02 Ekim 2011

iç dökümü...

Komşum bahçesindeki dut ağacını, benim odamın penceresinin önünde olanı, kesmiş. Odam bir ışık denizinde yüzdüğü için sevinmeli mi yoksa o kocaman ağaç bir çırpıda yok olduğu için üzülmeli mi? Hüznü ve sevinci dengelemediğim zamanlardan biri bu...

Çok üzüldüğünde, çok kederli bir haftadan çıkıp bir pazar günü bütün bu üzüntülerin muhasebesini yapmak için gayret sarfettiği ama ne muhasebeye ne de "olsun herşey yine de iyi olacak" şeklinde kandırmacalara bile hali olmadığında ne yapmalı insan? Bir ışık denizinin içinde böylece oturup hiç tanımadığı insanlara, benim yaptığım gibi, içini mi dökmeli yoksa çok ağlayıp yıkanıp arınmalı mı? Sanırım şu an ben ilkini seçiyorum. Çünkü ağlamak konusunda içimi dökme konusunda olduğum kadar iyi değilim. Hoş içimi dökme konusunda ne kadar iyi olduğum da tartışılır ya, mazur görün...

Bir kitapta herkesin hayat boyu gömleğinin koynunda taşıyıp durduğu ve bıkmadan usanmadan cevabını aradığı bir soru vardır diyordu. Son zamanlarda insanın adaletsizliği ve bencilliği üzerine düşünüp dururken benim gömleğimin koynunda duran sorunun yeniden kıpırdayıp durduğunu, kendini hatırlattığını farkettim. Onu orada uzun zamandır unutan ben, hayatın akışına bunca zaman kapılıp gitmiş miydim yoksa o soru ben farkında olmadan kendi cevabını arayıp duruyor muydu? Muhtemelen seçeneklerden ikincisi geçerli.

Soru şuydu, neden bazıları kötülüğü bir hayat biçimi olarak benimsemişken geriye kalanlarımız kötülüğü anlayamıyorduk. Ve asıl soru kötülük tam olarak neydi? Şuna inanıyordum aslında; kimse ne tam olarak iyi ne de tam olarak kötüdür. Her birimizin içinde bencil küçük bir domuz vardı var olmasına ya bazılarımız o domuzu dizginleyip, kontrol edebiliyorduk. Peki korkunç şeyler yapanların domuzları onları kör edecek kadar büyük müydü? Ya da onlar kim olduklarını unutup o domuza mı dönüşmüşlerdi?

Bana kalırsa kötülüğün asıl sebebi empati yoksunluğu. Kim ki kendini başkalarının yerine koyamıyor, başkasına verdiği acıyın ucundan kıyısında az buçuk tahmin edemiyor, o zaman kötülükler ortaya çıkıyor. Aslında kötü olanı anlamak için de empati yapılabilir belki. Mesela o adamın elindeki güç sizin elinizde olsaydı, hayal bile edemeyeceğiniz bir konumunda bulunuyor olsaydınız ve pek çok insanın sizin tek bir sözünüzle hayatı değişebilseydi? O zaman  Tanrı rolüne soyunup soyunmayacağınızı bilebilir miydiniz? Şimdi orta halli bir hayat yaşarken, küçük bir kentte, bir kaç sevimli dostla, idare eder bir parayla, küçük tatlı bir evde kendi çapında mutlu bir hayat süren bir adam ya da kadınken birden sahip olduğunuz bu gücün sizi neye dönüştürebileceğini şimdi tam olarak kestirebilir misiniz? Bulunduğumuz durumda "aaaa ben asla yapmam" demek bu kadar kesin ve kolayken o güce sahip olduğunuzda içindeki sizin bile unuttuğunuz yaraların, acıların, birikmiş intikamların ortaya çıkmayacağı ne malum. İnanın bana bunu hiçbirimiz kestiremeyiz.

Örnek, daha önce küçük bir işin sahibiyken tatlı mı tatlı, insancıl bir adamın daha sonra işler büyüdüğünde kibrin esiri olup, artık dahil olmadığı bir insan topluluğunu küçük görüp, dahası o topluluğun üyeleri ile empati kurmayı bile bir alçalma, eskiye dönme korkusu olarak algılayıp sanki doğduğundan beridir aynı yerdeymiş gibi davrandığını hiç duymadınız ya da görmediniz mi?

