17 Ocak 2009

SOKAKTA

"İşte tam aradığım çanta" diyor kuzenim bir dükkanın önünde mor, sarı, yeşil parlak çantaların arasında asılı duran kumaş bir çantayı işaret ederek. O parlak renkler arasında bu tip bir çantanın yer alıyor olmasını garipseyerek elimi atıyorum. İçinde ağır birşeyler var. Çanta kumaş olduğu için yığılmış gibi gözükmesin diye içine birşeyler koymuş olabilecekleri aklıma geliyor ve bunu çok akıllıca bularak dükkan sahibini kafamın içinde kutluyorum. Çantayı tüm dikkatiyle inceleyen kuzenime "sorsana" diyorum dükkanın kapısını işaret edip. Kuzenim elindeki çantayı sallayarak "yardımcı olur musunuz?" diye sesleniyor. Bir dakika sonra biri şaşkın yüzlü diğeri kahkahadan boğulmak üzere olan iki kız yanımıza geliyorlar. Kahkahadan boğulmak üzere olan kendine hakim olmaya çalışarak "Ya kusura bakmayın o çanta satılık değil" ve ekliyor yanındaki şaşkın yüzlü kızı işaret ederek "çünkü çanta bu arkadaşın" Bu kez şaşırma sırası bize geliyor. "Yani" diyorum çantasını dışarıya asmış olan kıza bakıp "içinde cüzdanınız ve telefonunuz olan çantayı buraya sokağa mı bıraktınız?" Kız başını sallıyor: "Ama hemen çıkacaktım. Sadece birşey söylemek için girdim içeriye." Kuzenim gülüyor ben hala şaşkın şaşkın bakıyorum. Tüm bunlardan sonra caddeye geri dönüp yürümeye devam ediyoruz. Yol boyu nasıl bir mantıkla bunu yaptığı üzerine uzun uzun kafa patlatıyoruz.

***
Uzun bir yürüyüş, girilip çıkılan dükkanlardan sonra çok aç olduğunu söylüyor kuzenim. "Ben de öyle" diyorum. En yakındaki pizzacıya giriyoruz. Tıklım tıklım salonda bir yer bulup oturuyoruz. Kuzen garsona siparişleri verip eğer çabuk olmazsa bu masada açlıktan ölüp onun başına bela olacağımızı söylüyor. Gülüyorum. Garsonun yüzünde tek çizgi bile oynamıyor. Sadece kaşlarını kaldırıp "başka bir emriniz var mı efendim?" diyor içimden "evet müşterilerin esprileri kötü olsa bile hafifçe gülümse" diyorum. Adam gidiyor. Salon öyle kalabalık ki birden yüzündeki o ifadeyi haklı buluyorum. Tüm bu insanlara pizza, cola, çay, hamburger, tatlı ve pasta yetiştirmeye çalışan bu adamdan gülümsemesini istemenin pek de adil olmadığını düşünüyorum. Espriye gülmeyen bu garson espriyi ciddiye almış olmalı ki yemeklerimiz çok hızlı bir biçimde getiriyor. Tüm bu kalabalıkta bu kadar hızlı oluşuna şaşırıyorum. Tam o sırada içeriye çok tuhaf bir adam giriyor. Siyah gür sakalları ve güneş gözlüğü var. Kapüşonlu bir hırka ile başını kapatmış, uzun ve sıska bir adam. Kucağında bir metre boyunca sarı bir oyuncak civciv taşıyor. Adam salonun ortasında kendine yer bakınırken içimden "haydi karşı masaya otur tam karşıma otur" diyorum. Ve öyle yapıyor. Onu öyle merak ediyorum ne yapacak biri ile mi buluşacak bilmek, görmek istiyorum. Adam geçip oturuyor. Civcivi pat patlayarak yanındaki sandalyeye koyuyor. Garson geliyor yanında ona birşeyler söylüyor. Bütün bunlar olurken kapüşonunu ve güneş gözlüğünü çıkarmıyor. Bir bardak çay getiriyorlar adama o tam bu sırada bir sigara yakıyor. Uzun uzun çekiyor sigarayı içine çayından büyük yudumlar alıyor. Sigarasını bitiriyor ve put gibi oturuyor. Gözlüklerini çıkarmadığı için nereye baktığını göremiyorum ama bir yere sabitlenmiş olmalı çünkü kafasını hiç oynatmıyor. Birazdan civcivi alıp diğer sandalyeye koyuyor. Olanları kuzenime anlatıyorum. Dönüp adama bakıyor ve elimdeki sigarayı alıp kültablasına bastırıyor, panik halinde "haydi haydi çabuk buradan çıkıyoruz." diyor."Ne var, ne oldu?" dememe kalmadan elimde ceketim ve çantamla kendimi kasanın önünde buluyorum. Hesabı ödeyip paldır küldür çıkıyoruz. Kuzenim beni çekiştirip duruyor. "Dur yahu bari şu ceketimi giyeyim" diyerek durduruyorum onu. Ceketimi giyerken soruyorum "Neden paldır küldür dışarı çıkardın beni?" "Ne demek neden?" diyor şaşkınlıkla. Yüzünde aptal olup olmadığımı sorgulayan bir ifade var. "Tabiki o adam yüzünden."diyor. "Hangi adam?" diyorum civcivli adam yüzündenmiş. "Yahu" diyor "bana tüm ayrıntısıyla anlattığın şu adam hiç mi şüphelendirmedi seni? Kocaman adamın ne işi olur oyuncak civcivle. Kesin bomba ya da silah vardır onun içinde. Senin hayatını kurtardım haberin yok." "Hey büyük Allah'ım" diyorum. "Cidden bu toplum iyice paranoyak oldu." Kuzenim "başka çaremiz var mı?" diyor. Haksız mı?

