11 Eylül 2011

merhamet...

Çocukken bir yerimiz yara olsa, kanasa annem mutlaka bir çaresini bulurdu. Önce güzelce kolonya ile yarayı temizler, ardından merhem sürer ve temiz bir bezle sarardı. Bazen çok sıkı bazen çözülecek kadar gevşek olurdu o bezler ama hep aynı anlamı taşırdı: "Annem benim yaralarımı iyileştirdi." Şimdi ne zaman merhamet kelimesini duysam, arkasına güneşi almış bir annenin evin salonunda saçlarında ışıklarla ufacık bir çocuğun parmağını sarışı gelir gözümün önüne. İşte sırf bu görüntü yüzünden çok severim merhamet kelimesini. İçinde sırf bu kelime geçtiği için aldığım kitaplar vardır, İstanbul'da Bir Merhamet Haftası gibi. Ya da başlığında sırf bu kelime olduğu için okuduğum yazılar ve haberler.

Az önce 72. Koğuş filmini izliyordum. Ama bitiremedim. Çünkü ilk 5 dakikası çok rahatsız etti beni. Şöyle bir sahne vardı, aç bilaç mahkumlar cezaevinin havalandırmasındalar. (bu doğru sözcük mü emin değilim) Bir adam, sanıyorum o da mahkum ama cebi dolu mahkumlardan, pencerenin önünde kemikli bir et parçasını kemiriyor. Ve kemiğin üzerinde et kalmayınca onu mahkumlara atıyor. Zavallı adamlar birbirlerini eziyorlar o kemik parçasını alabilmek için. Gördüğüm en mide bulandırıcı sahnelerden biriydi. Ve ömründe kimseye bir tokat atmamış olan ben böyle bir zulmü yapan adamın ağzını burnunu dağıttığımı hayal ederken buldum kendimi. Siz olsanız bunu yapana ne yapardınız? "Yapma güzel kardeşim ayıptır" demezdiniz herhalde değil mi? Eğer bu olgunlukta iseniz ellerinizden öpüyorum. Zira şiddet asla hiçbir şeyin çözümü değildir ama insanlıkdışı olan şeylerle karşılaştığımızda sanıyorum içimizdeki o canavar öfkeyle doğruluyor yerinden.

Filmi izlemekten vazgeçtim. Birincisi o sahne beni çok öfkelendirdi, ikincisi de halet-i ruhiyem kesinlikle bu tip sahnelere uygun değildi. Esas sebebim ise o adamın ağzını burnunu dağıtma isteğimin beni korkutmasıydı galiba. İçindeki merhamet o adamların halini görüp ağzından öfke şeklinde köpürürken, o zulmü yapana tamamen merhametten yoksun bir şey yapmak istemek korkunç değil midir? Ama bence günlük hayatımızda da yapıyoruz bunu. Sırtımızı merhamet,iyilik ve buna benzer kelimelere dayıyor ve kendimizle çelişiyoruz. O halde kendimize merhametli diyebilir miyiz?

Merhamet sahibi olan biri tüm insanlığa karşı merhametli mi olmalıdır yoksa merhameti hak eden bir grup mazlum mu vardır? Şimdi bir katile, bir tecavüz suçlusuna merhamet edilebilir mi? Ya da bu adamlar hak ederler mi merhameti? Ben edebileceğimi sanmıyorum. Eğer ilk tanım doğru ise içimdeki merhamet duygusundan şüphe etmeli miyim? Ve eğer bundan şüphe edersem, kendimde inandığım pek çok şeyi çöpe atmak zorunda kalmaz mıyım?

Belki de gerçek merhamet Tanrısal birşeydir. O'dur ancak hepimizi seven, hepimizi bağışlayan ve hepimize ayrım gözetmeden merhamet eden. Ve bizim içimizdeki tanrısal küçük parçacık ancak hak ettiğini düşündüğümüze merhamet etmemize yeterli geliyordur. Bilemiyorum...

Resim: Steven Kenny

8 yorum:

  1. üniversitede birinci sınıftaydık sanırım... yargılardan bahsediyorduk ve kalıplaşmış tavırlardan. hocamız bir katille arkadaş olur musunuz demişti. olabilecek olanlar parmak kaldırsın. sınıfta bir tek parmak kalkmamıştı. sonra da bir kurgu verdi bize. eve arkadaşınızla dönerken; tecavüze uğrayan kız kardeşinizi kurtarmak için elinizdeki sert bir cisimle adama vurdunuz ve adam öldü. arkadaşınız sizinle olan arkadaşlığını devam ettirir mi... unutmayın, adam öldürdünüz. yani katilsiniz. sebebiniz de sağlam ama sonuç değişmiyor siz bir adam öldürdünüz. "ama hocam o başka" sesleri yükseldi sınıftan. kızın yerine koyun kendinizi dedi, adamı siz öldürmüş olun. en yakın arkadaşınız haklı görmez mi yaptığınızı, bende olsam yapardım demez mi? ,

    allak bullak oluyor insan. değerlerini, yargılarını, savunduklarını alıp fırlatıyor. sorguluyor. tıpkı merhamet ve şiddetin iç içe geçmişliği gibi.
    sınır nerede, nerede başlıyor prensipler... peki ya inandıkların o güne kadar savundukların.

