02 Nisan 2011

saç meselesi

Çocukken bir film izlemiştim. Bir adam ve yaşlı annesi (emin değilim, uyduruyor da olabilirim) uzun saçlı kızları buluyor ve onları öldürüp saçlarını alıyorlardı. O zamanlar uzun olan saçlarımı boynuma değmesin, yüzümü gıdıklamasın diye uyurken yastığın üzerinden aşırıp geriye atmaktan korkar hale gelmiştim. Sanki yatağın altından o korkunç adamla annesi çıkacak kafa derimle birlikte saçlarımı alıp götürecekler ve beni orada kendi yatağımda ölüme terk edeceklerdi. Saçma sapan kabuslarla dolu pek çok gece geçirdim o film yüzünden. Kendi kendime eğer gelirlerse saçlarımı onlara seve seve vereceğimi lütfen ama lütfen bir saç için beni öldürmemelerini söylemeyi planlıyordum. Çocukken insan ne aptal oluyor. Hayalgücünü mutluluktan çok kabuslar tetikliyor.

Az önce yurda kaçak sokulmak istenen (bu lafa bayılıyorum "yurda kaçak sokulmak istenen"  kaçakçılık haberlerinin değişmez kalıbı) 80 kg ağırlığında 370 bağ insan saçı hakkında haberi okurken çocukluk kabusumu yeniden hatırlayıverdim. Gümrük muhafaza memurları Ö.M. adlı kişinin hal ve tavırlarından şüphelenip bavullarında arama yapmışlar. Lie to Me dizisindeki bir sahne aklıma geldi. Doktor Cal Lightman Ria Torres'i bir havaalanında keşfeder. Ria birşeyler saklayan insanların hal ve hareketlerini okuyabilme yeteneğine sahiptir. Anlaşılan bizim gümrük muhafaza memurları içinde de bir Ria Torres var. Bu iyi birşey.

Ö.M'ye ait 3 bavulda, boyları 50 cm ile 1 metre arasında değişen 80 kg ağırlığında, 370 bağ işlenmemiş insan saçı bulunmuş. Muhtemelen peruk falan yapılması için satacaktı bunları. Şimdi düşünüyorum da biz kadınların süsü püsü yüzünden ne korkunç şeyler oluyor. Mesela kürk giyince daha güzel olurum sanan bazı beyinsizler için yüzlerce hayvan korkunç bir biçimde öldürülüyor. Yok yılan derisi ayakkabı yok timsah derisi çanta aman cildimiz kırışmasın diye kullanılan kremlerde binlerce hayvan üzerinde yapılan deneyler. Şimdi de kimbilir açlık ya da parasızlıktan saçlarını satan kadınlar. Bir başka kadının omuzlarına inen ve onlara kendilerini güzel hissettirecek olan saçların bedeli bir parça ekmek biraz süt ya da başka şeyler almak için saçları kısacık kesilmiş ve belki kendileri için çok önemli bir şeyden mahrum kalmış birilerinin acısı. Bu adil değil. Sinr bozucu ve bir insan olarak utanç verici. Şimdi birileri diyebilir ki "ama en azından karınları saçları sayesinde doymuş. Saç bu yeniden uzar." Evet bir bakıma doğru. Ama çok yanlış giden bir sistem var ve bizler de bu süsle püsle abuk sabuk güzel olma derdiyle herşeyin iyice çamura batmasında rol almış olmuyor muyuz? Ne derseniz deyin "ben yapmasam da bunlar olacak" diye düşünün ama inanın bana küçük şeylerle biz de bazı şeyleri onaylamış oluyoruz. Sırf kendimizi güzel hissedelim diye pek çok pislik üzerimize bulaşıyor. Bu "kendimizi bırakalım berbat görünelim" demek değil. Ama belki biraz daha özenli olabiliriz. Mesela aldığımız ürünlerde seçtiğimiz markaların çevre duyarlılığı olup olmadığını kontrol edebiliriz. Bir düşünün eğer büyük bir çoğunluk verilen bu zarara tepki duyarsa bu insanlar bunu yapmaya cesaret edebilirler mi? Güzelliğinizin kendini savunamayan bir hayvanın kanıyla boyanmasına gönlünüz razı mı mesela?

Konu nereden nereye geldi. Güzel olmak tüm kadınların isteği bunu inkar edemem. Ve bu kötü birşey de değil. Kim istemez güzel görünmeyi ve yine kim istemez etrafındaki insanların güzel görünmesini. Bir kere hepimiz hoş görünen herşeye karşı coşkuyla bakarız. Bu hepimizin hayatını güzelleştirir. Ama ben diyorum ki sadece güzel olmayı değil aynı zamanda o güzelliği kirletecek hiçbir şeye bulaşmadan kimsenin kanının akmasına yol açmadan, kimse üzerinde korkunç şeyler uygulamadan ve kimsenin gözünden yaş akmasına sebep olmadan başaralım.

Fotoğraf: delinetciler
Haber: sabah

7 yorum:

  1. bence de okuyunca anladım ki çok haklısın.saçlarım uzun ama asla böyle birşey yapmam en azından satmam yapacaksam da kendim için kullanırım.su var ki saclarım cok kısa da oldu hiç özenmedım o potrişlere falan :) yapı meselesı sanırım.yanlış teknikler bunlar insanları mutlu edebilmek için sevgiler canım :)

    YanıtlaSil
  2. Az önce tv kanallarından birinde kadın saçından yapılmış sarıi turuncu tonlara boyanmış bir elbise giyen kadın konuşuyordu. Çok ürkütücü bir görünümü vardı.

    YanıtlaSil
  3. O saçlar genelde Hindistan'da kadınların tapınaklara bağışladığı/adak için verdiği saçları imiş. Saçlarının diğer ülkelerde inanılmaz paralara satıldığından tamamen bihabermişler, bizim için kestiğimiz ayak tırnaklarımızın para ettiğini öğrenmemiz ne kadar garipse onlar da öğrenince o kadar garipsiyorlarmış. Chris Rock'ın "Good Hair" adlı belgeselini izlemeni şiddetle tavsiye ederim, hem çok eğlenceli hem de bu konudan umulmayacak kadar ilginç, şaşkınlıkla izlemiştim ben:)

    http://www.imdb.com/title/tt1213585/

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Kedi,
    Yazı için teşekkürler (Bu arada epey zaman oldu yazışmayalı, hatırlar mısın beni bilmem). Fakat bir sorum var benim? "Ama belki biraz daha özenli olabiliriz. Mesela aldığımız ürünlerde seçtiğimiz markaların çevre duyarlılığı olup olmadığını kontrol edebiliriz." demişsin. Bu biraz kendimizi kandırmak değil mi? Yani yüzüne çevre duyarsız pudra süren kadın sistemin içinde de, çevre duyarlı pudra süren kadın daha mı az içinde bu sistemin?

    Bence esas başlangıç noktası şöyle birşey olabilir: Neden yapıyoruz bunu? Neden "her kadın güzel görünmek istiyor"? Bu pazarlığa neden ihtiyaç duyuluyor? Bunu anlasak belki de ihtiyacımız kalmayacak süse, boyaya.

    Sevgilerimle.
    (Peki ben kimim ki:))

    YanıtlaSil
  5. "İnsanın içinin güzelliği yüzüne yansır" derler.Bu bilincin farkında olanlar makyaj yapmaya ihtiyaç duymaz sanırım.Kullanılan kozmetik ürünlerinin veya kulanılamayıp da atık haline gelenlerin doğayı kirlettiği ortada.İnsan makyajla güzelleştikçe doğa çirkinleşiyor mu ne?

    YanıtlaSil
  6. Ben de çok çok eskiden -belki küçükken demeliyim-, Marquez'in Aşk ve Öbür Cinler'ini okumuştum. Orada küçük bir ayrıntı vardı; öldükten sonra bile, saçların uzadığı bilgisi.