RESİM: M. C. Escher

19 yorum:

  1. okurken önce çantanın içinden bomba çıkacak sandım, sonra sakallı adam içeri girerken tabancasını çıkarıp ona buna rastgele ateş edecek diye korktum.

    hakkaten bu toplum iyice paronayak olmuş.

    YanıtlaSil
  2. Ilkinde cantanin orada canta bakan biri tarafindan unutuldugunu...

    Ikinci bolumdeyse gozluklu adamin ugursuz-hirsiz biri oldugunu dusundum...

    Aslinda neden?

    Belki de adam ici gulen gozlerini saklamak icin takiyordu gozlugunu... Aylardir gormedigi cocugunu bekliyor olmali, civciv de onun icin zaten... Cocuk gelmeden yemek siparis etmemis olmasi normal... Heyecanli, heyecanini bastirmak icin sigara iciyor...

    Yahut...

    Sevgilisiyle bulusacak, ama kendi yapisina uygun olmayan bir hediye aldigi icin utanmis olmali, o yuzden gozluk var gozunde...

    YanıtlaSil
  3. kurgulanmış hayatlar yaşıyoruz... sadece bu da değil...
    yanında silah olabilir, kesin beni aldatıyor, pazarlık payını düşünerek yüksek fiyat verdi, gelecem dedi ama bence gelmiyecek vs...:S..
    bunlar hepimizin de var galiba artık...
    bu arada bomba çıkmamasına sevindim:)

    YanıtlaSil
  4. Toplumun ve bizim paranoyak olmamız fikrine katılıyorum gerçekten. hep bir şeyler olacak korkusu var içimde. hele birde sağda solda poşetler içinde bulunan bomba ve silahlardan sonra insan kendini pek güvende hissetmiyor.

    YanıtlaSil
  5. Merhaba;
    çanta durumu çok hoşuma gitti ilginç gerçekten.ama hoş da olmuş:):)ben de gülmekten kırılırdım öyle bir durumda sanırım.ama kuzeniniz panik olmakta haklı tuhaf görünüşlü adam içeri gelip civciviyle masaya oturduğunda okurken ben bile tereddüt ettim.gerçekten kuşkucu paranoyak insanlar oluyoruz git gide.ben daha çok uçaklarda bu tip insanlardan paranoyalar üretiyorum.eğer tuhaf tipli birisini görürsem binerken neler kuruyorum bütün yolculuk boyunca bir bilseniz.hatta türkiyeye tatil için yalnız gelirsem o ayrı bir hikaye konusu olabilir zaten sokaklarda arkamda takip eden biri var gibi dolaşıyorum son olaylardan sonra.her dk kötü haberler okuyor duyuyoruz nede olsa.Kesinlikle hak veriyorum kuzeninize.

    YanıtlaSil
  6. GÜVEN Kedi'ciğim, G Ü V E N!!!
    Kaybettik birbirimize olan güvenimizi.

    YanıtlaSil
  7. MEHMET HAYRİ ZAN: Dünya da ve ülkede olup biten, izlediğimiz filmler, her olay üzerine üretilen ayrıntılı teorilere maruz kalıp da paranoyak olmamak imkansız gibi. Bazen düşünüyorum da teknoloji beraberinde korkuyu ve huzursuzluğu da getiriyor galiba. Hayat kolaylaşıyor sanırken aslında çok önemli birşeyleri yitiriyoruz.

    TURKUAZ DENİZ: Ben de tıpkı senin gibi o adamın masumiyeti üzerine pek çok hikaye yazdım ve bunlara inanmayı tercih ettim. Birbirimize olan güvenimizi kaybettikçe dünya daha da çok cehenneme dönecek çünkü... Ve muhtemelen o adam çok ama çok masumdu.

    IVIR ZIVIR: Ne kadar korkunç bu biçimde yaşamak ve yaşamak zorunda olmak... Ben de sevindim bomba olmamasına ama hala o adamı merak ediyorum :)

    OWL: Bir zaman çöp kutularının yanından geçemediğimizi anımsıyorum. Şimdi ise poşet görünce irkiliyoruz. Korku içinde yaşayıp normal davranmaya çalışmak ne zor...

    TUĞBA: Paranoya bizi mantıksızlaştırıyor aslında. O adamın elinde bomba olsaydı eğer muhtemelen herkes gibi görünüp dikkat çekmemeye çalışırdı. Oysa bu adam tüm dikkati üzerine topluyordu. Dediğim gibi bazen öyle çok etkileniyoruz olaylardan ve öyle mantıksızlaşıyoruz ki korkudan düşünemiyoruz bile..

    ÖZLEM: Ne yazık ki!

    YanıtlaSil
  8. İlk bölümü okurken tahmin ettim birisinin çantası olduğunu gülümsedim ve helal ne rahat insanlar var dedim. O hanım dua etsin sizin sayenizde aklına geliyor yoksa çanta uçabilirdi de.

    İkinci plastik civcivli adamdan bir hikaye çıkacak zannettim adam üzerinden ama sonuçta paranoya çıktı.

    Allah saklasın ve karşılaştırmasın ama canlı bombacılar ya da suikast girişimcileri plastik civciv taşımaz :) (gerçek civciv taşır dermişim) sade vatandaş gibi olur olsa olsa. Sonuçta bir şekilde eylemi en hızlı ve durdurulmadan tamamlaması lazım (allahın belaları) Istanbulda Marmara Otele zamanında bırakılan patlayıcı bir mantonun cebinde zarf içindeydi ve askılığa sonderece şık görünümlü bir şahıs tarafından bırakılmıştı. Sadece 1 kişi için.(Onat Kutlar için.) Bunun gibi ne örnekler yaşandı dünyada. Ancak poşetti çantaydı çöp bidonu içi dibi vs hala ve hala tehlikeli. Özellikle büyükşehirlerde.
    Civcivli adamımız kimbilir belki de hafif aklını serbest bırakmış bir vatandaş olabilir.

