13 Ocak 2009

ASİT VE SABUN KÖPÜĞÜ

Bunu herkes yapıyor mu bilemiyorum ama ben eskisi kadar olmasa da zaman zaman yapıyorum. Ve bu zaman zaman dediğim dilim genellikle aklımın meşgul olmadığı, uykumun kaçtığı ya da canımın sıkıldığı bir zamana denk geliyor. Aklımızın içinde biri ile kavga etmekten söz ediyorum. Geçmişte kalmış olan, ya olayların şokundan ya da karışmış aklımız sebebiyle aslında söylemek istediklerimizi söyleyemediğimiz insanları gözlerimizin önüne getirip onun cevap vermesine fırsat vermeden ağzımıza geleni saydığımız kavgalar demek istediğim.

Dün gece biri ile, üstelik çok çok geçmişte kalmış ve neredeyse yüzünü bile anımsamadığım biri ile aklımın içinde kavga ediyordum. Uykum kaçmıştı ve kimbilir ne onu bana çağrıştırmıştı. Bir yandan kavga ediyor ağzıma geleni sayıyor bir yandan kendime "şimdi bunu anımsamanın ne alemi vardı" diye kızıyor bir yandan da onunla tanıştığım güne lanetler ediyordum. Tüm bu lanetlemelerden sonra bu kez başka bir sebeple kendime kızıyor: "Lanet hiç kullanmadığın bir kelime ama öfkeden ne dediğini bilmiyorsun. Üstelik sen, iyi ya da kötü her olayın ve her insanın aslında sana birşey öğretmek için hayatına girdiğine inanan sen şimdi tutmuş onu tanımamış olsaydın hiçbirşey kaybetmeyeceğini söylüyorsun." diyordum. Bu saçma sapan, gereksiz düşüncelerle saati 3 ettim. Yanan gözlerimi ovuşturup düşüncelerimi kontrol altına almaya çalıştıkça daha da çok onların etkisine girdim. Ne aptallıktı. Ne kadar da gereksiz sözler ve düşüncelerdi. Ama bazen birşeyin aptallık olduğunu bilmek onu durdurmaya yetmiyor.

Sabah uyandığımda kendime güldüm. Uzun zamandır kimseyle böyle akıl kavgası yapmamıştım. Çünkü, buna gerek duyacak durumda değildim. Geçmişi unutabilen, kavgalarını tam yerinde noktalamış ve bir daha asla aklına getirmemiş, sözünü sakınmamış birinin harcı değildi o düşünceler. Peki neden aklıma girmişlerdi? Cevabı bulamadım, omuz silkip geçtim.

Gün ilerledi. Birileri geldi, konuştular, cevaplar verdim, birşeyler yazdım, birşeyleri sildim, dolaştım, yemek yedim, kahve içtim ve akşamüstü biri bana "merhaba "dedi. Konuştuk uzun uzun. Sözlerin nereden başlayıp nereye gittiğinin farkında bile olmadan dakikalarca konuştuk. "Çok güzel bir insan" dedim kendi kendime. "Çok çok güzel bir ruh." Tıpkı bir armağan gibi. Öyle değerinden haberi olmayan ve hayatın ortasında öylece duran bir armağan... Konuşmamız bittiğinde onu tanıdığım için içten içe teşekkür ediyordum kendi teşekkürüme şaşırarak. Birden aklıma geldi. Dün akşam tanıdığım için lanetler okuduğum biri vardı şimdi ise tanıdığım için teşekkür ettiğim biri. Ve şaşırdım. İnsan neden kızdıklarını, öfkelendiklerini ve dahası nefret ettiklerini daha çok düşünüyordu acaba? Neden onları tanıdığı güne lanet ederek daha çok vakit geçiriyordu da sahip olduğu dostluklar için daha az teşekkür ediyordu?

