13 Ekim 2017

iki

Dün bütün öğle sonrası ve akşam, kafamın kafa değil de bir kaya parçası olduğunu sandım. Sinsi sinsi bir baş ağrısı dolaşıp durdu alnımda, şakaklarımda ve boynumda. "Sen inatçıysan ben daha inatçıyım" deyip ağrı kesici almadım. Ağrılara karşı tavrım genel olarak "uyursam geçer" şeklinde olduğu için erken yatayım dedim ancak uyku tutmadı. Zaten ne zaman erken yatsam gecenin ortasında kalkıyor bir daha da uyuyamıyor olduğum için bir şeylerle oyalanayım dedim. Okumaya çalıştım ı-ıh okuyamıyorum, okuyorum da anlayamıyorum. Bari dedim bir şeyler izleyeyim. Fi'ye takılıyorum bu ara. Daha önce kitabı okumuştum bu yüzden de diziye meyletmemiştim. Okuduğum kitapların filmlerini, dizilerini izlemeyi sevmiyorum. Ama Fi iyi. İlk kez okuduğum bir kitaptan uyarlanan bir diziyi beğendim.

Can Manay karakteri üzerine, kafamı koparasımı getiren baş ağrısına rağmen baya bir kafa patlattım. Zekası insanı büyülüyor. Kötü bir karakter sayılır mı bu adam? Yaptığı kötülük Duru'ya olan aşkından kaynaklanıyorsa gerçekten kötü sayılabilir mi? Aşk, aslında Can'ın duygusuna aşk demek doğru mu bilmiyorum tutku demek daha doğru belki, insana her şeyi yaptırmaz mı? Yapmam dediğimiz her şeyi yapıyorken bulmaz mıyız kendimizi? Can Manay  o dizide en sevdiğim karakter. Zeka, kötücül de olsa, müthiş çekici değil mi? 

Bir dizi vardı. Adını hatırlamıyorum. Annem izlerken arada sırada göz attığım bir diziydi. Orada Bahar diye bir kız vardı. Aşırı iyi niyetli bir karakter olarak yazılmış belli ki ama su katılmamış bir aptaldı. Ben iyiliğin akılla birleşmediği sürece hiçbir işe yaramadığını düşünüyorum. Evet iyi bir insan olmak lazım ama iyilikten körleşmiş, etrafını göremeyen biri değil de karşıdaki kötünün zihnini okuyabilme ve temkinli olabilme yeteneğine sahip bir iyilikten söz ediyorum. Bu yüzden de bu Bahar karakteri televizyon tarihinin gelmiş geçmiş en itici karakterlerinden biriydi bence.

Amma da lafım varmış dizi karakterlerine dair. Her neyse. Fi'den sonra uyudum. Sabah uyandığımda pelte kıvamındaydım. Ağır ağır giyindim ve bu hiçbir şey yapmak istemeyen halime rağmen hiç olmadığı kadar özenli bir makyaj yaptım. Kendime baktım, hiç de hasta gibi görünmüyordum. İyi dedim. Hastaysam bile en azından öyle görünmüyorum. Hasta olmadığıma inanırsam da hastalık kendini yok eder. Zira şuna inanırım, inançlarımız hastalıklarımızı bile tedavi etme gücüne sahip. 

Bu sonbahar nasıl büyüleyici bir mevsim. Güneş hiçbir mevsimde bu kadar ılık, bu kadar güzel değil. Sokağa çıktığımda ilk düşündüğüm bu oldu. Her zamanki dolmuşuma değil de bir sonrakine bindim. Herkes yabancı geldi. Hiç konuşasım yoktu. Tanıdık birine denk gelmeyeyim diye dua ettim. Gelmedim de. Gerçekten bazen hiç konuşasım olmuyor. Öyle durasım oluyor sadece. Bugün de öyleydi. 

İşe geldiğimde nedense çok açtım. Poğaça yedim, çay içtim. Odadakilere laf yetiştirdim. Yaz saati uygulaması üzerine uzun uzun konuştuk. Neden böyle yaptık bilmiyorum. Artık dayanamadım bir ağrı kesici içtim. Baş ağrım zafer çığlıkları attı, sonuçta o kazanmıştı, benim inadım fazla sürmedi. 

Sonra aşağıdaki cafeye indim. Güneşin altında oturdum, bir sigara yaktım, telefonumdan birkaç blog okudum. Bizim çocuklar geldi. Biraz muhabbet ettik. İyi geldi. Akşam olsun da yatağıma yatayım istiyorum. Üşütmüş olabilirim. Muhtemelen birkaç güne kadar hasta da olabilirim. Onunla da inatlaşıyorum. Umarım bu kez ben kazanırım.

Tam olarak bütün öğleden sonrayı böyle geçirebilirim. Kedi olmak güzel birşey...

Fotoğraf: Şuradan

2 yorum:

  1. Ben de çok mücadele ederim baş ağrımla ama genelde o kazanıyor itiraf edeyim.
    O dizi annemin favori dizisi O Hayat Benim olmasın sakın? Orada senin anlattığın gibi bir Bahar karakteri vardı ve cok haklısın iyilik akılla birleşmeli yoksa işe yaramıyor. Kendi yaşadıklarımla bu yazdıklarının mücadelesini veriyorum uzunca bir süredir.
    Son olarak sonbahar gerçekten muhteşem bir mevsim ve kedi olmak şahane bir duygu olmalı. ☺❤

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet evet o diziydi. Şimdi hatırladım adını :)

      Sil