08 Eylül 2011

Çilekli ruh keki

İnsanın yemek ya da pasta tariflerini başarılı bir şekilde uygulama becerisi ile kendi ruhunun malzeme oranlarını doğru miktarda ayarlaması arasında doğru orantı olabilir mi? 

Şöyle bir şey düşün mesela, çilekli pasta yapacaksın. Açarsın yemek kitabını, malzemeleri okur, evde olanları masanın üzerine dizer, evde olmayanları da gider alırsın değil mi? Efendiiim önce keki yaparsın, pişirirsin, soğuduktan sonra ikiye kesersin. Eee senin nasıl omurgan varsa pastanın da keki olmalı. Aksi halde bir tabak krema olmaktan öteye gidemezsin. Bu yüzden kek önemli. Senin de omurgan en az o kek kadar önemli. Şimdi biz de hergün kendimizi yeniliyor, arındırıyor hatta yeniden üretiyorsak, elimizde bir hamur var demek ki? O hamurun eksik olanını ekleyebilir, fazla olanının başka bir malzeme ile dengeleyebiliriz. Kimse annesinden aşçı olarak doğmuyorsa yine kimse de doğuştan mükemmel olamıyor ne yazık ki. 

Ben mesela kendi ruh kekimde öfke dozunun hayli fazla olduğunun ve bunun keki sertleştirdiğinin gayet iyi farkındayım. Öfkenin de ancak hoşgörünün  miktarı artırılarak dengeleneceğini biliyorum. Bu yüzden bu keki ne böyle bırakmaya niyetim var ne de kaldırıp atmaya. Tek derdim onu olabilecek en iyi hale getirmek.

Eh bir de krema var elbette. Nasıl kek pastanın omurgası ise krema da tadı, güzelliği. Evet bir keki, sadece kek olarak yemek mümkün. Böyle kalabilir. Ama kim kremalı bir pastayı sade bir keke tercih etmez ki. Krema da bizim ruhumuzdaki neşeye, ilginç taraflara, eğlenceli öyküler anlatabilme yeteneğine, güzel şarkı söyleyebilmeye ve daha bunun gibi pek çok şeye benziyor. Kısaca kremanın güzel olabilmesi için belki de insanın yeteneklerini geliştirmesi gerekiyor. Ve ben herkesin mutlaka ama mutlaka bir yeteneğe sahip olduğundan adım gibi eminim. Buna itiraz edenler mutlaka olacaktır ki onlara da şunu söylemek isterim, siz henüz yeteneğinizin farkında değilsiniz. Hem yetenek sadece resim yapmak, şarkı söylemek, yazabilmek değildir. İnsanları güldürebilmek de bir yetenektir mesela. Örnekler çoğaltılabilir elbet. Bu nedenle herkesin mutlaka bir yeteneği var bence.

Bu nedenle merak ediyorum, mutfakta yemek pişirirken doğru malzemeleri doğru oranda koyabilmek ile kendi ruhunu pişirirken aynı oranı tutturabilmek arasında bir bağlantı var mı? Mesela kadınlar sezgisel olarak ve tamamen bilinçsizce bunu yapıyor olabilirler mi? Erkek aşçıların bu konudaki durumları nedir? Ve iyi yemek pişirmeye başladıkça kendimizi değiştirmede, dizginlemede ve hatta adam etmede kolaylaşan birşeyler var mı? Mesela insan kendi kendinden arınırken göz kararı, el kararı diye birşey olabilir mi? Bu yüzden mi bazıları hayatın daha kolay üstesinden gelirken diğerleri pek becerikli değil bu konuda? İyi yemek yapan kadınları daha çok gözlemlemeliyim. Kimbilir çok enteresan bir bağlantı olabilir bu ikisi arasında.

"Tanrı Aşkına ne saçmalıyorsun sen?" potansiyel sorusuna şimdiden cevap: Bize çok saçma görünen bazı şeyler şaşırtıcı ölçüde gerçek olabilirler.

Fotoğraf: Wallpaperpimper

8 yorum:

  1. bence hiç saçma değil, ne demek istediğini de gayet iyi anladım ;)

    YanıtlaSil
  2. e ben acıktım bu yazıyı okuyunca..ana fikir bu diildi eminim:)

    YanıtlaSil
  3. genellemek mümkün değil belki; çok neşeli,çok mutlu, çok huysuz, çok sinirliyken yaptığım yemeklerin tadı oturmuyor da dingin, sakin, hadi bilemediniz mutedil neşeliyken yaptıklarımın tadı güzel oluyor. Epeydir farkındayım, her defasında böyle.. Doğru malzemeleri doğru oranda koymak da, malzemenin dışına taşıp kendinden bir şeyler eklemeye,tadı yenileştirmeye cesaret etmek de ruhu olgunlaştırmaya maharet kazanmakla ilgili olabilir ihtimal.. Araştırma sonucunu da yazarsınız değil mi? İlginç bir bağlantı bu:)))
    U(YKSZ)

    YanıtlaSil
  4. heeyyy ben de çok sevdim bu yazıyı...ruhumun şu anda buzdolabı köşesinde üstü açık unutulduğu için kreması kurumuş,meyveleri tabağın kenarına dökülmüş,büyük ihtimalle ekşimiş bir kek olduğumu düşündürdüğü için sevmiş olsam gerek :)

    YanıtlaSil
  5. hayatta dik duran, prensipleri olan insanların omurgaları biraz serttir:D ben nedense kreması fazla pastalardan pek hoşlanmam. pek bi mide bulandırıcı ve yapay gelirler bana. evet kıvamını iyi tutturmak lazım. ben güzel yemek yapanlardanım. bu tanrı vergisi birşey. kızım bana "anne yine tüm sevgini mi kattın bu yemeğin içine "der. ben yürekle yapılan işleri heryerde tanırım. akıl ona elbette yoldaşlık eder ama kontrolü ona kaptırırsan büyü bozulur . aklıma rattatoile filmini getirdin:D

    YanıtlaSil
  6. J.B: :) teşekkür ederim.

    PSİKOPATİ: Bu bu ana fikir :) Çılgın pastam benim :)

    UYKUSUZ//UYURGEZER: Sonucu yazacağım araştırmam devam ediyor :)

    YASEMİN ERTÜRK: Ben şöyle yapıyorum: ruhumun kreması kuruyunca, pastası katılaşınca hemen yeniden hamur yapıyorum. Bu kez değişik bir krema deniyorum. İlk ısırık harika. Elbet o da bayatlayacak bir zaman ama sorun değil yine yaparım diyorum :)

    GUGUK KUŞU: Severek yapılan yemeklerin tadının lezzetli olduğu konusunda hemfikirim. Ve elbette ruhumuzun hamurunu yoğururken de geçerli bu. Sevgi herşeyi güzelleştirmez mi zaten?

    YanıtlaSil
  7. Çok güzel bir yazı olmuş,tebrikler.
    Ve eğer gerçekten böyle bir bağ varsa ki var gibi duruyor kendimi mutfağa adamaya hazırım!

    YanıtlaSil