18 Aralık 2009

REDDİYE


Ryu Murakami'nin kahramanı Kenci* şuna benzer şeyler söylüyor: Aile, öğretmenler ve devlet köle olmayı öğretirler, yaşamayı değil. Kenci'yi can-ı gönülden destekliyorum. Bu kokuşmuş ofisin kokuşmuş sandalyesinde otururken aklımda hep Kenci'nin sözleri var. Gün gri, ben umutsuz, kızgın, isyankar ve aynı zamanda tüm bu düzene karşı nefret doluyum. Sakın bana "nefret kötü bir şeydir tatlım" demeyin hatta bunu fısıldamayın, içinizden bile geçirmeyin. Tam aksine nefret bazen çok gerekli bir duygudur ve harika bir şeydir. Çünkü tüm bu aptallıklara karşı savunmasız olmadığının kanıtıdır. Ne kadar nefret edersen onu o ölçüde düzeltmeye çalışırsın. Ve en azından bu hiç bir şey yapmamaktan, olup biteni kabul etmekten, kollarını kavuşturup ölmeyi beklemekten iyidir. O yüzden bu nefret, insan olarak yaşamakta kararlı olduğum sürece benimle olcak.


Şöyle düşün: Tüm hayat boyunca kafanın içine tıkıştırılmaya çalışanların hepsi köle olarak eğitilmen için özenle planlanmış. Okula git, akıllı uslu ol, terbiyeli ol, mezun ol, iş ara, iş bul, çalış, çalış, çalış. Bütün bunları yaparken de hayatın bundan ibaret olduğunu kabul et ve bütün bunların adına yaşamak de. Peh! Evet bazılarımız inatçı keçi olduğu için bir kulağından tıkıştırılanı diğer kulağından boşaltmış, saçma sapan şeyler aklına dolmasın diye gözlerini kapamış ve beynini sapasağlam bırakmış ama onların sayıları çok mu? Hayır değil. Eğer olsaydı belki de bugün böyle olmazdı zaten. Peki onlarda hiç hasar yok mu? Var elbette. Çünkü çoğu zaman kabuğun inceldiği yerlerden sızmış içeriye bu köle olma bilgisi. Ve zamanın çoğu da bu bilgiyi farkedip (ki eğer şanslıysan) ondan kurtulmaya çalışmakla geçmiş. Ne zavallıyız. İnanılır gibi değil!


Saçma sapan bir düzen bu. Adına toplumsal yaşam diyorlar ya, bakma sen toplu halde kölelik asıl adı. Hani bazı kitaplar vardır ya herkes okumasın da uyanmasın diye saklanır ya da imha edilir işte bu da böyle bir şey. Adı ve içeriği değiştirilerek ortalığa salınıvermiş bir bilgi bu. Şu "kabullenmek ve sabretmek" palavralarına bak. Herkes durmadan "sabırlı ol, dayan, kabul et" deyip duruyor. Neden? Çünkü beyinleri öylesine zarar görmüş ki bu aptalca bilgiyle başka bir seçenekleri yok sanıyorlar. Bakma böyle konuştuğuma ben de öyle sanıyorum. Bir başka seçenek var olduğunu seziyorum ama bir türlü ne olduğunu bulamıyorum. Çünkü bu zehir yavaş yavaş aklımı ele geçiriyor. Artık çok fazla temiz alanım kalmadı. Tıpkı günden güne yok olan çürüyen dünya gibi tıpkı çölleşen topraklar gibi benim beynimin de verimli arazileri geçmişin güzel hatıralarından başka bir şey değil artık. Ne oldu içini mi karartıyorum? Üzgünüm ama bütün bunlar gerçek. Git gide çürüyoruz.


Bak mesela her sabah bin küfür ederek geliyorum işime. Neden? Çünkü tüm bu aptallıkları çekecek halim kalmadı artık. Sakın bana "eh sevmiyorsan istifa et gitsin" gibi abuk sabuk laflar etme. Çünkü biz Rüyalar Ülkesinde yaşamıyoruz. Tüm rüyalarımız rüya, hayallerimiz hayal olmaktan öteye gidemiyor. Bir işe mahkum oluyoruz, yeteneklerimizi unutmaya ya da göz ardı etmeye, azla yetinmeye, kendimizi yemeye, kahretmeye, nefret etmeye ve çaresizlikler içinde kıvranmaya mahkum oluyoruz. Bu ülke, bu dünya insanın hayallerini çamura dönüştüren bir mekanizmadan başka bir şey değil. Evet haklısın fena halde kızgınım, öfkeliyim ve bütün bu işleyişten midem bulanıyor. İnsanların, yeteneklerin, hayatların, gençliği ve yeteneğin harcanmasından fena halde midem bulanıyor.
Senin için bu böyle değil mi? Bir başıma mıyım?

