18 Ekim 2017

kedinin son üç günü..

Bir şeyi sürdürme konusunda hiç iyi değilim. Düzenli yazacağıma kendi kendime söz vermiştim
lakin ruh halim her gün değiştiği için ve ben ne gün nasıl olacağım hakkında bir gramlık fikre sahip olmadığım için üç gündür yazmadım.

Pazar günü hiç keyfim yoktu. Öyle dolaşıp durdum. Elle tutulur bir şey yaptım mı? Hayır. Birkaç parça ütü yaptım, o sayılırsa. O da neredeyse zorla. 

Pazartesi ise daha fenaydı. Rüyamda babamı gördüm. Benimle vedalaşamıyordu bir türlü. Gözleri dolu dolu baktı bana. 7 yıl önce hayata veda etmiş bir baba neden hala vedalaşamaz? O değil de ben mi vedalaşmıyorum acaba hala? Muhtemelen. Aslında bunu kabul ettiğimi sanıyordum. Ama edememişim belli ki. Uyandım sonra. Ve uyanır uyanmaz ilk duyduğum bir salaydı. Biri hayata veda etmiş. Duyamadım kim olduğunu. Ölüm fikri ile bir güne başlamış oldum böylece.

Bir bardak çay aldım bir sigara yaktım ve bütün bunları kafamdan atmaya çalıştım. İnsanlar sabah uyandıkları vakit bir şey düşünüyorlar mı merak ettim yine. Kafalarında bir sorunla mı uyanıyorlar yoksa kendilerine gelmeye çalışmaktan bir şey düşünmeye fırsat bulamıyorlar mıydı acaba? Öyle biri olmak isterdim. Sabah uyanır uyanmaz kafama düşüncelerin üşüşmesi yerine sakin bir şekilde güne başlamak isterdim. Belki her şey daha farklı olurdu böylece.

Hazırlanıp çıktım. İşe geldim ve rutin işleri tamamladım. Erken bir saatte telefon çaldı. Bir arkadaşım iki ortak arkadaşımız hakkında kötü haberler verdi. Biri annesini kaybetmişti diğeri teyzesini. Anlaşılan ben bugün ölüm fikri ile burun buruna gelmekten kurtulamayacaktım. Bir başka arkadaşımı aradım, haberleri verdim. Akşam cenazeye gitmek üzere anlaştık. Ve sabahın bu saatinde gün bitsin istedim. Gidip yatağıma gireyim ve tüm dünyadan saklanayım istedim. Bunlar her zaman olabilecek şeylerdi elbette ama bugün ruhum elek gibiydi. Her şey içeriye süzülüp damla damla aşındırıyordu içimi. "Dayan" dedim kendime "geçecek..." Her şey geçer ne de olsa... Öyle ya da böyle biter...

Tüm gün kendimi oradan oraya sürükleyip durdum. Akşam cenazeye gittim. Her cenaze insana kendi ölülerini hatırlatıyor, aynı acı, aynı yaralar... 

Eve kendimi nasıl attım bilmiyorum. Hiç yapmadığım kadar erken bir saatte uyudum. Uyku bazen dinlenmek için değil unutmak için lazım. Ben de öyle yaptım. İyi geldi.

Salı günü sakindi. Sonbahara yaraşır ılık, huzurlu bir gündü. Sessizce oturmak ne güzel şey... Akşam Maymunlar Cehennemini izledim, filmden sonra da Paul Auster'in yeni tuğla kitabı 4321'e başladım. 1127 sayfa kitaba başlayacak denli cesur olduğum için kendimi tebrik ettim. 

Bugün günlerden çarşamba saat şu an 10.37. Güzel bir gün olmasını umut ediyorum...

Resim: Colette Raker

2 yorum:

  1. Paul Auster e bayılırım, ama en son çıkan kitabını okuyamamıştım. Bu romansa ben de sipariş edeyim. Yorumlarınızı da merak ediyorum. Ve başınız sağolsun tüm kayıplarınız için.

    YanıtlaSil
  2. Evet roman, yeni başladım ama ben çok beğendim. Bir yerde okuduğuma göre Paul Auster'in en iyi romanıymış.

    YanıtlaSil