19 Ocak 2009

NEDEN?

"Hadi canım sen de" diyorum "kim bu kadar vahşi olabilir ki?" Yeminler ediyor arkadaşının bir kertenkeleyi öldürdükten sonra kurutup ondan kendisine kolye yaptığına. Hepimiz yüzümüzü buruşturuyoruz. Hayal bile edemiyorum o kolyenin tenime değdiğini. Böyle bir şey düşünenin aklını yitirmiş olduğu konusunda fikir birliğine varıp konuyu kapatıyoruz.

Bir süre sessizlik oluyor. Biri "birşey itiraf edeceğim" diyor. Muhtemelen yine hayvanlarla ilgili ve yine bu kadar korkunç. Güvercinleri avladıklarından söz ediyor ve o güvercinlerin başını kopardıklarından. "Ama o zaman çocuktuk" diyor. Şaşkın şaşkın bakıyorum. Bir çocuk nasıl böyle birşeyi hayal eder, hayal etmekle de kalmayıp eyleme döker.

Konunun kapanacağı yok gibi. Kızlardan değil de nedense hep erkeklerden geliyor birbiri ardına itiraflar. Kimi kaplumbağaların içinde ne var diye kabuklarını kırmış kimi kurbağaları şişirip patlamalarını izlemiş (Nasıl şişirmişler anlamadım ama) kimi karıncaların yuvalarına su boca etmiş, kimi akrep yakalayıp etrafına ateş yakmış. Hepsinin geçmişinde böyle hikayeler var. Şimdi yüzlerini kızartan ve o zaman kendilerinin bile neden yaptıklarına anlam veremedikleri hikayeler.

Çocukluğumu düşünüyorum. Benim aklıma hiç böyle şeyler gelmemişti. Bizler karıncaların yuvalarına ekmek ya da buğday koyuyorduk. Pencere önlerine kuşlar yesin diye kuru ekmekler bırakıyorduk, sokaktaki kedilere evden peynir ve süt taşıyorduk.

Şimdi düşünüyorum bir çocuğun hayvanlara iyi ya da kötü davranmasının sebebi kendisinden mi kaynaklanır yoksa ailenin ona öğrettiklerinden mi? Bana bu sorunun cevabı aile gibi geliyor. Çünkü çeşitli yaşlardan kız ve erkek kuzenlerimin hiç birinin böyle hikayeleri yok.

Resim: E.S. Escher

33 yorum:

  1. Babam da sabıkalı o konuda. Arada anlatır.

    YanıtlaSil
  2. örümcek ve akrep yakanlar yılan kafası ezenler... bende çok duydum bu hikayeleri. analar babalar çoğu zaman elleriyle cani yetiştiriyorlarda farkında değiller. hoş bir çoğu yaptığı bir çok şeyin farkında değil. Dostoyevski'nin Ölüler Evinden Anılar kitabında, Aleksander Petroviç "insanlara hayvan sevgisi edindirirsek cinayet işlenmez" diyordu...

    YanıtlaSil
  3. Bende cok duydum erkeklerden bu hikayeleri.Sanırım keşfetmek için biraz.Birazda erkeğin doğasında var olan avlanma iç güdüsüdür acaba dediğim de oluyor. Onlar küçükken birbirlerini öldürür gibi de yapıyorlar ya.. Egitim sonrasında basliyor belki de..


    Ben kücükken kedileri ayagımda sallardım.Kurbaga severdim.Babam siğil olacak ellerin derdi.Hiç takmazdım.Hala aynı eylemler içindeyim.

    YanıtlaSil
  4. Walla ne denir sosyolojik olarak iyi bir izlenim, günümüz ve geçmişimiz için. Ama bunun temelinde salt ailenin olduğuna inanmıyorum.

    Çocuğun yetiştiği okul ortamı, sokaklar ve arkadaşlarının kazandırdıklarını; ailesi ile birebir konuşamadığında birey olarak bir yol çiziyor kendine çocuk.Bu aşamadan sonra eğer ailesi ona yanlışları ne kadar iyi/doğru/ düzgün bir şekilde öğretsede dış çevreyi kendine yakın gördüğünde, ona eğilimi oluyor. Veya birey(çocuk ya da yetişkin birey) ailesinden yöneltici bir eğitim alamadığında, onun özgür eğilimlerine öğüt verici/ yol gösterici öneriler alamadığındada, bunun gibi yanlış eylemleri gerçekleştiriyor. Evet genelleme ne kadar yanlış olsa da genelde biz erkeklerin böyle eğilimleri oluyor küçükken/ büyükken(Kurtlar vadisi hayranlığı buna örnektir.). Bunun temelide ataerkil toplum gereksinimlerine dayanıyor fikrimce.

