24 Aralık 2009

DESTE


Bir desteyi görünmez bir el karıştırır ve sol eliyle beş, yedi ya da duruma göre daha az veya daha fazla kart çeker.  Bu kartlar tek başlarına farklı anlamlara sahipken bir arada durduklarında bütünün karmaşık yapısına sahip olurlar. İşte ofis çalışanlarının durumu da budur. Sen istersen en iyimser en güneşli kart ol eğer o deste içinde bir şeytan ya da ölüm kartı varsa, bütün sürekli çalkalanır durur ve güneşi de yıldızları da kral ve kraliçeleri de o uğursuz aurası içinde yok eder.

Biz de bu ofiste bir deste kart gibiyiz. O kartlardan biri Alaadinin sihirli lambası gibi sürekli parlatıp cilaladığı gurur küresiyle dolaşıyor. Ne zaman biri öfkeyle tükürükler saçarak konuşsa ve tükürükler onun o gurur küresine sıçrasa içinde bir yerlerde volkanlar patlıyor. O lavlar ise her yanı yakıyor. Bir başkası ise bir yanı karanlıkta olan ay gibi. Karanlık yanında çakallar büyütüyor. Ne zaman güneş daha parlasa ve o güneş tüm desteyi ışıklara boğsa onun o karanlık çakalları delice huysuzlanıyor, kendi topraklarından kopup güneşli yüzlere saldırıya geçiyor. O çakallar saldırya geçmeden önce bir tek gerçeği unutuyorlar; Destedeki tüm kartların içinde her daim bağlı duran uysal mı uysal bir köpek var. Ve o köpekler ancak o çakallar saldırıya geçtiğinde iplerinden çözülüyor. Birlik oluyor ve çakalları geldiği o karanlığa geri yolluyor. Çakallar ise yaralarını sarana dek karanlıkta kalıyor. Ne zaman unutsalar o uysal köpekleri ve yine ne zaman unutsalar aldıkları yaraları yeniden karanlıktan gün ışığına çıkıyorlar. 

Ve bütün bunlar arasında bazılarımız mekik dokuyor. Çakallarla köpekleri barıştırmak, çakalları sakinleştirmek, tüm bu savaştan kalan acıyı silip süpürmek ve güneşin önünde duran tüm bulutları dağıtmak gibi arabulucu roller üstleniyor. Ve o arabulucu rolü ne zaman, nasıl ve ne şekilde kendi üzerine yapıştırdığını, neden bu savaş haline dayanamadığını, kendisini ilgilendirmeyen konularda bile neden müdahale etme gereği duyduğunu bilemiyor. Ve bazılarımız kendi içindeki barışı sağlamak için bunca çaba sarfederken, o iç barışın dışardaki dünyaya bunca bağlı oluşuna hayıflanıyor. Kendi içindekiler için bile dünyaya böylesine bağımlı olma fikrinden ölesiye nefret ediyor. Ve iki insan arasında bile barışı sağlamanın bunca zor ve yorucu oluşundan hareketle, dünya barışı için hala umut olup olmadığını soruyor kendine. "Belki" diyor "belki birileri de bu koca savaşın neden olduklarına dayanamaz da çakallara kendi karanlıkları içinde durmaları gerektiğini anlatmayı becerebilir. Ve yine o cesur yürekli arabulucu, kudurmuş çakallara, kendine saldırılmadığı vakit hep uysal duran o köpeklerle aynı dünyaya ait olduklarını, aynı toprak üzerinde herkese yeterli yer bulunduğunu, şu koca gökyüzünün her birimizi sarmaladığını söyleyebilir."

FOTOĞRAF: LİFE

7 yorum:

  1. Ofis yaşamını çok iyi anlatmışsın . Ben bizim gibi olanlara plaza canlıları diyorum. Her ofiste ağustos böcekleri , karıncalar , tükürüklüler , var yok arası ruhlar , tavşan ..kları ( ne kokar ne bulaşır ) vardır . Olmazsa oraya ofis denmiyor bir türlü. Rutin hayatımızın en rutinidir ofis.

    YanıtlaSil
  2. İlkokuldayken küme çalışması yaptırırlardı bize, fikir ne kadar güzel değil mi, ekip olacaksın, birlikte çalışacaksın, arkadaşlarını motive edeceksin vs. Ben bir türlü yapamıyorum. Hep "one man show"ların adamı oldum, bundan sonra değişmem herhalde.

    YanıtlaSil
  3. iş hayatı dediğimiz şey işte bu metrekaresi küçük ama dünyaya sığmayan ofislerden oluşuyor. ne kıyametler kopar çoğu zaman sessiz gibi görünsede kan revan içinde kalırız o sessiz savaşlarda. dişler bilenirken eller sıkılır, günaydınlarla başlar hırslar, hedefler rekorlar ve kazançlar. en masum günaydınlarımızı rakiplerimize armağan ederiz her sabah...

    YanıtlaSil
  4. masalları bu yüzden seviyorum işte. bir masalda kötü her zaman kötüdür ve asla saklamaz karakterini. iyi olansa hep bilir sakınacağı tarafı hep bilir. oysa bizim dünyamızda iki yüzlülük, küçük hesapların adamlığı almış başını gidiyor. darbenin kimden geleceğini bilemiyorsun. sürekli bir şüphe içinde birilerinin artık topluca karaya oturduğumuzu anlatmasını, anlamasını bekliyorsun.

    YanıtlaSil
  5. Ofis yaşamı, okuyunca geçmişe gittim birden:))

    YanıtlaSil
  6. ne kadar tanıdık bi ofis..:)

    resimler de hala çok güzeller..

    YanıtlaSil
  7. SYRAKUSA: Her türü var gerçekten de. Vahşi yaşam gibi :)

    COŞKUN: Bu ekip çalışması işiyle benim de cidden problemim var. Burnunun dikine gidenlerin pek harcı değil ekip, uyum işleri :)

    DELİRAPUNZEL: Sessiz savaşlar evet. İşin kötüsü dost mu düşman mı kestiremediğin görünmez karakterler var. Ben asıl onlardan korkuyorum.

    MEFİSTO: Mükemmel bir tespit. Masalların en güzel yanı bu. Acaba bu yüzden mi yani net görebilmek için mi hayat masal gibi olsa diyoruz?

    ÖZLEM: Peki özledin mi o yaşamı, özlüyor musun?

    GEREKSİZ ADAM: Tüm ofisler birbirine benziyor galiba :)

    YanıtlaSil