27 Kasım 2012

Eğer ben bir Kızılderili olsaydım...

Eğer ben bir Kızılderili olsaydım büyük ihtimal adım "göbeği kendinden önce giden tembel teneke" olurdu. Daha doğrusu önceki adım başka birşey olurdu da son haftalardaki halim olsa olsa bu adı hak ederdi. Evet itiraf ediyorum şu aralar biraz şişkoyum. Yok öyle aman aman değil, endişeye mahal yok ama eskiye nazaran (bu lafa hastayım) tosun denebilir. "Eee rejim yap" diyen kendini bilmezler çıkabilir aranızda ama baştan söyleyeyim o sözü söyleyene sırtımı dönerim. Zaten annem sürekli "Sen biraz kilo mu aldın kuzum" deyip duruyor. Haydi annemi boşvereyim ama ya dün olanlar. Benim koca göbekli arkadaşım Z. "Ay ben çok yedim galiba nefes alamıyorum" lafımın üzerine "şişkooo şişkooo" diye uzun bir müddet benimle dalga geçti. M. de eksik kalmadı ikisi bir güzel makaraya sardılar beni. Oysa Z. hiç saklamaya gerek duymadığı göbeği M. ise bol gömlekler olmadı kucağına aldığı yastıklarla saklamaya çalıştığı göbeğiyle hiç de benden kalır değiller ama işte makaraya sarılan ben oldum. İnsan kendisiyle dalga geçince diğerlerine de mi çanak tutuyor acaba? Şöyle şişko oluşunu dert eden ve kendisine şişko dendiği zaman ağlayan, küsen ve bir kaç gün bunalıma giren, bunalımına paralel olarak rejimini sürdüren bir tip olamadım ya, yanarım yanarım da ona yanarım. 

Kızılderili dedim de aklıma geldi. Burada bir köy var adı Kızıldere. Bizim karşı komşu da o köydenmiş. Annem onlardan söz ederken Kızıldereliler der. Benim safın safı bir arkadaşım, annemin onlardan söz ettiğini duymuş beni kenara çekip sordu "Sahi Kızılderililer mi yaşıyor karşınızda? Durur muyum? "Ah sorma kardeş" dedim "Biliyorsun yıllar önce ülkeleri istila edildi. Bunların ataları da o zaman düşünmüşler nereye gitsek diye. Haritayı açmışlar öncelerine kabile reisi saçından bir teli koparmış ve havaya üflemiş. O da ne saç teli bizim buranın üzerine düşmüş. Onlar da buraya taşınmışlar." Ağzı açık dinledi beni. Ben onun saflığına hayretler içinde bakarken o hikayenin büyüsüyle kendinden geçmişti bile. Dudaklarımın kenarındaki alaycı kıvrımı (Ay ben bu tanıma da hastayım) görünce anladı dalga geçtiğimi. "Şaka yapıyosuuuuun" diye şakıdı. Sırıttım hem de en pisinden. O da saçımı çekti. Anlattım onların Kızılderili değil Kızıldereli olduğunu, Kızıldere'nin bir köy olduğunu.

Dün bir arkadaşım kendinde en sevmediğin özellik nedir diye sordu. Öfke dedim ama galiba alaycılık olmalıydı. Kimseyi küçük düşürmek amacıyla yapılan bir alaycılıktan söz etmiyorum elbette, bunu asla yapmam. Ama biri bana yukarıdaki gibi bir malzeme verince dayanamıyorum elimde değil. Bu kötü mü? Değil galiba. Çünkü sonunda herkes gülüyor ve komik anılar olarak bunları bir yerde saklıyor. Birşeyin sonunda herkes gülüyorsa bu onun kötü birşey olmadığını ölçmek için yeterli bir ölçüt değil midir? Ne diyorsun?

3 yorum:

  1. bence de kötü bir şey değil^^ gülümsemek için bir bahane nasıl kötü olsun ki^.^

    YanıtlaSil
  2. gülmek iyidir.güldürebilmek ise ciddi bir iştir. :) o uzun kızılderili ismi bana da pek uygun.

    YanıtlaSil
  3. gel biz buna alaycılık değil kelimelerle oynama sanatı diyelim:) ben de senin kadar cesur değilim ama kendi kafamın içinde neler konuşuyorum ki ben bile utanıyorum sonunda:) sanat güzeldir her zaman!
    hımmm boğa burcu yapamaz....makarna varsa yenir, bak nasılda canım istedi şimdi, benim kutsal yemeğim.
    amaaan yeni halini "gürbüz" olarak da tanımlayabilirsin. ne dersin? sevgiyle kal arkadaşım.

    YanıtlaSil