03 Nisan 2015

cuma mektupları- çulsuz çaputsuzum

İki gözüm,

Fena halde canım sıkılıyor. Havada bulut değil sanki can sıkıntısı dolaşıyor. Sabah gelirken biraz ıslattı beni, yüzüme, ellerime bulaştı sanki sıkıntı. Arınmak lazım iki gözüm. İçimizi dışımızı kirleten ne varsa arınmak lazım.

Keşke duş almak gibi bir yöntem olsaydı. Duş alıp üzerimize yapışan kirden kurtuluyoruz ya. Buna benzer bir ruh yıkama yöntemi de olsaydı. Sihirli bir iksir olaydı mesela. İçsen ve kussan içindeki herşeyi. Oh mis. Yaradılışın ilk anlarını yaşayan şaşkın bir insanoğlu olsan. Tertemiz misler gibi... Hayal edebiliyor musun? Hiç kirlenmemiş bir zihin, tüm bu yalanları duymamış kulaklar, iç çekmekten helak olmamış bir yürek... Hayal bile edemiyorsun değil mi? Etme zaten. O hayale kapılıp bir anda uyanıverdiğinde herşey daha da mide bulandırıcı bir hal alıyor. 

Sana da her yer kan kokuyor gibi geliyor mu? Sanki o gizli koku sinsice dolaşıp insanların kanına giriyor da insanları delirtiyor gibi ya da. Bu yüzden mi anlık öfkelerden birbirimizin gırtlağına sarılmamız. Mağra devri insanlarını anlatan bir film izlemiştim. İlk kez biri öldürüldüğünde hepsi şaşkınlıktan dona kalıyorlardı. Ve biri şu tepkiyi veriyordu, "Ama bu çok saçma, onu neden öldürmüş ki, zaten bir gün ölecekti" Ben galiba hala mağara devrinde yaşıyorum kardeşim. Çünkü hala aynı tepkiyi veriyorum.

Annem bana kızıyor. Hiç hırsın yok, sahip olduğun hiçbir şey de diyor. Ben birşeye sahip olmak istemediğimi, küçük hayatımı dilediğimce yaşamak istediğimi söylediğimde ise şaşkınlıkla bakıyor. Ne olur ne olmazmış, bir kenara birşeyler koymalıymış, başını sokacak bir ev, birikmiş para falan filan olması şartmış. Bela istemiyorum diyorum. Bunların hepsi bela bana. Böyle iyiyim ben diyorum. İyi falan değilsin delisin diyor. 

Aslında, anlatmaya dermanım olsa, ona tüm bu korkunç şeylerin mal mülk hırsından kaynakladığını söylemek istiyorum. Ama hiç halim yok. "Birşeylere sahip olursam ben de onlar gibi olurum diye korkuyorum" diyeceğim "olmazsın" diyerek karşı çıkacak bunu da biliyorum. Olmazsın gibi bir kesinliğin asla insanoğlu için söylenemeyeceğini, zaaflarımızın, değişik durumlarda şimdiden ne yapacağımızı bilmeyen hallerimizin içimizde minik bir kutu içinde saklı durduğunu da desem diyorum, ama susmaya devam ediyorum. Omuz silkip geçiyorum. Akılsız kızıyım ben onun ve öyle kalmaya devam etmeye karar veriyorum.

Ellerimi cebime sokup bahçede dolanıyorum. Hiçbirşeyi olmayanların aslında temelde daha mutlu ve daha özgür olduklarına inanıyorum.

Resim: "Woman in Red" - Michael Carson

2 yorum:

  1. "hiçbir şeyi olmayanlar temelde daha mutlu ve daha özgür müdürler...?"
    Her zaman değil herhalde. Kaybedecek bir şeyi olmayanın çekincesi de yoktur belki. Ama onun da özlemleri, umutları, beklentileri yok mudur acaba?
    "Temizlik" sadece dış temizlik, beden temizliği midir? "İç"in temizlendiğine kim karar verecek, vicdan nasıl arınacak...?

    YanıtlaSil
  2. çala kalem kağıdın üstüne yağmış kelimeler.. sellerle.. çığ olmuş.. taşkın cümleler.. işte karalamalarla dolu yazım.. temize çektiğimde daha bir giyilir hale getirdiğim ben...

    dere kenarında çamaşırlık da yıkamalıyım belkide..
    önce soğuk suda ıslatmalı.. kille kabası alınmalı..
    sonra kaynar su kazanında derinlemesine ayrılmalı ön yargılardan, kötü duygulardan, sinmiş her şeyden..
    ardından geysi kayasında bir güzel tokaçlamalıyım..
    sonunda da..
    hiçbir katkı maddesine gerek duymadan berrak sulara bırakıp tertemiz olması için bırakmalıyım ki...

    tekrar kirlenene dek giyebileyim artık...

    YanıtlaSil