17 Haziran 2010

Cuma mektupları- erken baskı

"Sen bu mektubu okurken ben çok uzaklarda olacağım." demeyi ne çok isterdim, bilsen. Ama öyle olmayacak. Sabahın erken saatlerinden itibaren, tam karşımdan bakan birinin 'masa' diyeceği ama benim gözüme hapishane parmaklıkları gibi gözüken şeyin ardında ve yine tam karşımdan bakanın bilgisayar ekranı diyeceği ama bana işkence aleti gibi gözüken o şeye bakıyor olacağım. Gün başlayacak böyle. Aynı yaygara, aynı korku ve endişe, aynı espriler, öğle arası aynı yemekler, aynı insanlarla edilen aynı sohbetlerle sürecek. Ve sevgili dostum sen bunları okurken ben yine çok uzaklarda olamayacağım.

Bir deniz kıyısında, kumlara bulanmış parmaklarıma bakıyor olamayacağım örneğin. Ya da güneş altında bir gölge bulamamak gibi basit sıkıntılarım olmayacak. Kocaman bir bardak gazozun içine buzları doldurup aylak aylak insanlara da bakmayacağım. Son zamanlarda hiç yapamadığım birşeyi, yani bir kitabı satırlar, sözcükler, sayfalar arasına işe, günlük sıkıntılara dair en ufak birşey katmadan, tam olarak o kitabın içinde olarak okuyamayacağım. Dediğim gibi sen bu satırları okurken ben hiç ama hiç birşeyden uzakta olamayacağım.

Belki de şöyle başlamalıydım; sen bu satırları okurken ben, bıraktığın yerde hala debeleniyor olacağım. Ve sen tam ikinci paragrafa geldiğinde artık hayal bile kurmadığımı farkedip, içimde nelerin öldüğüne şaşkınlıkla bakacağım. Kimin, ne için beni bu görünmez duvarlı mahpusa tıktığına kafa patlatacağım. Ve sen hepsini okuyup bitirdiğinde, ben burada derin derin iç çekmeyi bitirmiş, yeni kararlar alıyor olacağım. Sen ise, bu satırları kendini benim yerime koyarak okumuşsan eğer, kalbin azıcık sızlamışsa veya, yüzümü bile bilmeden, sesimi bile duymamışken, tanımıyorken yani beni, benim için "iyi olsa keşke. iyi olsun lütfen" gibi içtenliğinden zerre kuşku duymayacağım dilekler yollayacaksın. Belki o anda bir yıldız bile kayacak, sen oradan ben buradan aynı yıldıza bakıp şaşkın bir sevinçle gülümseyeceğiz. Tam o anda anlayacağız iyi olacağımı. Gönül rahatlığıyla uyuyacağım ben, sen ise hiç tanımadığın biri için tuttuğun dileğin gerçekleşmesini bunca istediğine hem şaşırıp hem de sevinerek... Sırf bunlar oldu diye insan olmaktan onur duyacağız ikimiz de. "Uzun zamandır yapmamıştık bunu" diyeceğiz. Sevineceğiz.

Ah benim koca kalpli dostum. Ah benim gözyaşlarıma, gözyaşlarını katıp okyanuslar oluşturan insan yüreklim. Gözlerinden öpüyorum. Ve elbette kalbinden de...

Not: Bu cuma mektubunu erken alacaksın. Çünkü, yarın o masa ardında 'benim' diyebileceğim tek bir saniye bile olmayacak.

Resim: Sir Lawrence Alma-Tadema

5 yorum:

  1. çok güzel yazmışsın yine :)

    bu arada bloguma göz atmanı isterim, bir ödül paylaştım seninle :)

    sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. bunu bana yazdın değil mi, en çok da yüreğinden öperim kısmını...
    kesinlikle seviyorum bu cuma mektuplarını.
    yarın su gibi aksın gitsin senden, ve bir iz kalacaksa eğer yarına dair, o kesinlikle çok güldüğün bir an olsun dilerim. öperim.

    YanıtlaSil
  3. yok birbirimizden farkımız.biz bize benzeriz.ruhumuz bu kadar özgür olmayı isterken masalar ve bilgisayarlardan oluşan hapishanelerimizde bizi hiç mutlu etmeyen işlerimizi yaparak günlerimizi öldürmek hayallerimizi de öldürüyor.tatile ihtiyacım var. :)) gazozum buzlu olsun lütfen.

    YanıtlaSil
  4. Yazılarınızın müptelası oldum.Yine yeniden harika bir yazı yazmışsınız.

    YanıtlaSil
  5. EDDİE: Çok teşekkür ederim :)

    EVREN: Akıp gitti cuma günü ama gerçekten çok yoğundu. Bu ara yoğun olmayan bir tek gün yok zaten. Olsun hayattayız ya. Yüreğinden öperim.

    KARA KİTAP: Eskiden böyle miydi bilinmez ama modernleştikçe daha çok esir oluyoruz gibi geliyor bana. Ah tatil hayal gibi...

    DALGA SESLERİ: Çok teşekkür ederim, çok mutlu oldum.

    YanıtlaSil