    Sonuçta paranoya olmamak elde değil. Bol aksiyon filmler bizi paranoyanın senaryoya dökülmesine götürürken yaşadıklarımız ve halen yaşananlar da son derece doğal olarak korku düğmelerimizi tetikliyor.
    Gene de siz siz olun fazla kalabalık yerlerden sakının bu aralar.Biliyorsunuz önce ilk patlama ilk eylem sonra yaralı kurtarmaya giden ve toplanan kalabalığın üzerine 2. yi gerçekleştiriyorlar :((( Ne zaman nerede ne nasıl olur bilinmez. Allah kimseye daha önce yaşanan faicalardan yaşatmasın ve civcivli tetikçilerle karşılaştırmasın.

    Ayhhh paranoya yapasım geldi :PP

    Anafikir plastik civciv taşıyan kişiye rastlarsanız civcivi sigara ya da iğne ile imha edin ;)

    YanıtlaSil
  9. Aklımızın içinde düğmeler var. Belli görüntüleri algıladığımızda o düğmeler devreye giriyor ve kanlı senaryolar yazıyor. Korku ve her an herşeyin olabilirliği ise dehşete düşmemize yetiyor da artıyor bile. Dünya aslında çoktan cehenneme döndü akıllarımızın içinde. Öyle görünüyor...

    YanıtlaSil
  10. __içeriye girerken neden çantayı dışarıda bırakmış acaba....kapıdan girerken ayakkabılarını çıkartmak gibi ... alla alla enteresanmış hakkaten:)) ...kuzen de tam istediği çantayı bulmuş sevinmişti sanırım.... nereden aldığını sorsaydınız bari __

    YanıtlaSil
  11. Nereden aldığını sorduk :) İstanbul'dan hatırlamadığı bir yerden almış :)

    YanıtlaSil
  12. bence haksız değilsin.ama ben niyeyse böyle konularda hep en pozitif olanı düşünenlerdenim istemsizce. (bigün bi bombaayla kucak kucağa patlayabilirim yani) herhalde ben onu sevgilisine aldığını düşünür, buarada bi gelsin bakalım kimmiş bu şanslı kız diye beklerdim bide (bomba patlayana dek). çanta mevzuuna gelince, bende karşılaşıyorum böyle olaylarla ama hiç çantasını bırakana da rastlamamamıştım. bunu asla yapmam. çanta konusunda bir hassasiyetim var eh galiba param canımdan kıymetli herhalde. ellerine sağlık. seni okumak beni hep mutlu ediyor.

    YanıtlaSil
  13. Tek saftorik ben miyim acaba, çanta hikayesini garipsemedim, insanların çok sayıda tuhaflık yaptığına şahit olmanın ötesinde mantıksızlık boyutunda şeyleri kendim de yaptığım için sanırım.

    Civcivli adam hikayesinde de bomba zerre kadar aklıma gelmedi. Sadece size gülmeyen garson onunla gülüp konuşacak diye bekledim hikayenin sonunu. Meğer o civcivli adam az kaçık ama oranın müdavimi bir kişiymiş falan diye düşündüm..

    Bombacılar için iddialı bir kostüm olurdu sanırım:)

    YanıtlaSil
  14. METANOİA FOREVER: Aslında iyimser olup huzur duymak mı iyi yoksa en kötüsünü düşünüp hazırlıklı olmak mı çok emin olamıyorum :) ama duyduklarımız ve gördüklerimiz sanıyorum bizi biraz kötümserliğe itiyor ne yazık ki...

    PSİKOPATİ: görüntüler biz de ne kadar farklı duygular uyandırıyor değil mi? Şimdi ben bu kadar farklı düşünceyi okuduğumda yani beynimizin nasıl ve nelerle kodlandığını merak ettim :)

    YanıtlaSil
  15. O civcivde bomba olsaydı ilk ben giderdim sanırım öbür tarafa:) Çünkü çok komik gelirdi kocaman civciv taşıyan esrarengiz adam bana:) Mutlaka bir şekilde konuşma fırsatı yakalamaya çalışırdım:))
    Paranoyaklık konusunda ise....sanırım ben civcivden çok eski bavullardan ve çantalardan tırsarım:))

    YanıtlaSil
  16. Aslında o adam bana da çok ilginç geldi. Ben onu merakla incelerken kuzenim paniğe kapıldı :) Ben de çöp kutularından tırsıyorum tabi garip yerlerde duran poşetlerden, çantalardan da...