Bütün bunlardan dolayı insan asla kendini bilemez. İnsanın kendini bilmesi için her durumda, her yaşta, her konumda en az bir kaç yıl harcaması gerekir. Çünkü insan ne durumda ne yapacağı kestirilemez bir varlıktır. Ve her birimizin içinde uyuyan bir kötülük mutlaka vardır. Belki de önemli olan yegane şey; içimizde uyuyan kötülüğün dizginlerini her nerede, nasıl olursak olalım bırakmamaktır.

Fotoğraf: Pinterest

5 yorum:

  1. benzer bir sorgulamayı yıllar öncesinde yaptığım sorumun cevabına gizlenirvermiş bir ayna belirdi birden bire... belki de insanı iyi ve kötü yapan hayatta seçtiği aynalardı. evet hepimizin içinde iyi ve kötü vardı. ama bunu ortaya çıkartan birlikte olmayı seçtiğimiz diğer insanlardı. onlar iyi birer aynaysa içindeki iyi yansıyordu sana ve eğer kötü birer aynaysalar da kötü bir insan oluveriyordun işte.

    belki de mesele empati kurabilmekte değil - ki empatiyi kavram olarak 4 yıl okumuş biri olarak nedense benimseyemedim gitti- mesele belki de insanın kendi ile kurduğu bağda. kendini tanımaya gayret etse, değişen yaşı ile kendindeki değişimlerin altını çizebilse, insan olmaya gayret gösterse, kendinin biricik olduğunu bu bağlamda karşılaşacağı herkesin de biricik olduğunu kabul edebilse, daha mı kolay olurdu bir arada yaşamak acaba...

    belki...

    YanıtlaSil
  2. Söylediğin gibi aynalar çok önemli. Bizi bize yansıtan aynalar... Ama acaba gözlerimiz neye bakmaya ayarlı? Dikkat ettin mi insanlar en çok başkalarında aslında kendilerinin sahip oldukları kötü yanları eleştirirler. Ama çok acaiptir ki bunlara sahip olduklarının farkında değildirler.

    İnsanlar bilinçli olarak empati yapmak istemiyorlar gibi geliyor bana. Çünkü empati kendi sahip olduğun acıların üzerine başkalarınınkini eklemektir. Ve insan acıdan kaçar. Etrafta gazete okumayı bırakmış, haber izlemeyi bırakmış ne çok insan var. Neden? Çünkü her haber bülteni sonunda tükenmiş gibi hissediyorlar kendilerini. Oğlu ölmüş bir anne oluyorlar, kolu kopmuş bir işçi oluyorlar, savaşta evi bombalanmış çaresiz bir adam oluyorlar... Ve yürekleri kaldırmıyor bunu. Şimdi gönüllü olarak empatiden kendini yoksun bırakan bu adam ve kadınlara kızabilir miyiz? İnsan bunca acıyla nasıl başa çıkar?

    YanıtlaSil
  3. Bugün deniz kenarında oturmuş tam da buna benzer şeyleri düşünüyordum, ilginç:)

    Esasında her insanın içinde her türden şeyi barındırdığını ancak ufak bir dürtüyle mi demeli, farkındalıkla mı, uyaranla mı ne bilmem birşeylerin diğerine baskın geldiği. Ama tam da dediğin gibi zaman zaman değişir öne çıkan... uzuun br mevzu hasılı..

    sevgiler çok.

    YanıtlaSil
  4. Bir farkedebilsek yargıladığımız herşeyin bizde varolduğunu görürdük.Her beğenip takdir ettiğimiz şeye de sahip olduğumuzu bilirdik iyi ve kötünün dışarda değil kendi içimizde olduğunun ayırdına varırdık o zaman.Dut ağacını kesen bize hangi konuda ayna oldu o da tartışılır bence.Çünkü bir ağaca asla kıyamazdım.Peki öyleyse? Bu zalim benim hangi huyuma ayna oldu merak ettim.Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  5. DELİ ANNE: Beni korkutan da bu işte. İçimizde ne zaman ne koşulda ortaya çıkacağını bilemediğimiz bir şeyler uyuyor. O zaman şöyle denebilir mi iyilik de kötülük de koşulllara bağlı...

    SUFİ: Buna ben de inanıyorum herşeyin bizim içimizde var olduğuna yani. Ama derdim onların ortaya çıkışının bana mı yoksa başıma gelenlere mi bağlı olduğu...

    YanıtlaSil