ne yoksa uçup gitti İstanbul'un gobeğeeendeki enfes dahiyane fikirlerini hayata geçirmek üzere duyduğu heyecanı görünce benim bu zavallı sümsük yazımın hiç de dahiyane fikirlerle dolu olmadığını farkettim. Gidip tekrar mı ellerimi yıkasam belki aklıma başka fikirler gelir. Ama ya bu kez de Erol Evgin o dokunaklı sesiyle reklamlarda boy gösterip çocukluğumun hayallerini yerle bir ederse. Ben çocukken Erol Evgin'e tapardım. Onun dünyanın en güzel gülümsemesine sahip tek adam olduğunu düşünürdüm. Sanırım ona aşıktım. Benim yaşlarımda olup da çocukken Erol Evgin'e aşık olan o kadar çok kız tanıyorum ki bu Erol evgin meselesi çok acaip birşey...

Ne demiştik, kendi dengemi bulmak için başkalarının dengesini bozmak gibi acaip bir hayat amacım vardı di mi? Evet. Bugün çok acaip sıkılıyorken H. üzerinde bir deney yaptım. H.'yi olabilecek her şekilde sinir ederek kendime geldim. H. elbette dengesini yitirdi. Bense biraz hafifledim sayılır. Sanki tahtırevallide gibiydik. O ağırlaştıkça ben gökyüzüne doğru yükseldim. Zalim miyim? Hayır değilim. Onu baştan uyarmıştım. Ama o benimle mücadele edebileceğini söyledi. Kendine güvenen dişli bir rakip bulduğuma sevindim ama H. beni inanılmaz bir hayakırıklığına uğrattı. Sonundan bana 10 dakika susmam için 50 Lira teklif etti. Kabul ettim ama parayı almadım. Zira susarak ne kadar irademe hakim bir insan evladı olduğumu göstermekti niyetim. Fakat 8 dakika sonra biraz daha susarsam boğularak öleceğimi farkettim. Bu tıpkı havayı içinde tutmak gibiydi. Kelimeleri ağzından çıkarmazsan da aynı şey oluyor. Lütfen denemeyiniz! H. benim ona 50 Lira vermem gerektiğini söyledi. Ona toz olmasını söyledim. Allah'tan belasını mı istediğini sordum. Elbette hayır dedi. Biraz daha ısrar edecekti ama onu 3 saat boyunca aralıksız konuşmakla tehdit edince vazgeçti.

Gün fena değildi. Ama her sonbaharda olduğu gibi eve koşup bir battaniye altında kitabımı okumak için dayanılmaz bir istek duydum. Aslında benim yıllık izinlerimi yaz aylarında değil sonbaharda almam gerek. Çünkü sürekli işten kaçma hayali kuruyorum. Battaniye altı değil de bir parkta okumak daha keyifli olurdu diye bir hayal de kurdum aslında. Mesela okur-yazar parkı diye bir park olsa. Kapıdaki güvenlik görevlileri sizin bir okur olup olmadığınız anlamak için önce çantanızdaki kitaba baksa, sonra mesela Karamazov Kardeşler, Moby Dick, Savaş ve Barış daha bir sürü kitaba dair sizi ayaküstü sözlü yapsalar, bu parka ancak öyle girebilseniz. Hani okumaya değil de insanların cüzdanlarını çalmaya ya da onları sinir etmeye gelenleri parktan uzak tutmak amacıyla. Biz gidip orada bir bank bulsak, üzerimize sarı yapraklar dökülse, gidip nefis bir fincan kahve alsak hemen parkın içindeki dükkandan, zaman zaman banka uzanarak zaman zaman oturarak zaman zaman da ayaklarımızı toplayarak o bankta kitaplarımızı okusak. Okumaktan yorulunca başka okurlarla oturup kitaplar üzerine sohbet etsek...Fena mı olurdu?

Bu yazı bitmez kıymetlim, iki gözüm okur. Ben çenemi kapayayım da şu kanepeye uzanıp televizyona bakayım. Belki yine Ali Ağaoğlu çıkar. Hatta belki Erol Evgin bile çıkabilir, belli mi olur?

Fotoğraf: Favim.com

7 yorum:

  1. harika olurdu:)
    nescafelerimizi çaylarımızı termoslarda getirsek, soğuk günlerde ekose battaniyelerimizi dizlerimize örtsek, hımm hatta kış bahçeleri olsa tamamen camdan, içerde soba yansa çıtır çıtır, patlamış mısr...ayy ben dağıttım galiba:)

    YanıtlaSil
  2. Bence de güzel fikirmiş. Hele öyle herkesin girmemesi müthiş. :)

    YanıtlaSil
  3. Ben de küçükken Erol Evgin'e aşıktım sonra saçının peruk olduğunu öğrenip hayal kırıklığına uğradım. Ben de isterim öyle bir park , hem de mesela aşık okurlar parkı da olsun, her bank çift kişilik olsun :) Sevgiler.

    YanıtlaSil
  4. Çoğu kişi böyle bir park istediğine göre, hemen çalışmalara başlamalıyız.

    Sahiden ne de güzel olurdu. Ah, okumayı kütüphane ile özdeşleştiren benim güzel milletim..

    YanıtlaSil
  5. GUGUK KUŞU: Ben herhalde sürekli orada olurdum :)

    UYUŞUK HAYALPEREST: Kesinlikle...

    BAL: Çift kişilik banklar hımmm :) Okumak yalnızlık ister sanki. Tamam bazı banklar çift kişilik olsun :)

    EMİLİA:Ben kütüphanelerde okuyamıyorum ya. Sahi neden okuyamıyorum kütüphanelerde ya. Bunu bir düşüneyim.

    YanıtlaSil
  6. Biz inat etsek öyle bir park kursak, sevincimiz kursağımızda kalır. Ağaoğlu parka bina diker, balkonları bahçeli olur oraya da kitaplık koyar, Erol Evgin'de gelir utanmadan pazarlar.(Daha ne kadar paraya ihtiyacı varsa!)

    YanıtlaSil
  7. BESTAMİ BEY: Doğru söze ne denir ki? bu ülkede bütün sevinçler kursaklarda kalıyor.

    YanıtlaSil