14 Ocak 2010

BANKTAKİ ADAM



Gök, gri bir battaniye serdi üzerimize yine bu sabah. Ve o gri battaniye sıkılmadan asılmış gibi içindeki suyu ağır ağır döküyor toprak üstüne. "Bir sigara ve biraz göğe bakmaya ihtiyacım var "deyip kaçıyorum dışarıya. Belki kalbimi sıkan bu eli azıcık gevşemeye ikna eder gök diye düşünüyorum. Hırkama sıkı sıkı sarınıp yakıyorum sigaramı. Üzeri kapalı alandaki tüm banklar dolu.  Yan tarafta yaşlı bir adam tek başına oturuyor. Bankın üzerinde bir gazete parçası içinde yarım simit, içi ilaç kutularıyla dolu küçük bir poşet, yarısı içilmiş bir şişe su, katlanıp konulmuş bir atkı ve bir cep telefonu duruyor. "Bazı insanlar gittikleri her yeri küçük bir ev haline getiriyorlar." diye geçiyor aklımdan. İhtiyaçları olan her şeyi yanlarında taşıyorlar. Ve nerede olurlarsa olsunlar o eşyaları oturdukları yere yayıp kendilerini evlerinde hissetmek istiyorlar. Çimlerin üzerine, kaldırımlara bazen ya da bir ağaç altına...

Bende yapıyorum bunu galiba. Bir yerde uzun zaman beklemek zorunda kaldıysam bir bavul gibi olan çantamı boşlatıyorum oraya. Bir gazete ya da bir kitap, sigara ve çakmak, bir defter ve kalem. Herkes kendi dünyasının vazgeçemediği parçalarını yanında taşıyor belki de. Yalnızken ve bekliyorken ,kendimizi yalnız hissetmememizi sağlıyor bütün bunlar ya da. Boşluktan nasıl da korkuyoruz!

Adam poşetten ilaçları çıkarıyor. Beyaz küçük haplardan bir tane sonra pembe olandan bir tane yutuyor. Diğer ilaçlara onları alıp almamakta kararsızmış gibi bakıyor. Bütün bunlar olurken kendi kendine mırıldanıp duruyor. Ne dediğini pek anlayamıyorum ama sesindeki öfkeyi duyabiliyorum. Birine birşeyleri öfkeyle şikayet ediyor sanki. "Yanında bir de bir başkasının hayalini getirmiş" diyorum. Belki de şimdi ölü olan birinin hayalini. Onu anlayan ve dinleyen ama artık yanında olmayan birini... Herkes yanında hiç vazgeçemediklerini taşıyor. Bazıları eşyalarla birlikte insanların hatıralarını da...

Fotoğraf: Jean Hélion

13 yorum:

  1. "Herkes yanında hiç vazgeçemediklerini taşıyor."

    Güzel. Ama bunun başka versiyonları da var:

    Herkes yanında çoktan vazgeçtiklerini de taşıyor.
    Herkes yanında hiç vazgeçemediklerince taşınıyor.
    Herkes yanında hiç vazgeçemediklerini taşıdığını sanıyor.
    vs vs vs...

    YanıtlaSil
  2. Belki bu versiyonlar kim ve ne olduğumuza göre biçimleniyordur. Ya da ne yaşadığımıza göre... Ne dersin üstad?

    YanıtlaSil
  3. Ya da "Herkes yanında vazgeçmek zorunda kaldıklarını da taşıyor, taşımaya devam ediyor,
    yorulana dek taşıyacak,
    usanana dek taşıyacak,
    nefesi kesilene dek taşıyacak" falan filan...

    Yine güzel bir yazıydı. Öyle ki sessizliğimi bozacak kadar :)

    YanıtlaSil
  4. Özgür kedim;
    Bir de kendini unutup sadece çocukları için yaşayan anneler var.Yanlarında çocuk bezi, ıslak mendili, emziği, su biberonu, sütü,meyvesi,oyuncağı, çubuk krakeri taşıyan.Biz hiç değilse vazgeçilmez 3-4 şeyle yola çıkabiliyoruz (anı kalabalığından hiç söz açmıyorum)da ya fedakar anneler ne yapsın diye düşündüm ben de.Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
  5. Boşluktan herkes korkuyor değilmi..Boşluk belirsiliktir ve korkutur oysa vazgeçemediklerimizi biz seçene kadar boşluktaydılar ...

