12 Ekim 2011

Levin, kahramanım benim...

Ter içinde uyandım. Saat üç buçuktu. Gök patlıyordu. Odanın içi aydınlanıyor kararıyor insanı ürpertiyordu. "Birşey olacak" dedim kendi kendime. Bir felaket. Dilimi ısırdım. Ama o duyguyu bir türlü atamadım içimden. Sonra bir yağmur başladı. Dinledim, dinledim, dinledim. Bana hep huzur veren o ses çok korkuttu beni bu kez. Uzun süre uyuyamadım. Neden sonra sızıp kalmışım.

Böyle bir gecenin sabahında insan güne iyi başlayamıyor. Kalktım giyindim. İşe gittim. Ben giyinirken o anlamsız öfkem kaşla göz arasında çantama girmiş olmalı ki gider gitmez sardı her yanımı. Ama işin garibi böyle olan bir tek ben değildim. Herkes gergindi. Gün boyu ağız dalaşları, bağırış çağırışlar eksik olmadı. Ben böyle durumlarda hep yaptığım gibi sessizce öfkemi yenmeye çalışarak oturmaya çalıştım yerimde ama böyle durumlarda hep olduğu gibi bela mıknatısı oldum. Ama bu konuya girmeyeceğim zira anlatmak istediğim başka şeyler var.

İnsanlar gece hemen hemen benimle aynı saatte uyandıklarını ve uzun süre uyuyamadıklarını söylediler. Bir felaket olacağı hissini onlar da yaşamışlar. Ve anlaşılan hepimiz aynı duyguyla başlamışız güne. Ne fena...

Düşünüyorum da insanları birbirlerinden bağımsız düşünmek ne kadar akıl karı. Hepimizi saran ortak bir hava varken ve bu hava bazı zamanlar hepimizde aynı duyguyu uyandırıyorken nasıl birbirimizden bağımsız olabiliriz? Tıpkı bir organizmanın hücreleri gibi değil miyiz? Tıpkı hava gibi etrafta olup biten olaylarda bizi bu şekilde etkilemiyor mu? Korkunç dediğimiz şeyler bulaşıcı bir hastalık gibi yayılmıyor mu birbiri ile hiç ilgisi olmayan insanlar arasında? Peki ya modaya ne demeli... Üç beş ay önce görseniz güleceğiniz kıyafetleri giyerken bulduğunuz olmuyor mu kendinizi?

Geçen gün yaşadığım yerde adamın biri karısını boğazını keserek öldürdü. O adamı bir kaç gün önce gören bir arkadaşım o adamın nasıl böyle birşey yaptığını anlayamadığını söyledi. Düşünüyorum da gazetelerde her gün okuduğumuz karısını boğazlayan, kesen adamların hikayeleri bazı insanların aklında bir seçenek olarak yer alıyor olabilir mi? Peki ya dolandırıcılık hikayeleri, soygunlar, gasplar... Her biri bir seçenek olarak beynimizde yer ediniyor olabilir mi kendine? Bir zamanlar anımsar mısınız bilmem, gerçi hala var ya, çocuğunu rehin alıp keseceğini ya da yakacağını söyleyen ve istediğini almaya çalışan adamlarla dolup taşıyordu gazeteler. Nedendi peki bunların birbiri ardına oluşu? O haberler "çaresizsen bir seçeneğin daha var" mesajı mı veriyordu? Belki de...

İşte bu yüzden bazen yalıtılmış bir yaşam sürmeyi hayal ettiğim oluyor. Anna Karenina'nın en sevdiğim kahramanı Levin gibi gidip köylülerle ot biçmek, otun kokusunun dünyadaki en güzel şey olduğunu sanmak istediğim oluyor. Bütün bu üzerime bulaşıp duran ve başa çıkamadığım şeylerden arınıp kurtulmak için tek sığındığım hayal bu oluyor. Hayır yalan söyledim. Bazen değil. Çoğu zaman...