    YanıtlaSil
  5. benim de hiç aklıma gelmemişti çocukken. aile ise sebebi, ailede şiddet gördükleri içindir belki. Sağlıklı sunulan bir sevgi buna sebep olabilir mi?

    YanıtlaSil
  6. BUZCEVHERİ: Ne çok insanın çocukluğunda var böyle hikayeler. Peki ya senin Cevherim :)

    KALDIRIMÇOCUKLARI: "insanlara hayvan sevgisi edindirirsek cinayet işlenmez" duyduğum en doğru sözlerden biri...

    BRAJESHWARİ: Araştırmam devam ediyor. Ben hep erkeklerden duydum böyle hikayeleri. Acaba bir kadının çocukluğunda da var mı bunlar?

    LİBERTER KEDİ: Çok doğru, sadece ailenin olduğunu düşünmek çok mantıklı değil. Çünkü bizi ailemiz büyüttüğü kadar sokak da büyütüyor. Bir zamandan sonra hayatımızın büyük bölümü dışarıda geçiyor. Peki o halde gelecek kuşakların içlerinde bu vahşi duyguları taşımamaları için ne yapabiliriz. Ailede çocuk denetim altına alınabilir ama sokak?

    BAŞAK: Çekirden olarak ailede ve büyünen sokakta edindiklerimiz kazınıyor galiba içlerimize... Biz şanslı çocuklardık belki hem aile hem de dış çevre açısından. Bir çocuğu çok da suçlayamıyorum bunlar yüzünden ama anlayamıyorum da...

    YanıtlaSil
  7. beyazıt meydanındaki parkta karınca yuvasının yanına takılıp da karıncalara simit verdiğim de oldu, annem eve istemiyor diye köpek yavrusunla kömürlükte yattığım da...

    kızıma alınan japon balığı hafif yan yatmaya başlayınca semt semt balık-kuş satan yerleri dolaşıp çaresini aradığımı hatırlıyorum, küçük bir kedi yavrusunu kireç kuyusundan kurtarmak için belime kadar balçıklara batıp kendi hayatımı tehlikeye attığımı da...

    muhabbet kuşları, su kaplumbağaları, yavru kediler, köpekler, tavşan, tırtıl (evet tırtıl) vs. ile yaşadığım onlarca hatıram var ama hepsinde de arkadaşlarım gibiydiler bir hayvan insan ilişkisi bile denemez asla otorite olmadım hepsini çok sevdim onlar da beni sevdiklerini her zaman gösterdiler...

    çok küçük bir çocukken de vurdulu kırdılı kavgalı gürültülü şeyleri hiç sevmezdim, çocuklarım da sevsin istemem. minicik bir karıncayı bile evi barkı var yavrusu var bak eline ekmek almış çocuğuna götürüyor diye anlatırım minik oğluma, o da nerede bir karınca görse minik parmaklarını karıncanın yanına adımlayarak gidiyormuş gibi yapıp muhabbete başlar, küçük karınca napıyorsun, mama mı götürüyorsun vs...

    annem ya da babam da acaba bana böyle mi davrandılar da hayvanları hep sevdim bilemiyorum. ama çocuklarıma bu şekilde hayvan sevgisi vermeye devam ediyorum.

    küçükken çok sevdiğim bir arkadaşım vardı, sapanla kuş vuruyor diye ondan uzaklaşmıştım... büyüdüğümde onun geldiği yerlerde o zamanlar hâlâ avlanıldığını, bunun; onun geldiği yerde bir yaşam biçimi olduğunu, avlanmayı o ortamda yetiştiği için normal gördüğünü daha iyi anlıyordum ama yine de gönlüm elvermiyordu...

    "yaşamak için öldürmek" bir yaşam biçimi yaratır ve zamanla "öldürmek" yaşamın normal bir parçası olur. zorunlu değilken de alışkanlığı devam ettirmeyi beraberinde getirir; kurban törenleri, kürkü için, boynuzu için, cinsel gücü arttırması için bazı hayvanların belli yerlerinin alınıp satılması, süs olsun diye kurutmalar vs...

    "sonra bu ne olacak?" diye düşünemeyen insanın yaptığı kötü şeyler gibi görünüyor bana...

    en küçük bir canlı birimden en gelişmişine kadar ve hatta manevi değerler verdiğimiz için bazı cansız nesnelerin bile korunması gerekirken nasıl bu kadar yokedici olabiliyorlar benim aklım almıyor ama siz bana bakmayın ben açlıktan ölsem, hayvanların bir tanesini bile öldürüp yiyemem...

    aslında bir şekilde var olan yaşam döngüsünün dışında kalmış ve doğadaki yerimden kopmuş sayılıyorum, bu yüzden de doğal yaşamda yerim yok, canlı kalamam... böyle olmama neden olan şey ise kuşaklar boyu avlanmadan, hayvan kesmeden öldürmeden şehir kültürü içinde yaşıyor olmamız diye düşünüyorum.