Sanırım nefretin ve öfkenin yoğunluğu daha fazlaydı. Tıpkı asite benziyordu öfke. Yakıyor ve iz bırakıyor o izin üzerinde ne zaman parmaklarımız gezinse onu anımsıyor ve aynı yakıcılığı içimizde duyuyorduk. Güzel şeylerin yoğunluğu daha düşüktü sanırım. Sabun köpükleri gibi havada uçuşurken elimize konuyorlar en ufak harekette pıt diye patlayıp hiç bir iz bırakmadan yok oluyorlardı.

Sonra merak ettim: sevinci öfkeden daha yoğun yaşayan ve onu daha çok anımsayanlar var mıydı? Yoksa insanoğlunun doğasına aykırı mıydı bu? Cevabı bulamadım çünkü ne yazık ki ben onlardan değildim...

Resim: Jean-Baptiste Siméon Chardin

14 yorum:

  1. Var kedicik... Sevinci öfkeden daha yoğun yaşayan ve onu daha çok anımsayanlar var. Bu insanoğlunun doğasına aykırı değil. Hatta öyle biri değilsen bile bunu öğrenmenin yolları var. :)))

    YanıtlaSil
  2. ben genelde kavga etmem kafamda çünkü gerçek hayatta kavga etmem ben hiç. bazen çok dolarım ama, o kadar fazla ki, isyan ederim aklımdaki o arkadaşa. bazen düşüncemde isyan ederim, bazen de yazarım bir yerlere. yazarım kaybederim sonra, kaybetmek daha sağlıklı diye. öfke duymam çok, kin tutmam... ben sevinci acıdan daha çok yaşarım ve hissederim. ama haklısın acı konusunda. bir şeyin acısı açıyor ya yarayı, kapanmıyor o yara bir daha. acısını hissettiriyor. öfke değil de acı işte. derin bir sızı, incecik bir leke kalbinde...

    YanıtlaSil
  3. öfkeleri, acıları daha çok hatırlamak sanırım bir sonrakine hazırlık için. Kimse pek istemez ama olur da benzer durumlar, olaylar yaşanırsa pişmanlık-öfke- kısır döngüsünü yaşamamak adına.
    öfkeyi yoğun yaşamamızdan değil de sevince hazırlık gerekmemesindendir belki öfkeyi yoğun gibi hissetmemiz.

    YanıtlaSil
  4. sanırım acı verenleri ayıklayan taraftayım.. bir de balık hafızam var her şeyi unutan...çevremdeki insanların hepsi kendi ile barışık, müthiş üretken ve mutlu..
    ayıklanıp kenara koyduklarım ise ruhu kötü olanlar.. ve kötü ruhun ilacı da yok ne yazık ki:)

    YanıtlaSil
  5. "Asite benzeyen öfke ve sabun köpüğüne benzeyen neşe" ne güzel tanımlama bu böyle ellerine sağlık.O içsel kavgalarımız da olmasa, oturup çileklerimizi yesek.Bir gün mutlaka olacak.sevgiler dilek.

    YanıtlaSil
  6. NÜKHET: İşte bunu duyduğuma sevindim Nükhet. İnsanda hiçbirşeye şaşırmamak gerek aslında. Doğasında olsa bile birşeyler onu değiştirip olumluya çevirme gücüne sahip insanoğlu... Aslında sürekli aklının içinde kavga edenlerden değilimdir. Ama bazı şeyleri derin derin kazıyorum sanırım hafızaya. En kısa zamanda öğrenmeliyim sevinci daha çok anımsamanın yollarını...

    PURKUA: Ben öfkeliyimdir ama kindar asla değil. Kin kelimesi bile kulağa çok korkunç geliyor. Sanırım acı ile sevinç konusunda şunu söylemek de mümkün; Bizler acıyı haketmediğimizi düşünüyoruz ama sevinci hakkımız olarak görüyoruz. Ve doğal olarak haketmediğimizi düşündüğümüz başımıza geldiğinde onu daha derin kazıyoruz içimize...

    ANNİCA: Evet haklısın bir nevi savunma mekanizması geliştirmek için kullanıyoruz acıları. Ve çok doğru bir tespit: "öfkeyi yoğun yaşamamızdan değil de sevince hazırlık gerekmemesindendir belki öfkeyi yoğun gibi hissetmemiz." Kesinlikle...

