29 Ocak 2010

ÇALIŞIN KÖLELER ÇALIŞIN...

Sistem, ne yazık ki, çalışan insanların yaratıcılık ve zekalarını köreltmek, işin hızlı yürümesi için yapılan çalışmanın önüne engel koymak, yüksek koltuklarda oturan bir takım zatların kompleksleri doğrultusunda biçimlenmek üzerine kurulmuş. Bu sistemin geçerli olduğu bir ülkede ise ilerlemeden, gelişmeden söz etmek ne kadar olası varın siz takdir edin.

Dün ve bu sabah olan tüm olaylar sonunda, yukarıda yazdığım şeyleri düşünerek oturup kaldım koltuğuma. Ve bu düşüncelerin devamında: "yaptıklarım, çabam ne işe yarıyor?" "neden kendimi paralıyorum?" "şu yan tarafta hiçbir şeyi umursamadan oturan adamın yaptığı mı daha doğru?" "İşimizi hakkıyla yapıyor olmanın karşılığı, başkalarının beceremiyorum ayağına yattığı işlerin üstümüze yüklenmesi, yaptığımız hiçbir işin bir türlü beğenilmemesi ise neden bu kadar çalışmak?" gibi sorular aklıma takıldı.

Sistem üçkağıtçıları destekler, çalışanın sırtına biner...
Yan odada bir adam var. Herkesin beceriksizliği konusunda hemfikir olduğu bir adam bu. Beceriksiz olması sebebiyle onun yapması gereken tüm işler başka insanlara devredilirken, O tüm gününü internette çeşitli eğlencelerle geçiriyor bu yüzden de. Hemen yanındaki masadaki kadın çılgınlar gibi çalışırken bu adam gününü gün ediyor ve kimse ona birşey demiyor. "Aman ne yapalım onu da böyle kabul ettik" deyip çıkıyorlar işin içinden. Bu adam bu nedenle işinden hiç şikayet etmiyor olmalı. Neden şikayet etsin ki?

Ekip ne kadar iyi olursa olsun yönetici kötü ise tüm ekip aptal yaftası yer...
Biz patronun, büyük patrondan aldığı talimatları yerine getiren bir ekibiz. Daha doğrusu öyle olmaya çalışıyoruz lakin, yine ne yazık ki, patronun kulakları içine aldığı sesi, beyninin içinde başka bir veriye çevirip, o bilgi dile dökülene kadar tamamen başka bir biçime dönüştüğü için aslında istenilen işi tam o anda yapan ama yaptığı iş istenilen iş ol(a)mayan bir ekibiz. Bir nevi kulaktan kulağa oynadığımız için büyük patronun söyledikleri en son kulağa geldiğinde ortaya tamamen başka bir şey çıkıyor ve ekibimiz ikinci kulağın yanlış anlamaları sonucunda bir işi asla doğru dürüst yapamayan aptallar yaftasını yiyor bu yüzden de.

Anlatmak istediğini iyi anlatamayıp, işin yanlış yapılması nedeniyle ekibi suçluyorsan, aptal olan onlar değil sensindir...
Bir de anlatma sorunlu küçük patronlar var ki onlar bizi insanüstü varlıklar olarak görüyorlar. Beyinlerinin içinden geçeni okuyup aynı anda yapmamızı talep ediyorlar. Eh ben ve ekibim de insanüstü olmadığımız ve henüz beyin okuma yeteneğine sahip olamadığımız için işler ters gidiyor. Bu nedenle ekibe böyle bir yeteneği olan birini mutlaka dahil etmek gerekiyor ki işler yürüsün.

İşe gelirken komplekslerini lütfen evde bırak, aksi halde işler çorba olur...
Bir yerde bu kadar çok kendini patron sanan insan olunca ve bu kendilerini patron sanan insanlar birbirlerinin üzerine çıkmaya çalışınca, ezilen yine çalışanlar oluyor. Biri birşey diyor o yapılıyor, diğeri o şeyin neden yapıldığı konusunda kıyametleri koparıyor sonra o yapılan şey geri alınıyor, bu kez de ilk kişi neden geri alındığı konusunda kıyamet koparıyor. Kendi aralarında tenis oynuyorlar ve bizim topa bakmaktan beynimiz dönüyor. Daha sonra bu adamlar kendi aralarında iğrenç bir nezaketle anlaşıyor ve hepimizi gerizekalı yerine koyuyorlar. İşler saçma sapan bir hale bürünürken bu adamlar üstün yönetici yeteneklerinden asla şüphe duymadan ekibin rezaletliği konusunu konuşup birlikte kahve içiyorlar.

Yaratıcılık ve zeka prim yapmaz, tam aksine sistem sana kendini aptal hissettirmek için elinden geleni yapar...
Bütün bunlar olurken çalışan herkesin motivasyonu kayboluyor işin garibi bu kadar zeki adam ve kadın zamanla aptal olduklarına, beceriksiz olduklarına inanmaya başlıyorlar. Oysa aptal ve beceriksizler sürüsü tam o sıralarda kahvelerini yudumlarken birbirlerine birbirlerini övüyor ve kendi yalanlarında inanarak akşamı ediyorlar. Sistem böylesine garip böylesine adaletsiz işleyip gidiyor. Ama çarklara kimse çomak sokamıyor. Çünkü dişliler hepimizin parmaklarını koparıyor, derilerini yüzüyor dahası tüm yaşam umutlarını çiğneyip tükürüyor.