    şehirden çıkınca sudan çıkmış balık gibi olurum, ne dağda, ne ovada, ne ormanda vahşi hayat içinde yaşamımı devam ettiremem... ben böyle yetişmişim ama başkaları da öteki tarafta yetişmiş ve buraya gelince eski gelenek göreneklerinin bilinçaltına sıkıştırdığı kültürü yaşamaya devam ediyor, bence bu bütün her şeyi açıklıyor...

    bana saldıran bir hayvandan kurtulmak için kendimi savunmayı anlarım ama korumasız, kuvvetsiz ve hatta sizden bir kırıntı olsun yiyecek bir şeyler bekleyen minicik hayvanlara nasıl kıyabilirsiniz ki?

    böylesinden korkarım "ona bir şey yapan herkese her şeyi yapabilir" diye bir saplantım da var ki ne desem bilemiyorum...

    sevin yahu sevin, sevin, sevin... hayvanları, ağaçları, çiçekleri ve hatta böcekleri sevin... bize cevap veremezler belki ama inanın onlar da sizi seviyor...

    YanıtlaSil
  8. Bu çocuğun içindeki şiddet işte.
    Oğlumda olmasından en korktuğum şey.
    Neyseki her türlü yaramazlığına rağmen şiddet duygusu yok içinde.
    Olmasın da zaten.
    bizim çocukluğumuz başkaydı Kedi'ciğim çok hem de.
    Sevgilerimle Kedi'ciğim.

    YanıtlaSil
  9. Geçenlerde bilimsel bir açıklama okumuştum, gayet ciddi bir enstitünün açıklamasıydı, TR'den değil. Erkekler evrim basamağında en alttaydılar bu açıklamada.Tüm yaşayan canlılar içinde, hayvanlardan sonra, en altta.
    Aydan Atlayan Kedicim, ben de bunun kesinlikle aile ile ilgisi olduğunu düşünüyorum. BAk ben Alman tursitleri gezdiriyorum yıllardır, daha bir tane kedi tekmeleyen görmedim, sevmiyorsa bile saygılı davranıyor en azından 'ayh korktum' diye bizim şirret ve isterik hatunlarımızın yaptığı gibi masaların üstüne fırlamıyor(ben bu tarz kadınlara hep eski hayatınızda fareydiniz herhalde diyorum).
    Sistemdir bu kedicim. Bak Amerika'da adam çocuğuna bebek kedi değil kocaman kedi alır, evsiz barksız bir şey bulur. Dünyanın bazı ülkelerinde hayvanların da yaşam hakkı olduğu, saygı ve sevgiyle yaklaşılmaları gerektiği daha minicikken öğretilir insanlara.
    Bu bizde yok ne yazık ki!
    Ben neden VEGAN oldum? Bu tamamen etik bir duruş ve bir protestodur!
    Daha çok şey var söyleyecek ama neyse...

    YanıtlaSil
  10. benim nacizane düşüncem bu tarz davranışların yakın çevreden öğrenildiği. ben ve kardeşlerim hiç böyle şeyle denemedik. çünkü çevremizde bu tarz davranan kimse yoktu. biraz öğrenmeyle ilgili diye düşünüyorum ben. yoksa durup dururken hiç kimsenin bir güvercinin kafasını koparacağını sanmıyorum.

    YanıtlaSil
  11. Ayy okuyunca içimi ürperti aldı. böyle şeyler yapmadım hiç ben zaten korkardım da ellemeye falan kurbağa kaplumbağa falan.hala sevmem yumuş yumuş böyle:( ama erkek arkadaşlarım da yapmazlardı hiç hatırlamıyorum.insan neden böyle eziyet eder ki merak uğruna hayvancıklara ya.üzülüyorum ben duydukça.midesi kaldırmaz yahu insanın dimi ama?

    YanıtlaSil
  12. Yazmak istediğim şeylerin neredeyse tamamını Liberter Kedi yazmış, ancak şunu da ekleyebilirim sanırım:

    Benim çocukluğum da sokaklarda geçti -yok, ben de hayvanlara bu tarz işkenceler yaptım demeyeceğim ancak- çevresinde olanları izleyen ve bir gruba dahil olmak isteyen, kendini göstermek ve grup içinde kendine "sağlam" bir yer edinmek isteyen çocuk da bu tarz yaklaşımlar içine girebilir.

