28 Eylül 2011

kalbimizi sıkıştıran o el...

Sakin bir gün geçiriyorsanız ve o gün olması gerektiğinden fazla sorunsuz ise altında bir bit yeniği arayabilirsiniz. Çünkü fareler işlerini sessizce görürler ve birinin oturduğu sandalyenin bacağını kemirip, O zavallı masum orada huzur ve güven içinde otururken düşmesine neden olurlar. Siz de, arkadaşınız gümmmm diye düştüğünde, sanki beyninizin tüm kabloları çekilmiş de geriye tek bir cümle bırakılmış, o cümleden başka hiçbir şeyiniz yokmuş, eğer onu sürekli tekrarlayıp durmazsanız o da elinizden alınacakmış gibi sürekli "nasıl olur, nasıl olur, nasıl olur, nasıl olur..." diye yineleyip durursunuz.

Ama bu işin nasıl olur'u yoktur. Eğer işin içinde içi nefret ve hınçla dolu birileri varsa, o nefretle, hınçla dolu olanın yapacaklarının sınırı yoksa ve ne korkunçtur ki böyle birine karar verme yetkisi tanınmışsa, o hınç ve nefret sahibi kişi kendisine kurbanlar bulacak ve insanların hayatları ile oynamaktan müthiş bir haz duyacaktır. İşte benim arkadaşım da böyle birinin kurbanı oldu.

İnsan böyle durumlarda adaletin nerede olduğunu merak ediyor ve Tanrı'nın adaleti kavramı ile çekişip duruyor. Bazılarının kalbinin içi bütün bu pisliklerle dolmuşsa, o pislikler gün be gün birilerinin üzerine bulaşıyor, birilerinin hayatını mahvediyorsa, kimse buna dur diyemiyorsa, Allah'ın cezası bir sistem içinden çıkılmaz hale gelmişse biz neye tutunacağız biri bana söylesin? Neye güveneceğiz ve nasıl yaşayacağız? Her gördüğümüz kötülüğü Allah'a havale etmeye alışmış bir toplum olduğumuz için değil mi bu sistemin hepimizi çiğ çiğ yemesi? Siz elleriniz, kollarınız bağlı hissetmiyor musunuz kendinizi? Neresinden tutsanız elinizde kalan bir paçavradan ibaret değil mi artık hayat?

Öfkelenme diyorlar bana. Öfkelenirim. Öfkeleneceğim de... Bu namusuzluk, bu zalimlik ve bu kapkara kalpler olduğu sürece öfkeden basacağım küfürü hiç utanıp sıkılmadan. Siz de basın, ağzınıza geleni sayın, kimse duramıyor bu pislik düzen karşısında en azından tükürün üzerine. O kadar çok tükürün ki önünü göremesin, yalpalasın ve dilerim uzayın en derin karanlığında yok olup gitsin. Lanet okuyun mesela. Hani belki birinizin ki tutar da sistemin dişlerinden bir kaçı kırılır. Olur ya... Madem hiçbir şey yapamıyoruz, madem kollarımız bağlı ayaklarımız prangalı dilimizi de bağlamadılar ya. Basın küfrü hadi hiç çekinmeden. Aklınıza gelen en lanetli sözleri söyleyin. Birşey değişmese bile en azından göğsümüzü daraltan, kalbimizi sıkıp duran o el şaşırır bir anlığına azıcık nefes alırız belki...

Resim: Briton Riviere

4 yorum:

  1. Her kötülüğü Allaha havale eden ve bunda da vardır bir hayır diyen bir toplumuz.
    Bu sayede başımızdakileri ve en önemliside sistemi çok çabuk soyutlaştırıp kader kavramına yüklüyoruz her şeyi.
    Sen -meclisten dışarı tabi ki bu, sen- eşek olduktan sonra kader sana ne yapsın.

    YanıtlaSil
  2. Aynı fikirdeyim. Ama işin bir de şu yanı var, bu öyle acıları yaşamış bir toplum ki, öyle çok ezilmiş, öyle çok gururu kırılmış ve adaletsizliğe uğramış bir toplum ki Allah'a sığınmaktan başka çaresi kalmamış. Ve hepimiz öyle çok inanıyoruz ki çaresizliğimize, çünkü yozlaşan herkes güçlü olanın yanında yer alıyor ve artık insan onuru para etmiyor, eğer sığınacak bir Tanrımız olmasa ona havale etmesek kendi kendimizin katili olacağız. Şimdi burada kimi suçlar da kime kızarsın? ÇAresizlikten kör olana mı, o çaresizi kör edene mi?

    YanıtlaSil
  3. Kötülük, ya da musibet diyelim, nereden geliyor bilemiyorum. Bunun için bir insanın açgözlülüğünü mü suçlamalıyız, açgözlü insanların oluşturduğu ve artık içinden çıkamadığımız sistemi mi suçlamalıyız, yoksa gerçekten de "E ne yapalım, hayat böyle bir şey." diyip yolumuza devam mı etmeliyiz bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Ne zaman "Tamam ya, oldu artık, bundan sonra rahat ederim, başıma bir şey gelmez." desem, hiç beklemediğim çok ters bir şey çıkıp beni allak bullak ediyor. Sırf bu yüzden, mutlu ve halimden olduğum zamanlar bile hep tetikte, sürekli bir yerlerden aniden gelecek bir belayı arar vaziyetteyim.

    YanıtlaSil
  4. JEDİLOST: Bu duyguyu çok iyi biliyorum ve ne zaman mutlu olsam, işler rayına girdi desem başlıyorum beklemeye :) Tıpkı sizin gibi beni de birşey o an allak bullak ediyor. Bazen düşünerek belayı yanımıza çektiğimiz doğru mu acaba diye düşünüyorum ama bundan da pek emin değilim. Sanırım hayat asla huzurlu bir yer değil. Hepsi bu.

    YanıtlaSil