    "Mezar yazıtı ilk kazma darbesiyle parça parça yerinden fırlamış, bakır renginde canlı bir saç yığını mezardan dışarı taşmıştı. Ustabaşı, işçilerinin de yardımıyla bunları tümüyle dışarı çıkarmak istedi, ama saçları ne kadar çok çekerlerse o kadar uzun ve gür görünüyorlardı; sonunda hâlâ bir kız çocuğunun kafatasına yapışık son saç telleri de dışarı çıktı... Yere yayılan o harikulade saçlar yirmi iki metre on bir santim uzunluğundaydı..."

    Çok etkilenmiştim ben. İnsan hafızası tuhaf, neyi atıp neyi kullanacağına kendi karar veriyor, her şeyden bağımsız. Ne mantık, ne akıl, ne geçmiş, ne istekler. Bu saç meselesi benim hafızamın en derinlerinde o zamandan beri, ve asla gitmiyor.

    Eline sağlık yazı için ve merhaba tabii.

    A, şimdi aklıma geldi, makyaj için de bir şeyler söylemeliyim;) Bu konu -inanın- psikolojik tahlillerle, kişisel gelişim öğretileriyle çözümlenecek kadar kolay değil. İ.Ö 1600'lerin (daha öncesi ve sonrası da var elbette) Knossos sarayı fresklerinde de, antik Mısır'ın tasvirde oynamayı seven kadın ve erkeğinde de makyaj hep vardır. Antik Mısır kadını, gözlerine siyah sürme çeker, peruk kullanır. Oje, inanmazsınız ama hem erkek hem de kadın için vazgeçilmezdir. Kendilerini kedi ya da diğer hayvanlar gibi "çarpıcı ve (onlar -kedi familyası- doğuştan sürmelidir) farklı" görmek isterler. Bunun nedeni ister ölü kültüyle ilgili olsun, ister sadece -en basit haliyle- beğenilmek olsun, fark etmez. Burada önemli olan makyajın vazgeçilmezliği ve insan için ciddi "arınma" aracı olduğu gerçeğidir.

    Benim için böyledir bu durumlar.

    Sevgiler çok.

    p.s.:Knossos sarayının ünlü "Parisli Kız" freskine bakın allah aşkına, kadın müthiş havalı;) Girit kadınlarının "neden" diye sormaktan çok, yanaklarını kıpkırmızı yapan tozu bulmaya vakit harcadıklarına eminim. Ve bu kötü bir şey değil.

    Söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama, son paragrafın elbette çok önemli Aydan Atlayan Kedi. Kesinlikle sana katılıyorum. Merak edenler için, meşhur fresk şu linkte;

    http://dinkulturuveahlaksilgisi.files.wordpress.com/2009/12/la_parisienne_fresco_knossos.jpg

    Bu konular çok eğlenceli, başladım mı susamıyorum ben;)

    YanıtlaSil
  7. BURCU: Ben postişleri perukları hiç kullanabileceğimi sanmıyorum. Kendime ait olmayan bir parçayı taşımak istemem. ama şu var ki olur ya insanın başına herşey gelir, saçları dökülür başka şeyler olur o insanların peruk kullanmalarını anlarım.

    VLADİMİR: Artık ne diyeyim bilemiyorum. Sana da insanlar çıldırmış gibi gelmiyor mu?

    ALİS: İşte bu daha korkunç. O belgeseli mutlaka izleyeceğim.

    SIRADAN KALEM: Kesinlikle doğru. Hepimiz ne yazık ki sistemin içindeyiz ama bazılarımız bu sistemde birşeylerin yanlış gittiğinin farkında. Bundan kurtulmak mümkün mü bilemiyorum. Sadece üzerinde düşünüyorum.
    Not: Gerçekten çok özür dilerim ama anımsayamadım. Benim hafızam içler acısı bir durumda. Çok özür dilerim. Hatırlatır mısınız rica etsem.

    BESTAMİ BEY: Çirkinleşiyor elbette. Biz kadınların çocukluğumuzdan beri kafamıza kazınıp duran güzel olmak için herşey mübah fikrinden kurtulmamız lazım.

    JUSTİNE: Sevgili Justine öncelikle çok keyifle okuduğum yorumun için teşekkür ederim. Ve merhaba. Seni keyifle okuyorum blogundan. Hani susamıyorum demişsin ya, bence susma :)) Benden de çok çok sevgiler...

    YanıtlaSil