    PİNO: Balık hafızanın en iyi yanı da bu işte. Seni temiz tutuyor öfkeyle nefretle kirletmiyor. Aynı şeyi ben de yaparım ayıklarım insanları. Çünkü, hayatı huzurlu kılmanın başka yolu yok. Ayıklarım ayıklamasına da nadir de olsa bazen akıl geçmişe yolculuklar yapıyor :)

    SUFİ: Sanıyorum o içsel kavgalar bir çeşit üstesinden gelme yolu geçmişin. Bir nevi hesaplaşma öfkeyi dindirme. Aklın içinde ne kadar çok kavga edersen o kadar bıkar ve bırakırsın geçmişi. Değil mi? Çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  7. bazen söylenmemiş sözler, böyle geceyarıları içimizde patlar. sabahlara kadar kendimizle kavga eder ne galip çıkabiliriz nede mağlubiyeti kabul ederiz. insanlar ilk önce kötü olayları hatırlar iyi olanlar ise nedense daha az hatırlanır. oyüzden galiba mutlu olduğumuz zamanlar çok kısa, üzüntülerimiz ise bir dünya sürüyor.

    YanıtlaSil
  8. İşte o sözler aklımda patlamasın diye ben hep kafamın içine bir dünya şey dolduruyorum ya :) Geçmişte yaşayanlardan değilim. Ama çok nadir de olsa geçmiş gelip aklımın kıvrımlarını gıdıklıyor :)

    YanıtlaSil
  9. İlk önce teşekkür ediyorum :) Sende bir armağansın, hepimiz birer armağanız aslında..

    Yazında geçen öfkeyi yoğun yaşayıp, mutlulukları unutmak ise tamamen insanın doğası gereği sanirim.Çünkü biz bu dünyaya negatif şeylere konsantre olarak geliyoruz. Yani özümüz negatifi düşünmeye daha meğilli.. Bunun bilimsel bir istatistiği bile vardı. Aslında pozitife odaklanın, onları büyütün diyen yeni çağ insanı terapileri bundan belki de..Bu kodu kuırmak ve pozitifleri çoğaltmak.. Daha da ilginci nötr olabilmek..Aslında özümüzde nötr olabilmemiz gerekiyor. İkisi de aynı çünkü, asitte -sabun köpüğü de...Biz önce pozitifi eşitleyebileceğiz ki, sonra nötr olabilelim.. Nötr alanlarda huzur..Ortada olmakta...

    YanıtlaSil
  10. Belki herkes bir armağandır ama bazı kutuların içinde bilirsin bir yumruk çıkar ve burnuna iner :)İşte o yumruklaradır öfke. Hep anımsarsın ve her anımsadığında burnun acır. Ama dediğin gibi bunu değiştirmek, pozitif olabilmeyi öğrenmek insanın elinde. Nötrlük konusunu hiç düşünmemiştim. Özümüz nötr bunda çok haklısın. Bunun üzerine biraz daha düşünmeliyim.
    Senden ne çok şey öğreniyorum. Çok teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  11. ben sık sık yapıyorum bunu. pşikolojide kendiylen barışık olmama hali deniyor sanırsam buna ya da başka bişi. ama seviyorum ben kavgalarımı. öyle!

    YanıtlaSil
  12. Bence bunun kendinle barışık olmamakla ilgisi yok. Çok sık yapılıyorsa evet belki vardır ama eğer nadirse bu tamamen canı sıkılan bir ruhun işi :)

    YanıtlaSil
  13. Ben de rüyamda 17. yy'daki Fransız giysilerimle sokaklarda Mirkelam gibi koşuyordum. Dün gece gördüm bunu. Başımda peruk, fırfırlı, işlemeli beyaz bir gömlek, dar kısa paça ve dikine çizgili bir pantolon üzerimde de küçük kırmızı bir ceketimsi. Dedim noluyor? =)

    YanıtlaSil