Resim: Diego Rivera

5 yorum:

  1. Böyle olduk biz artık, okuduğumuz kitap kahramanlarına öykünüyoruz.
    Kendimizden bir parça buluyoruz bence ...

    YanıtlaSil
  2. Ot biçmek, toprağı bellemek öğle zamanı çıkınını açıp bir kuru ekmeği süzme yoğurda bulayıp yemek, sırtını bir ağaca yaslayıp "pestil kurutma zamanımız geldi" diye düşlemek...Hiç öfke ve çaresizliğin uğrayamayacağı kareler bunlar bence de.Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  3. Çok güzel bir tespitle girmişsiniz işin içine. Ben adını koyayım kabaca: Evet, örnek oluyor kötü şeyler ve bilinçaltımıza yerleşiyor dediğiniz gibi.

    Daha dün bir tartışma programı vardı bu konuda, bu tip haber ya da suç istatistikleri gibi "kara rakamların" açıklanmaması hakkında. Medya haber yapacağım reklam alacağım diye çok bozdu psikolojimizi. Bence kısıtlama gelmeli böyle haberlere. Vay efendim sansür diye kıyamet koparanlar olur ama onların cepleri dolarken bizim ruhumuz hastalanıyor.

    YanıtlaSil
  4. Sevgili Aydan Atlayan Kedi,
    Bu yazınız, okuduğum ilk yazınız oldu, ancak yorum bırakmadan geçemeyeceğim. Daha sonra da diğer yazılarınızı hatmetmek niyetindeyim :)
    Bahsettiğiniz "herkesin aynı şeyleri hissetmesi hali"; kolektif bilinç, noosphere gibi konu başlıkları ile araştırılabilir. Aslında çok önemli bir konu bu. Sırf bu nedenle dünya genelinde topluca bir şeye odaklanma (iyilik-güzellik-barış v.b.) etkinlikleri düzenleniyor. Namazın camilerde toplu halde kılınması veya toplu meditasyonların da az çok bu amaca hizmet ettiğini düşünüyorum. Dünya genelindeki insanların ruh hali bir dalga oluşturuyor ve bu dalga diğer insanları da etkiliyor. Bu nedenle aynı anda ne kadar çok kişi pozitif enerji yaymaya başlarsa o kadar çok kişi bundan etkilenecek ve o kadar çok pozitif enerji yaymaya başlayacaktır. Bu durum dalga dalga büyüyecektir. Tabii bunun tersi de mümkün. Bu nedenle sürekli olumlu dalgalar peşinde koşmak lazım. Spiritüel öğretiler hakkında düşündüklerinizi bilmiyorum henüz ama, adamlar "pozitif olun, pozitif olun" derken, birşey biliyor da söylüyor sanki. Neyse çok uzattım, tekrar görüşmek üzere...
    Sevi

    YanıtlaSil
  5. HAYAT İZLERİM: Ve ancak kendimizden bir parça bulduğumuz kitaplara aşkla bağlanıyoruz...

    SUFİ: İşte ben bunca bunaldığım yaşama aklımda ancak o karelerle dayanabiliyorum. Çok öpüyorum seni Sevgili Sufi'm.

    N.NARDA: Bir yandan herşeyi bilmek öğrenmek istiyoruz bir yandan da ne kadar bilirsek o kadar mahvoluyoruz. Herşey delice geliyor bana... Ama elden ne gelir bilemiyorum.

    SEVİ: Ben oluşan bu dalgaya ve o dalgadan diğer insanların da etkilendiğine inanıyorum. Kötülük çoğaldı deniyor ya son zamanlarda işte bunun sebebi artık pozitif enerjiye sahip olan, hayatın güzelliğine inanan insan sayısının azalmış olması. Neye inanırsak hareketlerimiz de o yönde oluyor. Ve davranışlarımız en yakınımızda duranı etkiliyor, ve onların davranışları da başkalarını. Dalga dalga yayılan birşey bu.

    YanıtlaSil