    insanın kafası karışıyor. merhamet Tanrısalsa bir eli yağda gezenle açlıktan ölümü bekleyen nasıl oluyor da bir düzlemde böylesine acımasızca denk geliyor.

    insan kendinden büyük ve bilinmeze inanmak istiyor; adaletine, merhametine ve sevgisine.

    oysa insan kendine inansa, her bir insan bir tek insanlığına inansa, içindeki küçük parça büyür de Tanrısal bir gerçekliğe dönüşür mü? bilemiyorum...

    sanki dönüşse, insan o kadar büyük olduğunu fark etse, dünya daha yaşanır bir yer olacakmış gibi geliyor insan.

    YanıtlaSil
  2. Sevgili Evren, "merhamet Tanrısalsa bir eli yağda gezenle açlıktan ölümü bekleyen nasıl oluyor da bir düzlemde böylesine acımasızca denk geliyor." sorunu benim de kafamı allak bullak ediyor. Yapılan hiçbir açıklama anlamama yetmiyor. Ve bu yüzden de bu karmaşa asla son bulmuyor. Ben merhametli bir Tanrı'ya inanmak istiyorum. Onun merhametli olduğundan kuşku duymamak istiyorum ama sanırım buna koşulsuz olarak inanabilmem için tüm dünyaya gözümü kulağımı kapamam gerekiyor. Aslında belki de Tanrı bizi kendi halimize bırakmıştır. Ve bilirsin insan zalim ve çoğu zaman merhametsiz. ama böyle olsa bile insan yine de Tanrı buna nasıl izin verir demekten kendini alamıyor. Bilemiyorum kafam karışıyor.

    YanıtlaSil
  3. __gerçekten berbat bir sahneymiş....insanın okurken bile sinirleri hopluyo.... __

    YanıtlaSil
  4. evet benim de hep düşündüğüm bir konu bu, kime ve ne kadar merhamet? böyle bir seçme hakkımız var mı, seçince merhamet merhamet oluyor mu? çocuk tecavüzcüsüne merhamet edilebilir mi? bir film izlemiştim yıllar önce, bir katil, idam kararı verilmiş, idama kadar geçen süresi..ona bir rahibe görevlendiriyorlar, rahibenin ona yaklaşımları, katilin adım adım ölüme yaklaşması, çelişkiler içinde kalmıştım o zaman da....
    bilmiyorum kedicim, hakikaten bilmiyorum ama şu sözün biraz içimi rahatlattı tanrının birer parçasıysak ve tamamen tanrı değilsek dasece bu kadar ile mükellefiz belki de....

    YanıtlaSil
  5. DENİZERO: Gerçekten mide bulandırıcı bir sahneydi.

    GUGUK KUŞU: Bence insanın koşulsuz merhamet sahibi olabilmesi için ya ermiş olması ya da melek olması lazım. Hatta ersek bile bunu başarıp başaramayacağımız konusunda kuşkuluyum. Belki de koşulsuz merhamet sahibi olabilmenin yolu herşeyi en derine dalarak anlamak ve görmekten geçiyordur. Bu da bizim için imkansız olduğuna göre...

    YanıtlaSil
  6. Bence merhamet direk kişinin kendisi ile ilgili bir durum. O anda görülen, tanık olunan içinizi acıtıyorsa ötesini berisini sorgulamamak lazım. Devreye girecek ahlak, adalet, kanun gücü ,vicdan bunlar merhametten bağımsız bana göre.
    Bir seri cinayetçinin kurbanlarına bakarken içimizde yükselen merhamet; O nun nasıl bir seri cinayetçi olduğunu anladığımızda da yükselebilir.

    YanıtlaSil
  7. GUGUK KUŞU : Yorumunda bahsettiğin filmin adını alabilirmiyim

    YanıtlaSil
  8. SİSHYPOS: Evet bu mümkün. Ama bir seri katilin yaşam öyküsünü okuyup ya da dinleyip ona merhamet duyunca insan içindeki merhameti de sorguluyor. Sanırım merhamet oldukça karışık bir konu.

    YanıtlaSil