07 Nisan 2015

vicdanının sesini dinle bak ne diyor?

Empati doğuştan getirilen bir yetenek midir yoksa sonradan öğrenilen birşey mi? Eğer sonradan öğrenilen birşeyse umut var demektir. Yok doğuştan getiriliyorsa bundan sonraki nesil için dua etmekten başka yolumuz yok. 

Bu soru son günlerde fena halde aklıma takılıyor. Çok zor birşey olmadığını düşünüyorum kendini başkasının yerine koyup, neler olabileceğini hayal etmenin. Ama öyle değil galiba. Zira pek çok insan ya bundan yoksun ya da üşeniyor enine boyuna düşünüp, hayal etmeye üstüne üstlük olabilecek durumlarda karşısındakinin hissedeceğini tahayyül etmeye. 

Geçen gün teyzem bana neden araba almadığımı sordu. Ona küçük bir şehirde yaşadığımız ve ulaşım çok rahat olduğu için arabanın gerekli olmadığını düşündüğümü söyledim. "Olsun" dedi "lazım olur" "Bana lazım değil" dedim. O sırada annem geldi. Korkuyor aslında dedi. Teyzem korkumu yanlış anladı. O araba kullanmayı beceremeyeceğimden korkuyorum sanıp "deli misin, sen çok akıllı ve yeteneklisin, herkesin yaptığı birşeyi nasıl yapamayacağını düşünürsün?" dedi. Güldüm. "Öyle değil teyzoşum" dedim "Sen bu şehrin trafiğinin "kafama göre kurallar" kitabına göre işlediğini biliyorsun değil mi? Artı kaldırıma alerjisi olan yayalar ve Çin'le kıyaslanacak kadar çok bisikletli de var. Bir de nedense annesinin elini bırakıp sokağa fırlamak en büyük eğlencesi olan çocuklarla dolu bir şehir bu. Ben zaten gün boyu dikkat kesilmekten helak oluyorum. Bir de 10 dakikalık yolu arabayla gideceğim diye gerilmek istemiyorum. Ne güzel dolmuşuma biniyorum. Bir sürü insan hikayesi duyuyorum o dolmuşta. Çok keyifsizsem taksiye atlıyorum, etrafı izleyerek evime dönüyorum. Neden çekeyim araba kullanmanın kahrını. Benim korkum ne biliyor musun asıl, eğer birine zarar verirsem, bak ölümüne yol açmaktan söz etmiyorum, sadece kolunda, bacağında bir çizik açılmasına yol açarsam bile ben bunu günlerce atlatamam. Ölümüne yol açarsam o zaman benim de hayatım biter. Bir daha kendime gelemem." dedim. Teyzem acaip acaip baktı. Bu kadar ayrıntılı düşünmenin beni delirteceğine dair birşeyler söyledi. Ayrıntılı düşünmüyordum aslında. Sadece kendimi biliyor, hem kendimi hem de başkalarını koruyordum. Araba kullanma mevzuuna noktayı koyduk böylece.

Birinin ölümüne yol açmak korkunç birşey. Hayal etmek bile kabus gibi. Bu nedenle insan her davranışında, o davranışın sonucunda karşısındakine neler olabileceğini bilmeli. Birini öldürmenin yolları onu bıçaklamak, kurşunlamak, arabayla çarpıp kaçmak değil sadece. Kelimelerinizle de onu öldürebilirsiniz. Onu aşağılayıp yerin dibine sokabilirsiniz. Bir daha aylarca kendine gelememesini sağlayabilirsiniz. Ya da o kadar yakarsınız ki canını onu öyle bir hale sokarsınız ki zavallı kalbi bu kadar acının üstesinden gelemez ve tık diye duruverir. Bu yüzden insan seçtiği kelimelere ve o kelimeleri nerede kimlerin önünde sarfettiğine dikkat etmeli.

Bir de niyet var elbet. Çok ağır sözcükler seçebilirsiniz mesela bir yanlışı düzeltmek için. Ama o sözcükleri öyle bir söylersiniz ki sözcüklerin muhatabı sizin iyi niyete bulanmış sözcüklerinizden zerrece incinmez. Hatta belki memnun bile olur. Tam aksini de yapabilirsiniz. O sözcükleri egonuzu kabartmak, gücünüzü cümle aleme ilan etmek için en ağır, en keskin olanından seçip öyle bir yerde sözlersiniz ki karşınızdakine binlerce bıçak darbesi indirseniz belki daha iyidir.

Akıl bu yüzden vardır zaten. Şu anı ve şu andan sonrasını da görebilmek için, olabilirlik dahilinde olan ihtimalleri değerlendirebilmek için vardır akıl. Eğer bunu yapmazsa insan ve azıcık vicdanı varsa söylediği bir kaç cümlenin yol açtığı şeyler bundan sonraki hayatını cehennemin kuyularının karanlığında geçirmesine sebep olabilir. Bu yüzden egonun zırvalıklarına kulak tıkamayı, kendimizi karşımızdaki insanın yerine koymayı, insanların tümünün çok kırılgan bir ruha sahip olduğunu, kırılan onurun insanı öldürebileceğini hiç ama hiç aklımızdan çıkarmamalıyız.

Resim: Andrey Shishkin

3 yorum:

  1. Ne güzel yazmışsın yine. Kalemine sağlık ...

    YanıtlaSil
  2. Bazı şehirlerde trafik kuralları tersten işliyor. Bir süre sonra, yeşil ışıkta beklerken enayi olduğunuzu düşünenlerin kurduğu mahalle baskısıyla kırmızıda geçerken yakalıyor insan kendini. Yaya olmak böyleyken sürücü olmak daha fena!

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil