14 Ekim 2017

üçüncü gün; ben temizlik yaptım, kuzen aşure getirdi... gün özeti buydu.

Dışarıdan tak tuk sesler geliyordu gözümü açtığımda. İçimde bugünün cumartesi olmasının sevinciyle "beni neden uyandırdınız" nidası çarpıştı bir süre ama sonra sevinç galip geldi. Bugün cumartesi ve dilersem günün istediğim saatinde uyuyabilirim yine. Hatta istersem yataktan hiç çıkmadan bir su aygırı gibi debelenip durabilirim bile. Su aygırı olma hayalini bir kenara bırakıp kalktım. 

Annem çay koymuş, ama kaynayıp kaynamadığına aldırmadan atmıştı kendini dışarıya. Yazın cehennem sıcakları yerini ılık sonbahar güneşine bırakınca annem yeni kimlikler ediniyor. Bahçıvan oluyor, oduncu oluyor, çiftçi oluyor. Bugün anlaşılan oduncu kimliğini giyinmiş ki bahçedeki erik ağacının gövdesine yapışmış o dal senin bu dal benim kesip duruyordu. Dallar salonun ışığını engelliyormuş,  hem bu yaşlı dalları budarsa seneye çok daha güzel olurmuş ağaç, öyle dedi. Kendine zarar vermesinden ödüm kopsa da bu tür işlerin onu ne kadar mutlu ettiğine bakıp tek söz etmedim. 

"Evi temizlesem iyi olur" dedim kendi kendime. Dedim demesine de yine su aygırlığımı tuttu, hiçbir şey yapasım gelmedi. Annemin dün yaptığı mahlep kokulu poğaçalardan yedim, bir bardak çay koydum ve bir sigara yaktım. Temizlik yapsam mı yapmasam mı diye düşünüp dururken "kalk trinity" dedim. Önce kitaplardan başlarsam belki eğlenceli olur diye düşündüm. Bunca kitabın tek tek tozunu almak nasıl eğlenceli olacaksa artık. Hem üstelik ne zaman toz almaya başlasam azıcık onndan birazcık bundan okuyarak zamanı ziyan zebil ediyorum. Temizlik çoook ama çok uzun sürdü elbette. Ama sonunda her yer tertemiz oldu, ben de rahatladım. 

Tüm öğleden sonra su aygırı olma hayalimi gerçekleştirdim. Bir o yana bir bu yana dönerek okudum da okudum. Elimdeki kitabı en nihayetinde bitirmeyi becerebildim. Arada sırada telefondan internete girdim. Baktım ki bağlantı geçen haftaki gibi kopup duruyor sinirlerim tepeme çıktı. Daha yeni tamir ettirdim ve aradan birkaç gün geçmeden aynı sorun. Modeme okkalı bir tekme savurasım geldi ama tuttum kendimi. 

Bütün bunlarla uğraşırken aklımdan salak saçma bir dolu şey geçti. Oysa temizlik yaparken ellerim çalışır kafam bir süre beni rahat bırakır hiç olmazsa demiştim ama o zevzek abuk sabuk konuşmaları ve fikirleri ile yine yapıştı yakama. Yahu dünya şu kadarcık birşeydi işte. Neyi didikleyip duruyordum ki ben. Yaşa git işte yav. Sana ne? Öff. Valla sıkıldım, bıktım hatta yıldım kendimden. 

Az önce kapı çaldı Tuğba elinde koca bir kase aşure ile karşımdaydı. Gel dedim oturmadı. Daha aşure götüreceği yerler varmış. Gün böyle geçti. Su aygırlığıma geri dönmeyi planlıyorum. Belki film seyrederim, belki okurum. Hiç dışarı çıkasım yok. 

Aşure fotoğrafı var ama benim temizlik fotoğrafım yok boşuna beklemeyin. Zira o evlere şenlik halimi kendimden bile saklıyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder