12 Ekim 2017

benim neyim eksik ayoool...

Bir her şeye geç kalan olarak tabi ki Mari'nin başlattığı şalanja da geç kaldım. Mari'm Antrikot'um gelmiş 13. güne ben daha ilkini yazıyorum. (13 uğurlu sayımdır zaten iyi oldu) 

Dün akşam Mari'ye dedim ki, şalanjı ilk gördüğümde "kim ne yapsın ayol benim tüm gün ne yaptığımı, ne diye yazayım" diye düşünmüştüm. Ama sonra bir baktım ben hepsini tek tek hem de büyük bir merakla okuyorum. Ne yapmışlar, ne yemişler, ne okuyor ne izliyorlar, hepsini merak ediyorum, hatta bayıla bayıla okuyorum. E peki madem dedim herkes Şeyma Subaşı'nı merak edecek değil ya benim gibi sıradan tiplerin de gün boyu neler yaptığını merak eden olabilir. 

Başlayalım o halde.

Bu sabah akşamdan kalma bir yürek sıkıntısı ile uyandım. O sıkıntı saat 9.30 dişçi randevusuydu. Bu yüzden uyanır uyanmaz ağzımdan ilk olarak bir "offff" çıktı. Sizin hiç hayatınızda bir şey yapmak zorunda olmadığınız bir gün oldu mu? Benim olmadı, olacak gibi de görünmüyor. Bir arkadaşımın dediği doğru galiba, "hayat yapmak zorunda olduğumuz şeylerden ibarettir" 

İşe geldim, rutini tamamladım ve henüz tanışmadığım dişçimin yolunu tuttum. Bu yürek sıkıntısına hiç uymayan nefis bir sonbahar güneşi altında telaşlı telaşlı hem yürüdüm hem de söylendim. Yok böyle güzel bir günde dişçiye mi gidilir de, bir bahçe olsa ben o bahçede bir şezlong üzerinde yatsam Pala Hayriye'yi okusam da falan filan... (bu arada Figen Şakacı'nın üçlemesi; Bitirgen, Pala Hayriye ve Hayriye Hanım'ı Kim Çaldı? kitaplarını şiddetle tavsiye ederim) 

Dişçiye on dakika erken geldim. Gerginliğimi biraz atmak için bir bardak su aldım, oradaki
dergileri karıştırdım. Sonra doktorum geldi. Son gittiğim üç dişçi içinde en sevimli, en neşeli olanı buydu. İçim rahatladı. Doktorlar aşırı ciddi ya da çok mesafeli davrandığı zaman oradan kaçasım gelir benim. Bu kez öyle olmadı. Adamın tavrı "sana yardımcı olacağım" şeklinde olduğu için derin bir nefes aldım. Dişlerimi kontrol etti, neler yapacağımızı konuştuk, işlemlerin ne kadar vakit alacağını vs. Bu arada beni bol bol güldürdü. Dişlerimin ölçüsünü aldıktan sonra beni arayacaklarını söylediler ve mutlu mesut ayrıldım oradan. Güneş daha ılık, gün daha güzel göründü gözüme. 

Saat 13.35...

Bugün pek işim yok. Güzel ve sakin bir gün. Biraz Alper Canıgüz'ün Kan ve Gül'ünü okumayı planlıyorum. Ve diliyorum ki böyle sakin sakin, mutlu mesut devam etsin gün. Bu aralar sürekli okuyasım var. Bu yüzden de deliler gibi kitap alıyorum. Aslında almamam gerek ama kendimi durduramıyorum. Bu bir hastalık aslında, sürekli kitap alıyorsun  okuyamıyorsun. Çünkü o kadar kitabı okumak için hiçbir şey yapmadan gün boyu okuman lazım. Japonlar Tsundoku diyorlar buna. Şurada bununla ilgili bilgileri okuyabilirsiniz eğer siz de benim gibi bu hastalıktan mustaripseniz. Ama gerçekten istifçiliğimizden değil bu kitap almayı durduramama hali. Çılgın bir merak ve delice bir okuma isteğinden kaynaklanıyor.  Hatta artı zaman yaratmaya çalışıyorum ben okumak için ama bu kez de gözlerim isyan ediyor. Ama artık biraz kendimi dizginlemem gerek sanırım. Hatta belki oturup bir hesap bile yapabilirim, kaç kitabım var, günde kaç sayfa okuyorum, bu kadar kitap kaç yılda bitecek? Ay yok şimdiden içim şişti, boşvereyim hesabı kitabı da ben keyifle okumama devam edeyim. 

Gün devam ediyor... Sakin, usul usul akan bir su gibi... Ne güzel...

Şu şahane sonbahar fotoğrafı da burada dursun. En sevdiğim mevsim ne de olsa...




13 yorum:

  1. Bu challenge güzel bir olay aslında ben de sizin gibi düşündüm yani öyle maceralı bor hayatım yok kim ne yapsın benim gündelik notlarımı ama dediğiniz gibi yazan herkesi okudum ya ben de🙈
    Başlasam mi diye düşünmüyor değilim ya da yeni bor tane başlatmalı o da iyi fikir kaçıranlar için😜
    Sonbaharı ben de pek severim kalbimde taşırım onu💕
    Fotoğraf nefis gönlünüze sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence başlayın. O kadar keyifliymiş ki yazmak, bunu yazarken fark ettim :) Keyifle okurum ben :) Sonbahar fotoğrafı bana ait değil. Diğer iki fotoğraf benim. Çok sevgiler.

      Sil
  2. Hımm, sizi okumak çok keyifli oldu. Bu arada bana yazmak da iyi geldi. İlk gün yazısında falan bir yerlerde yazmıştım galiba en çok sevdiğin şeyin Karl Ove Knausgaard gibi yazma şansına sahip olmak olduğunu :)
    Yaz babam yaz, çok keyifli çoook :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim :) Çok sevgiler...

      Sil
  3. Sizinde başlamanıza sevindim, okunacak bir tane daha günlük çıktı demek ki.
    Sevgiler,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de katılan herkesi tek tek okuyorum. Çok keyifli... Sevgiler...

      Sil
  4. Kedimiz şalanja başlamış, çok sevindim.
    Tsundoku hastalığından hangimiz muzdarip değiliz ki, varsın olsun sağlığımızı bozan Tsundoku olsun...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım Leylağım seni okuyorum bugün de. Çok büyük bir keyifle. Kendimi nasıl mahrum etmişim sizlerden akıl alır gibi değil. Artık geri döndüm.

      Sil
  5. Ay çok sevindim katılmana.
    Kitap almak demek ki hastalık ha o linki okumaliyim.

    YanıtlaSil
  6. İyi ki geldiniz. Bu şalanj sayesinde blog arkadaşlarımızı daha yakından tanıma fırsatını bulduk.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Gerçekten benim için de iyi oldu. Uzun zamandır ne yazıyor ne de blog okuyordum. Çok özlemişim.

      Sil
  7. Çok teşekkür ederim. Gerçekten benim için de iyi oldu. Uzun zamandır ne yazıyor ne de blog okuyordum. Çok özlemişim.

    YanıtlaSil