    Onu suçlayabilir miyim, bilmiyorum. Aileler ikinci defa aynı hareketi yapmamasını sağlayabilir çocuğun ve sağlamalıdır da, ama ilki için aileyi de suçlayamam galiba.

    Fikret Kızılok'un oğluyla bir anısı vardı: Oğlu bir karıncayı ya da bir böceği ya da bir arıyı öldürür. Bunu gören Fikret Kızılok, oğluna "onu bozdun, şimdi tamir et" der. Oğlu saatlerce uğraşır, ancak hayvan ölmüştür. Babasına başaramadığını söylediğinde babası "hiçbir şeyi tamir edemeyeceğin şekilde bozma" der. Mealen bu şekildeydi sanırım. Çocukların dili yakalanabilirse, onların çok çabuk öğrendiklerini biliyorum.

    Selamlar,

    YanıtlaSil
  13. ONALTIKIRKALTI: Ben anneannemin öğrettikleriyle büyüdüm. Pek çok hayvanı vardı ve onların yaşamlarına çok saygı duyar, onlar da onun çocuklarıymış gibi davranırdı. Sanıyorum bizler de hayvanlarla insanları bu yüzden hep aynı kefeye koyduk nasıl insan hayatına saygı duyuyorsak onların da hayatlarına saygı duymayı öğrendik. İnsanoğlunun hiç üzerinde durup düşünmeden yaptıklarını aklım almıyor. Ne zaman bir hayvanı öldüren birini görsem bu yüzden şu örneği veririm: Yeryüzünde devler yaşasaydı ve o devler hayatın kendine ait olduğuna, bizlerin ise onlara hizmet için varolduğumuza inansalardı sokakta yürürken "aman ne olacak küçücük bir insan işte ardı ötesi" diyerek üzerimize basıp bizi öldürselerdi... Bunu neden düşünmez ki insanlar...

    ÖZLEM: Ben çocukların beyaz kağıtlar olduğuna inananlardanım. Onların üzerine ne yazarsak o oluyorlar sanki. Ve eminim senin oğlunun üzerinde hep sevgi dolu sözcükler yazıyor. Sevgiler benden de kucak dolusu hem de :)

    NÜKHET: Bu hem aile ile hem de içinde yaşadığımız toplumla ilgili o halde Nükhetcim. Kendisine ve hayata saygısı olan toplumların gelecek kuşakları böyle bir toplum içine doğunca artı olarak birşey yapmaya gerek kalmıyor. Zaten var olan iyi bir özellik kuşaklarca devam ediyor. Bu ülkede de böyle olmasını dilerdim. İnsanların çocukluklarında böyle hikayeler olmamasını ve bu hikayelere çok ama çok şaşırmalarını isterdim.

    OWL: Bu konuda çok haklısın. Aile bir çocuğa bu şekilde bir eğitim verse bile çocuk sokakta kendisini kabul ettirmek için o şekilde davranmaya mecbur kalıyor.

    TUĞBA: Ben de bir türlü anlayamıyorum nedenini. Bugün bir arkadaşım bunun merak duygusundan kaynaklanıyor olabileceğini söyledi. Örneği ise kurbağalar üzerinde yapılan ameliyatlardı. Bazı çocukların içinde ne var diye kurbağaları kestiğine şahit olmuş. Ama ben çocukların hayvanlara yaptıkları zulmün meraktan değil eğlence amaçlı olduğuna inanıyorum. Bir çocuğun bu şekilde eğleniyor olduğunu düşünmek ise tüylerimi diken diken ediyor.

    GÜNLERİN TORTUSU:Bu konuda kesinlikle hemfikirim. Bir çocuk dışlanmamak uğruna böyle uğraşları olan bir gruba ayak uydurabilir. böyle durumlarda ise ailenin öğrettikleri tüm değerini yitirir. O halde sadece kendi çocuklarımızı eğitmek yetmeyecek. Bunu tüm topluma yaymak zorundayız. Ama nasıl? Çocukları çocuk olarak kabul ettik peki ya büyükler? Hala insan ve hayvanlara eziyetten zevk alan büyükler ne olacak? durum burdan bakınca ne de ümitsiz görünüyor.
    Fikret Kızılok'un sözü çok çok değerli ve mutlaka kaydedilip gerektiğinde kullanılmalı. Çünkü, belki düşünmeden hareket edeni bir an durdurup düşünmesini sağlar.

    YanıtlaSil
  14. "Peki o halde gelecek kuşakların içlerinde bu vahşi duyguları taşımamaları için ne yapabiliriz. Ailede çocuk denetim altına alınabilir ama sokak?"