    YanıtlaSil
  6. yanımda taşıdıklarım: içinde oğlumun fotoğrafı olan cüzdanım,not defterim,kalemim,kitabım,fotoğraf makinem,kağıt mendil.bunlar olmazda olmaz.cep telefonu olmasa da olur.bu kadarcıkmış vazgeçilmezlerim.

    YanıtlaSil
  7. Çarpıldım bu yazıya. başka sözüm yok sayın yargıç .

    YanıtlaSil
  8. Ben yanımda sadece gözlerimi taşırım. Eğer gözlerimi kaybedersem o adamın, o anki dünyasına ve ruhuna erişebilmek çok da zor olmaz. Ama kolay olan, sıradan bir yazıyı bu hale getirmez. Sanırım sizde gözlerinizi yanınınza alanlardansınız. Bir de bunları görebilmek için elinizde sıcacık, kadifeden şarkılar ve siyah çiçekler taşıyor olmalısınız....

    YanıtlaSil
  9. Kedicim, yaninda bir el cantasi bile tasimayi sevmeyen ben, galiba sadece hatiralarini tasiyanlardanim:)) Etrafina bakisini, gördüklerinden cikardiklarina hayranim bilesin:))
    Kucak dolusu sevgiler güzel yüregine:))

    YanıtlaSil
  10. hatıralarını beğenmeyen nankörlerdenim ben; taşımam onları. fakat farkettim de, hep her an kalkacakmışım, bulunduğum yere yamanmışım gibi hiçbir eşyamı da dökmeden oturuyormuşum beklediğim yerlerde. göçebe misali..

    YanıtlaSil
  11. PANDORA: En çok içimizde kalanlar da onlar değil mi zaten? Vazgeçemeden vazgeçmek zorunda kaldıklarımız... Tıpkı bir gölge gibi ardımızdalar. dönüp bakmasan da orada olduğunu bilirsin.

    SUFİ: Onlar da asıl vazgeçilmezlerinin (çocuklarının) ihtiyaçlarını taşıyorlar yanında :)

    ATEŞ BÖCEĞİ: Boşluktan hepimiz korkuyoruz bu doğru. elimizi kolumuzu nereye koyacağımızı şaşırmaktan bir şeyleri tutmamak onlara tutunamamaktan...

    KARA KİTAP: Aslında zamanla değişiyor vazgeçilmezlerimiz. Eskiden cep telefonları yoktu mesela. ama şimdi pek çok insan için vazgeçilmez :)

    SYRAKUSA: aman efendim iltifat ediyorsunuz, çok teşekkür ederim :)

    ARAKSUS:"bunları görebilmek için elinizde sıcacık, kadifeden şarkılar ve siyah çiçekler taşıyor olmalısınız...." ne güzel sözler ne güzel... şiir gibi. çok teşekkür ederim.

    BELGİN: Çok teşekkür ederim Canım Belgin. Sevgilerimle...

    MEFİSTO: Hatıraları beğenmemenin iyi bir şey olduğuna inanırım ben. İnsan böylece geçmişte yaşamaz. Ayrıca o beğenilmeyen hatıralar bugün çok daha iyi bir yerde iyi bir yönde ilerlemiş olmanın bir göstergesidir sanki. Göçebelik için de aynı şeyleri söyleyebilirim. Bir şeylere bağlı olmadan dünyanın her köşesine bir tek kendini taşımanın nesi kötü olabilir ki?

    YanıtlaSil
  12. Kimbilir yaşlı adam belki de sadece kendi kendisiyle konuşuyor, sandığınız gibi yanında bir hayali taşımıyordu. Çünkü bazı insanlar içlerinde illaki başka birilerini değil, birden fazla ses ve kişilik taşırlar.

    MagicalP.

    YanıtlaSil
  13. Evet bu doğru. Bazı insanlar değil çok insan sanıyorum içlerinde birden fazla kişi taşıyorlar.

    YanıtlaSil