    YanıtlaSil
  17. ya esasinda cantalar, posetler, civcivler bir yere kadar normal. ama en kotusu daha dogrusu en igrenci bizzat insandan korkmak. mesela gece vakti yalniz yuruyen bir adamdan sirf ustu basi perisan diye ya da rengi esmer diye korkmak. veya kucuk gariban evsiz bir cocuktan tinerci mi, bana bir sey yapar mi diye korkmak. insanligimizin bittiginin resmi tastamam. bu gibi anlar giderek daha cogaliyor mu hepimizde?

    YanıtlaSil
  18. hayatlarımız o kadar uyduruk ve sıradan olmaya başladı ki...

    elinde o oyuncak civcivle ne yapacağını bilemeden oraya buraya giden insanlar gibi olduk hepimiz...

    belki o adam da "ilk bölümde öylesine parlak çantalar arasına koyulan kumaş çanta gibi" yaşadığı şeyler yüzünden böyle acayip bir şeyler yaparak karışmak zorunda kaldı insanların arasına...

    kim bilir?

    belki emekli maaşını aldı ve küçük bir çocuk için zar zor aldığı oyuncağı koyacağı yeri beğenemedi bir türlü, ya burada garson çarparsa, ya burada biri görmeden düşürürse diye ikide bir yerini değiştirip durdu...

    ------------------

    gülmeyen garsona çanta mevzusunu anlatıp kendi kendinize (o gülmeden) güldüğünüzü düşünebiliyor musunuz? bence ileride her hatırladığınız da ('biz bunları anlatıyoruz garson da inadına mahkeme duvarı gibi' vurgusunu da yaparak) gülüyor olurdunuz...

    oysa ki şimdi oyuncak bir civcivin saldığı korkuyla lokantadan koşa koşa kaçmış bulunuyorsunuz :)

    her ne kadar hayati bir sebeple yapmış olsanız da yaşadıklarımızı kendimizin tanımladığını hatırlatmak isterim...

    umarım ukalalık olarak algılamazsınız...
    -------------------

    (ama o oyuncak değil de; civcivden daha büyük bir şey olsaydı bak o zaman ben sizden önce kapıdan çıkmıştım o da ayrı bir şey :) ) hesabı da arkamdan koşup yetişen garsonu biraz daha koşturup öyle verirdim ne diye gülmüyor eşşoooolusu :) )

    YanıtlaSil
  19. MEHMET HAYRİ ZAN: Ne yazık ki çok haklısın. Bugün arkadaşım yolda arabalarının bozulduğunu, bir kaç genç çocuğun yardıma ihtiyaçları olup olmadığını sorduğunu, aslında yardıma ihtiyaçları olduğu halde onlardan korktuklarını ve "hayır" dediklerini anlatıyordu. Ne yazık ki artık iyi niyetten emin olamaz bir biçimde yaşıyoruz. Ve bu çok korkunç.

    ONALTIKIRKALTI: "yaşadıklarımızı kendimizin tanımladığı" konusunda çok haklısın. Ben aklımızın içinde kodlar oluşturup tüm gerçekleri o kodlar çarpıttıktan sonra algıladığımızı düşünüyorum. bu da demek oluyor ki hiç birimiz gerçeği aslında olduğu gibi göremiyoruz. İçinde yaşadığımız toplum, koşullanmışlığımız, gördüklerimiz ve duyduklarımız buna asla izin vermiyor. O kodlardan sıyrılmak mümkün mü? Hİç sanmıyorum...

    YanıtlaSil