    Birçok şey ablacım. Hemde bir çok şey.

    Sadece biz insanoğlu, elimizi taşın altına koyup, biraz olsun savaşmayı göze alacaz. Bunun gereği ise

    -geri kalmaya mahkum edilirken, gözlerini kaybetmiş bir toplum olan bizlerin, körelmememiz içinöznel fikrim bu).Bunu engellemek zorundayız.

    Sokaklarda büyük bir cehalet hakim, yabancılaşma, kin ve nefret yüklü. Bunun enjektesini ise televizyonlar yapıyor. Televizyon ve onda verilenler, veba gibi yayılıyor sokakta ve orada yürüyen HER BİREYE. Örnek olarak:"bir zaman önce, bu toplum bbg evlerini konusuyorken, bu zamanda evlilik ve yemek programlarında, birbirlerinin arkasından dedikodu yapıyorlar" ve biz verileni olduğu gibi kabulleniyoruz... böyle bir toplumda sizce birey nasıl sağlıklı gelişebilir?

    Gelişemez.

    Bir çocuğa bizim soyumuz üre, töre, savaş mantığını yüklersen ilkokuldan, üniversite ve hayatının tüm kademelerinde. Sonrasındaa bu bireyde ataerkil bir yapıya ayak uydurmayı seçerek, güç elde etmek için savaşacaktır. Bunun gibi yargılar yıkılmalıdır.

    Eğitim kökten reforfimize edilmelidir. Zümre için değil, toplum için eğitim kalitesi hedeflenmelidir. Buna örnek olarak: Özel okulların imtiyazlarını devlet okullarınada sağlam bir planlama ile sağlayabiliriz. Bunu ise eğitime önem veren kişileri seçme hakkımızı kullanarak gerçekleştirebiliriz. Güven ortamını bireyleri çalışmaya eğimli hale getirerek tekrar sağlayabiliriz. Çünkü üretmeyip sömüren toplumlarda güvensizlik en büyük kıstastır başarı için.

    Kısacası sokakların deviniminin değişimi, "toplumun ve bireyin aydınlanması ile olacaktır."Bunu başardığımız takdirde ise, her yanlışı doğruya en yakın hale daha da yakınlaştıracağız. Toplumun aydınlanması ise düşünce paketleri olan ideolojik fanatikliklerle değil, insanı ortak bir payede birleştiren kültür sanat unsuru ile değiştirebiliriz.

    Çünkü; siyasi bir değerlendirme ile bu olaya yaklaşırken, feminist bir yaklaşımla bu yazıya bakanların düştüğü yanlışa bağlı olarak -siyasi ideolojiler ya da yanlış bilinen felsefik ayaklanmaların getirdiği doğru olamayan hatalar- her zaman toplumu sınıflara ayırır ve yanlışı getirir.ayrıca kin, nefret ve toplumsal şiddeti besler.(Feministleri eleştirmiyor, ülkemizdeki feminizmin yanlış algısını eleştiriyorum.)

    Eğer bunları sağlayamayacaksak şunu belirtmek isterim ki sonumuz şöyle olacaktır:"Genel geçer bir kural olarak; göreceli bir bakışla, az gelişmiş uygarlık, ya köleleştirilir ya yok edilir." ...işte bizler bu şekilde olaylara basit çıkarımlarla yaklaşırsak, ya toplumu yok ederiz veya yokedilmesine göz yuman, kendi sesini duyan yarasalar oluruz.

    Benim fikirlerim bunlardır sevgili aydan atlayan kedi abla. sürç-ü lisan ettiysemde affola.

    YanıtlaSil
  15. Canım Kedi'm, o üreten beyninin her kıvrımına ayrı ayrı sağlık diliyorum öncelikle...
    "Genel geçer bir kural olarak; göreceli bir bakışla, az gelişmiş uygarlık, ya köleleştirilir ya yok edilir." bu konuda seninle hemfikirim. Yapılması gerekli olanlar konusunda da öyle. Fakat zaman zaman bu şekilde düşünenlerin oranının kalabalığa göre azlığı beni hem dehşete hem de umutsuzluğa düşürüyor. Elbette kendi düşüncelerimi hayata geçirmek için, koca okyanusta bir damla da olsam, mücadele ediyorum ama senin de söylediğin gibi birşeyleri kökten temelden değiştirmek gerekiyor. Gelecek kuşaklar için sağlam ve mutlu bir gelecek düşlüyorsak başka çaremiz yok.
    Abla kediden kardeş kediye kocaman öpücükler :)