*Yok Yere- Ryu Murakami
Fotoğraf: Life

9 yorum:

  1. bu çürümeye nasıl dayanıyorsun?ben artık dayanamıyorum.çalışamıyorum.işyerinde nefes bile alamıyorum bazen.

    YanıtlaSil
  2. bir başına olmadığın kesin. benim gibi düzgün bir işi olsun diye uğraşanların da sonunu bekleyen kısırdöngü bu. tüm bunlara rağmen hayatın güzelliklerine tutunmaya çalışıyorum kendi adıma. bazen yetmiyor ama bazen hayatımı kurtarıyor bu tavır.

    YanıtlaSil
  3. KARA KİTAP: Dayanamıyorum ki!

    SERA: Bakma böyle öfkeyle konuştuğuma ben de tutunmak için güzel şeyler arayanlardanım. Ve hatta tüm bunları unutmak için güzel olanın içine gırtlağına kdar gömülenlerdenim bazen. Ama aklın bir köşesinde hep var bu kokuşmuş dünya.unutulmuyor.

    YanıtlaSil
  4. Aydan Atlayan Kedi'm,
    Son zamanlarda kendimi rahatlatacak minik oyunlar oynuyorum ben. İşe servisle gitmemek gibi (yolda sürünmek:) gibi), her zaman birlikte kahve içtiğim kişiler yerine başkalarıyla çay içmek gibi (başkaları "aynı kişiler" ve çay da yeniden "kahve" oluncaya dek:))... aynı işi başka şekilde yapmak gibi (tutarsızlıkla/basarısızlıkla suçlanmayı göze alarak)... alışveriş ettiğim yerleri sürekli değiştirmek gibi (birilerini gücendiririm hissiyatını bir kenara atarak..) GİBİ lerim bitmez...

    Köleliğime bunlar çare mi? Başka türlü bir köle olma olma oyunu, elbette. Köleliğime çakma isyan oyunu:)

    Nefret konusunda ben de senin gibi düşünüyorum. İntikama dönüştürmedikçe nefret itici bir güç bence...

    YanıtlaSil
  5. Tam duygularıma tercüman olmuşsun. Bizler, "güzel ve yalnız ülkenin, güzel ve yalnız insanlarıyız" ve eğer birşeyler yapamazsak, hepimizi yokedecekler. Nerden ve nasıl başlayacağımızı bilmiyorum ama kesinlikle bir şekilde mavi hapı bulup, kendimize gelmemiz ve artık başımızı kaldırmamız lazım.

    YanıtlaSil
  6. consume, obey, die!!! yani tüket, itaat et ve öl! yeni dünya düzeninin düstüru bu maalesef..

    YanıtlaSil
  7. Baz günler içimdeki ayna oluyorsun resmen, cuma günü durmadan yazdığın şeyleri düşündüm ben de. Aptallıklara tahammülü sona erdirme isteği hep gelecek, düzen, ekmek parası v.s dayatmalarıyla bastırılıyor. Başkalarını değiştiremezsen kendini değiştir derler ya bir de iyi ne yapayım ben de mi vurdumduymaz bir aptal gibi davranayım? Yalnız değilim biliyorum, benzer düşüncelerle boğulduğum zamanlar bu düşüncelerin başkası tarafından kanlı canlı yazıya aktarılması ne ilginç bir tesadüf.
    Kaleminize sağlık...

    YanıtlaSil
  8. Merhaba
    Durgun, içine kapanık, iç karartıcı ve üretken olmayan "Nefret" yerine isyanı koysak ve düşünmeyi eyleme geçirsek daha yerinde bir iş yapmış olmaz mıyız?
    bir kez daha umut isyanda..!

    YanıtlaSil
  9. ZUHİTSU: Hep bu çemberden bir adım da olsa çıkmaya çalışmakla geçiyor ömür. Ya kendimizi kandırıyoruz ya da çılgın gibi çabalıyoruz bilinmez.Ama olsun. öyle durup kalmaktan iyidir.

    GAMLI BAYKUŞ: Ben de bilemiyorum asıl sorun bu. Sanırım sistemin en büyük marifeti bu: bizi böyle karmaşa içinde eli kolu bağlı bırakmak.

    MEFİSTO: şu itaat et kısmından nefret ediyorum.

    NUR:Tesadüfün en güzel yanı şu: tek değiliz.

    VOLKAN: Nefret bazen ilk kıvılcım değil midir? Salt nefretle yaşanmaz çünkü. O nefret illa ki başka olumlu bir şeye döner. Zaten bu nedenle nefret bazen iyi bir şeydir dedim ya.

    YanıtlaSil