İşte bu yazı da bu tür adamların suratlarına tükürmek için yazılıyor.

RESİM: Norman Rockwell

18 yorum:

  1. bence hani o hiçbirşey beceremiyor diye onların işleri bize verilen insanlar varya işte onlar isteseler yapabilirler,ama öylessi işlerine gelmiyor.temel sorunun buna izin veren yöneticiler olduğunu düşünüyorum.kişiler yaptıkları işten sorumlu tutulmadığı ve yaptıkları hatalar sonucu adeta ödüllendirircesine işleri başkalarına verilip,halen aynı maaşı almaya devam ettikleri sürece 80'e 20 kuralı işlemeye devam eder.yani 20 kişi çalışır 80 kişi oturur.

    YanıtlaSil
  2. Onlar beceriksizlikten değil "akıllı" oldukları için böyle davranıyorlar zaten. Onlar için önemli değil başkalarının onları beceriksiz ya da başka birşey olarak nitelemesi ve yine önemli değil iş yapmadan aldıkları maaşı haketmiyor olmaları. Ve işin acı yanı yöneticilerin böyle insanları malum sebeplerle desteklemeleri :)

    YanıtlaSil
  3. Çok kötümser bir yazı olmuş. En kötü yanı ne biliyor musun, iş hayatının özeti gibi sanki. Her bir kelimesine katılıyorum. Her şeyin özeti budur.

    YanıtlaSil
  4. Kötümser değil Vladimir'ciğim sadece gerçek :) Keşke birazcık iyimserliğe pay bıraksaydı bütün bunlar ama inan bana herşey böyle gidiyor ne yazık ki gidecek de.

    YanıtlaSil
  5. Ah ah...Sadece çalıştığın yerin değil, memleketin en içinden çıkılmaz sorunlarından birine parmak basmışsın.Yine çekip gidesim geldi okuyunca.Keşke yapabilsem.

    YanıtlaSil
  6. İnsanlar hep işlerinden, çalışmaktan nefret ettiklerini söylüyorlar. Ama bence biz çalışmaktan nefret etmiyoruz, biz bu işleyişten nefret ediyoruz. Bu yüzden kaçıp gitmek istiyoruz. Ve kaçıp gittiğimiz yerlerde hayalini kurduğumuz işin olduğunu varsayıyoruz. Ya bütün bu sistem dünyayı ele geçirmişse?

    YanıtlaSil
  7. O zaman,ayvayı yedik demektir.

    YanıtlaSil
  8. birilerine para gerek, birilerine de ego tatmini.
    ortası pek yok gibi :(
    yoksa zekaymış,diplomaymış fasa fiso bunlar...

    YanıtlaSil
  9. Ve birilerinin para hırsına ve ego tatminine de kurban gerek...

    YanıtlaSil
  10. Ofis :)
    Ağustos böcekleri ve karncalar . Hep oldular ve olmaya devam edecekler .

    Mühendis ve patron fıkrası geldi aklıma . buraya sığmayacak . bir ara blogda yazarım :) kızmayın daha fazla . sakinn ltf :)

    YanıtlaSil
  11. Sakin olmak için elimden geleni yapıyorum ama bazen çıldırıyorum inan :) sakinim şimdi.

    YanıtlaSil
  12. Sizin yemekhanede işler yolunda değil galiba Kedim. Ama ben sana demiştim. Beni aşçı olarak aldır oraya. Tüm kabızlık çekenlere derman olur yemeklerim :)

    Sen boş ver onları yüreği güzelim. Üzülmeye değmez hayat. Bak nasılda geçiyor zıp zıp oynayarak. :)

    Patilerinden öpüyorum.

    Ahmet

    YanıtlaSil
  13. Ahmet'ciğim, sen bu işi boşver de biz çiftçi olalım senle. Tamam biraz tembelim ama vallahi çok çalışırım söz :)

    YanıtlaSil
  14. Delisin sen. Kıyamam ben senin o küçücük ellerine. Ama istersen beraber bir sendika açabiliriz. Adını da politize olmuş firari ocakbaşıcılar koyabiliriz. Üçün beşin on arşınında artık sıkışıp kaldık be gülüm kendi dünyalarımızda. Daraldıkça daraldı sofalarımız. Ne bilim. Küfretmekte artık bir işe yaramıyor. Kolumu ısırmaya başladım artık. Çocukken saat olsun diye ısırırdım. Meğersem bilinç altım bu günlere hazırlık yaparmış bilemedim.

    Bu gün yük gemileri yanaştı limana. yükleri ağır olmalıydı. Yarıya kadar batmıştı koca gövdeleri. Gömülecek gibiydiler denize.

    Canımsın kendine iyi bak.

    Ahmet

    YanıtlaSil
  15. Kollarımızda öfkeli saat ısırıkları dilimizde küfürlerle ite kaka gidecek hayat diyorsun. Haksızda sayılmazsın.

    Sen de iyi bak kendine kocaman kalpli, güzel adam...

    YanıtlaSil
  16. Peki niye böyle?
    Yani neden bozuk bu sistem?
    Sadece bizim yurdum insanına özel bir durum mu bu?
    Yoksa her yerde aynı mı?
    Çok merak ederim bunu ben:)

    YanıtlaSil
  17. Bence çok yerde böyle. Dünya patlamadıkça ve yeniden kurulmadıkça da böyle olacak. Çok mu umutsuz oldu. Bence değil. Sadece fazla gerçek.

    YanıtlaSil