    YanıtlaSil
  16. Bir arkadaş ortaokulda civcivin kafasına çivi çaktıklarını anlatmıştı. İnanasım gelmemişti. Daha sonra aynı hikayeyi onun tanıdığı başka birinden dinledim. Çocukluk olsun, olmasın, asla affedilir bulmuyorum bunları. Bir kediye işkence eden bir çocuğu gördüğümde, çocuğa bunun cezasını iyi bir şekilde veresim geliyor. Bir anime vardı, animede bir karakter diyordu ki; "Neden insanları öldüremiyoruz, diğer canlıları hiç tereddüt etmeden öldürürken?.. İnsan üstün ırk olduğu için mi?".. Bunun tek açıklaması dinle yapılabilir. Ama üstün ırk değiliz. Çoğu zaman hayvandan daha beteriz.

    YanıtlaSil
  17. Böyle hikayelerin bu kadar çok insanın çocukluğunda olması ne kadar da korkunç. Çocukların zihinleri bu tip işkenceler konusunda sınır mı tanımıyor yoksa bunları bir yerden mi görüyorlar. Bir çocuk nasıl bir civcivin kafasına çivi çakmayı akıl edebilir?

    İnsanın yaptığı eylemler düşünüldüğünde söylediklerine katılmamak elde değil; Evet ne yazık ki biz insanlar tüm canlılardan çok daha zalim ve yıkıcıyız.

    YanıtlaSil
  18. şans eseri çocukluğumun bir bölümü bahçelerde, hayvanlarla iç içe geçti... (bunu çevremizdeki küçük hayvanların değil bizim -kardeşimle benim- şansımız olarak gördüğümü belirtmeliyim)
    yüzlerce kurbağa öldürmüşüzdür her halde kardeşimle...
    büyük bir şişeye, kireç, su ve bolca kurbağa koyup, güneş altında patlamasını beklerdik. (patlardı)
    hemen yakınımızda dev bir kanal vardı (bize dev gibi görünürdü tabii) ve yukardan kurbağaların üzerine taş bırakmaya bayılırdık.
    "dört ayak üzerine düşüyor mu?" diye yaklaşık beş metre yükseklikten bir kedi bırakmıştı kardeşim; ben de aşağıda, yere yatmış, düşme anını tespit etmeye çalışmıştım. (çok hızlı olmuştu; kedi yere iner inmez fırladı kaçtı, bir şey anlamadım)
    acı da çektim ama; "arı kovanına çomak sokmak" deyiminin mecaz anlamından önce düz anlamını, bir seferde onlarca arı tarafından sokulmak suretiyle fazlasıyla şiddet dolu bir şekilde öğrendim...

    "çocuk" dünyası ile "yetişkin" dünyası çok farklı: "şiddet" ve "oyun" demek ki bazen içi içe geçebiliyor?
    hayvanların da ötesinde, küçücük bir çocuğun, yeni doğmuş ve ailenin gözdesi olmaya başlamış bir bebeye bile çok garip şeyler yapabildiğini duymuşsundur belki de?
    sapık mı o çocuk? sanmıyorum; sadece çocuk.
    tüm sapıklar ve caniler "büyümüş" olanlar arasından çıkıyor.

    YanıtlaSil
  19. Bunun bir sapıklık olduğunu asla düşünmüyorum. Sadece nedenlerini merak ediyorum. Dediğin çok doğru çocuk ve yetişkin dünyası çok farklı. Bunları bir yetişkin yapsa evet sapıklık derdim ama söz konusu çocuklar olunca bunu demek imkansızlaşıyor. İnsan, çocukluğunda belki de iyi ve kötüyü ayırdedemiyor. Ya da dünyayı dev bir oyun bahçesi kendisi dışındaki herşeyi de oyuncak olarak görüyor. İyi ama neden bazı çocuklar böyle iken bazılar değil? Bunun nedenlerini hala netleştiremedim kafamda.

    YanıtlaSil
  20. kesinlikle dünyayı oyun bahçesi olarak görüyorlar; ya da biz "oyun" diyoruz ama aslında o "öğreniyor"?
    karınca yuvalarına ekmek kırıntısı bırakmak ile "karınca yuvasını sel basmııış" deyip kova kova su dökmek aslında benzer şeyler olabilir: kızlar evcilik oynar erkekler kovboyculuk ve bu farklılık sanırım "ilk kodlamaların yapılmasıyla" ilgili...
    bence neden çok karışık; tamamen tesadüfi etkenler (çevre,cinsiyet, arkadaşlar, oyuncaklar, televizyon, vs vs) belirliyor çocuğun "oyun" anlayışını...
    "saldım çayıra mevlam kayıra" diye yetiştirilmez her halde çocuk ama çok fazla kontrol da belki bir çok şeyin bastırılmasına neden oluyordur. aradaki dengeyi kurmak çok zor olsa gerek...
    çocuk civcivin kafasına çivi saplayabilir ama aile buna gülüp geçiyorsa işte o çocuktan pek hayır gelmez sanırım?

