02 Aralık 2009

KELİMELERE EL SÜRMEDEN...


Hayatın içinde, onunla sarmalanarak körleşiyor insanoğlu, burnunun ucunu bile göremez oluyor. Dünyanın hızına paralel değil yaşayışı. Ondan kat be kat hızlı. Zaten körlük de hızdan doğuyor. Ve eğer şanslıysa, ki adına şans dediğimiz aslında usanmanın ta kendisi, usanmaktan usanıp, duruyor. Ne koşuyor artık ne de yürüyor. Ama bir süre daha kör kalmaya devam ediyor. Çünkü ışık asla bir mucize eseri değil. Işık sabırla işlenen incecik bir nakış, bir dantel.

Böyleydim ben de. Delice bir hızla soluk soluğa koşuyordum. Ve adına yaşamak diyordum, ne gülünesi!  Öyle bir hızdı ki bu; bacaklarındaki sancıyı duymana ve körlüğünün farkına varmana asla izin vermiyordu. Bakıyordun sadece, gördüğünü sanıyordun. Ve işin tuhafı tüm bu olup bitenden uzak durursan eğer hiç göremem sanıyordun. Öyle ya öğretilen ;uzaklaştıkça her şeyin küçüleceği ve küçülenin ayrıntılarının asla seçilemeyeceği, ayrıntıları görülmeyenin ise kavranamayacağıydı. Dünyanın palavralarından biriydi bu da.  Oysa bütünü ancak ve ancak uzaktan görebiliyordun.

Velhasılı bu yüzden uzaklara gittim. Aynı odanın içinde, aynı yolları yürüyüp, aynı yere vararak nasıl gidilirse uzaklara benimki de o türden bir yolculuktu. Kafatasının içindeki o kıvrımlı kütlenin kıvrımları asla kıvrımdan ibaret değildi ne de olsa. Her olasılık mümkündü ve her kıvrım aslında bir yoldu. Seni çok ama çok uzaklara taşıyan, gitmekle bitmeyen yollardı onlar. Çoğunca labirent sanılırdı lakin tüm yollar aslında ana karaya çıkardı.İşte bu yüzden de korku dünyanın en anlamsız duygusuydu.

O yüzden kelimelere el sürmedim bunca zaman. Harflere de öyle. Yirmi dokuzundan birden özür üstüne özür diledim. Onları böylesine savruk kullandığım için ve böylesine döküp saçtığım için. Kıymet bilmez bir nankör olduğum için utançtan yerlerin dibine saklandım. Ve söz verdim tıpkı inci tanelerini dizer gibi titiz bir özenle kullanacağıma her birini. Konuşurken ya da yazarken, heyecanlıyken ya da öfkeliyken... Hiç acele etmeden sakince.

Ayaklarımda toz aklımda sis yok şimdi. Geri geldim ama geri gelen; o giden ben miyim yoksa bu başka bir ben mi, bilemedim. Ve bir daha ne zaman giderim, gidersem geri gelir miyim, onu da öyle... Tek bildiğim şu ki; ışığı bulmuş ya da aydınlanmış değil de dinlenmiş ve karmaşasını azıcık da olsa dindirmiş biriyim ben.  Ve bu kez koşacak değil yürüyecek olanım... Hepsi bu.

RESİM: MAX ERNST

10 yorum:

  1. Dinlenmiş olduğuna sevindim. O karmaşanın birazı olmalı hep.. Yoksa yazamayız, arkadaşım. Ama yalnızca "birazı"..

    SEVGİYLE Canım

    YanıtlaSil
  2. Gittiğin yerde, karmaşadan biraz da olsa uzaklaşıp, soluklanıp dinlenmene sevinerek; Tekrar hoşgeldin aramıza sevgili kedi!

    İçinde taşıdığın duygularla süzülüp anlam bulan, kaleme aldığın yazıları okumak büyük bir keyif benim için.

    Bizlerle paylaştığın o harika yazılarında tekrar buluşmak üzere...

    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  3. VLADİMİR: Hoşbulduk :)

    KAROSHİ'M: Zaten ondan kurtulmak namümkün :)

    ESMİR: Çok teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  4. nereye yahu... otur oturduğun yerde :) hoşgeldin.

    YanıtlaSil
  5. Çok ilginç bir blog.

    Jose Ramon yaratıcılık ve hayal gücünü fotoğraflar selamlar

    YanıtlaSil
  6. KABAKMELTEMİ: Oturuyorum ama bazen kaçıp gidiveresim geliyor :)Hoşbulduk.

    JOSE RAMON: Çok teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  7. sevindim emeklemelere geri dönüşüne, koşuşturmalardan kopuşuna, sefalar getirişine..gülüşüne..

    YanıtlaSil
  8. Bence sen hiç gitme, yavaş yürü yorulma ama gitme.
    Hoş geldin:)

    YanıtlaSil
  9. VOLKAN: :) Çok teşekkür ederim.

    ÖZLEM: Hoşbulduk Özlem'ciğim. Temelli gitmem ama ara sıra böyle yitmek iyi geliyor.

    YanıtlaSil