    YanıtlaSil
  21. Kardeş kediler,

    Liberter Kedi'nin söyledikleri doğrudur, ama şu an için ütopiktir ya da kısmi olarak gerçekleşebilir -aile ölçeğinde-. Söylenenler örgütlü bir toplumda gerçekleşebilir ancak. Şu anda televizyonların -ki ana hatlarıyla katılıyorum- şiddeti, anlamsız ve boşa zaman geçirten programları yayınlamalarının altında da, "belli bir şekilde örgütlenmiş" bir yapı söz konusudur.

    Bunun yanısıra, farklı kanalların -hadi adıyla söyleyeyim- Kanal 7, Kanal 24, Ülke TV hatta -çok daha az göz atsam da- Samanyolu TV'nin yayınları da belli bir propagandayı yürütmektedir.

    Onun dışında izleyebildiğiniz kanal var mı? Biraz daha öteye gidersem, izlediğinizi -ben de izliyorum- tahmin ettiğim NTV, cnbc-e gibi kanallar dahi belli görüşler doğrultusunda yayınlarını gerçekleştirmektedirler.

    Çok basit bir örnek vereyim: NTV'de "Açık kaynak kodlu" ve "özgür yazılım felsefesi" ile ilgili herhangi bir yayın görebiliyor musunuz? NTVMSNBC, NTV'nin internet portali sizlere ne hatırlatıyor?

    Konudan bayağı uzaklaştım galiba,

    Selamlar,

    YanıtlaSil
  22. DEVRİM: Bir arkadaşım çocukların amaçlarının oyun değil deney yapmak olduğuna inandığını söyledi. Önü alınmaz merak duygularını ve enerjilerini bir şekilde tatmin etme yolu bu galiba. Kocaman bir oyun alanında "şunu şöyle yaparsam sonuç ne olur?" sorusunun peşinden mi gidiyor acaba bu çocuklar?
    Son cümlen için kesinlikle hemfikirim. Çocuğun yaptıklarına aile gülüp geçiyorsa yapılacak pek birşey yok.

    GÜNLERİN TORTUSU: İstisnasız tüm tv kanalları için hemfikirim söylediklerinde. Usuldan usuldan ince ince işlenen birşeyler var. Elbette hepsininki aynı değil. Televizyon izlerken eğer bunun böyle olduğunu bilirsen çok farklı bakıyorsun ekrana zaten. Ne, ne için gösteriliyor biliyor ve tam aksine onu almamak için direniyorsun. Ve işin acı yanı tv'nin gücü. Bırakın çocukları bir toplumu bile dönüştürebilecek denli güçlü.

    YanıtlaSil
  23. "kedi dört ayak üzerine mi düşüyor deneyi" gibi:)

    YanıtlaSil
  24. Evet :)
    Mesela bu deneyi yapan bir çocuğu ben zalim olarak değerlendirmem. Meraklı bir çocuk olarak değerlendiririm. Merak duygusuna saygı duyarım hatta.
    Özetle çocukların meraklı olması çok önemli ve olması gereken bir özellik. Ama senin de söylediğin gibi onların zarar verdiklerini gördüğümüzde doğru olanı anlatmak gerek. Sanıyorum asıl önemli olan da bu. Çocuğu engellemeden merak duygusunu tatmin etmesini sağlamak ama bunu yaparken de canlılara zarar vermesini önlemek.

    YanıtlaSil
  25. sokak, sokak.... biz çocuklarımıza hayvanları sevmesini öğretsek bile ya sokak diyoruz ya...

    sokaktaki ne? diğer çocuklar... eee? herkes çocuğuna öğretirse bizim çocuğumuz sokağa çıkınca kötü bir şey öğrenecek çocuk da kalmamış olur (en azından azalır), çünkü bizim çocuğumuz da sokağa çıkan diğer çocuklar için "sokak"tır...

    aslında bu her konu için geçerli...

    kimin ne yaptığına bakmadan doğru bildiğini yapmaya devam etmek en uygun olanı gibi geliyor... ki diğerlerine de örnek olsunlar...

    YanıtlaSil
  26. Bu tek çare değil mi zaten? Kimin ne yaptığını bilsek birşey değişmeyecek.Hatta belki umutsuzluğa düşeceğiz. Ama biz doğru bildiğimiz yoldan devam edersek işte o zaman birşeyler değişecek.

    YanıtlaSil
  27. Sevgili Günlerin Tortus'u haklısın katılıyorum ütopik görünebilir. Ama biz değişime kapalı olursak.

    Değişim kökten değil ilk başta. Tv bağlamında sadece çocuğu uzaklaştıracaz. Ekonomide/işletmede/iktisatta arz talebi doğuruyor değil mi?

    ...yanlış hatırlamıyorsam. İşte biz bu arzı kısıtlamalıyız. Bu noktadan itibaren hepimiz başlasak bugün bu değişimin gerçekleşmesi için,(Mesela ben arkadaşlarıma internetten indirdiğim belgeselleri izletiyorum :) )yarın yayılacak kitleyi düşünemiyorum.

    Not: İzlenilen TV'lar hakkında tahmininizde doğrudur. Bide fazlasıyla uzattığım için aydan atlayan kedi ablam özür diliyorum.

    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  28. Canım kedim neden özür diliyorsun. Konuşa konuşa aydınlanacak akıl :) Ben ise sana teşekkür ediyorum, üzerinde düşündüğün, düşüncelerini kendine saklamadığın bizlerle paylaştığın için...

    YanıtlaSil
  29. *** ya da kısmi olarak gerçekleşebilir -aile ölçeğinde-. Söylenenler örgütlü bir toplumda gerçekleşebilir ancak. *** demiştim.

    Liberter Kedi,

    Aslında son yazdığınız yorumla aynı noktaya geliyoruz. Şöyle ki; benim bir yaşındaki oğlum şimdiye kadar toplasan 2 saat televizyona bakmamıştır. Çünkü o ayaktayken, televizyon kapalı. Bu bizim kararımız ve uyguluyoruz. Ama bu sınırlı bir hareket. Çevremizdeki kişileri de bu yönde uyarıyoruz. Ama her koyun kendi bacağından asılıyor, örgütlü bir hareket olmadığı için.

    Saygılar,

    YanıtlaSil
  30. Sevgili Günlerin Tortusu sizi kızdırdım sanırım :( . Eğer böyleyse özür dilerim. Sçylemimi anlatamadığım için.

    Benimle aynı fikirde olduğunuzu ve getirdiğiniz çözümlemeye katılıyorum. Sadece benim sitemim, yapılacak olguların kısıtlı/olmayacak eylemlermiş gibi olduğunun söylenmesi. Bu anlayışa dair olan çember bugün birçok aydın bireyimizi karartıyor. Bu yüzden bende toplumsal aydınlanmanın bireysel aydınlanmayla geleceğini, daha sonra da bunun sendikalist ve kollektivist hareketler ile yayılacağı düşüncesindeyim sizin gibi.Sadece konu itibari ile bunu dillendirmek istemedim. O yüzden kusura bakmayın.(Ki meslea bu konu bağlamında sizi, aydan atlayan kediyi bu çemberi bozan, zincir düşmanları deniz fenerleri olarak görüyorum :))

    Ayrıca çocuğunuzu böyle güzel yetiştirdiğiniz için tebrik ediyorum. Dediğiminde bu noktada ütopyadan çıkıp gerçeklenebilir ve yayılabilir bir unsur olduğunu, siz ve sizin gibi bireysel özgürlüğünü elde etmiş kişilerin vazgeçmeyip uğraş vermesi emin olun biz gençleri daha da güçlendiriyor.

    Sevgiler...

    YanıtlaSil
  31. Sevgili Liberter Kedi,

    Bu kadar keyifli bir tartışmada kızmam mümkün değil, öyle anlaşılmış olması beni endişelendirdi şimdi ;)

    "Fare dağa küsmüş, dağın haberi olmamış" özdeyişini sevmem ve yaşamımda sürekli dağlara küser, bunu da çevremdeki diğer farelere anlatırım. Burada da aynı durum söz konusu: Bunu çevreme anlatıyorum ve okuduklarımı çevremle paylaşmaya çalışıyorum. Ancak, bu yeterli değil ve bunun da farkındayım. Örgütlenme derken bunu kastetmiştim. (Sendikalist ve kollektivist hareketler de değildi kastım. Daha basit bir şey! Eğitimle ve dediğiniz gibi birey olmak ile ilgili. Sonrasında ne olur, onu bilemiyorum :)

    Selamlar,

    YanıtlaSil
  32. güvercinleri az mı besledim? ahh ahhh çocukluğum..

    YanıtlaSil
  33. Bu soruyu kendinize soruyor olduğunuza göre onlara sevgi dolu bir eğilimiz olduğu açık.

    YanıtlaSil