22 Aralık 2009

ARALIK GÜNEŞİNDE BİR ÖĞLE SONU...


Öğleden sonra güneş çıktı. H. ile birlikte pencereden süzülen o uzak ışıkların cazibesine daha fazla dayanamayıp beş dakikalığına bahçeye çıktık. Bahçenin en güneşli bölümüne toplanmış insanların arasında bir yer açtık kendimize ve sigaralarımızı yaktık. H. yan tarafta oturan banktaki kıza uzun uzun baktıktan sonra "senin de eskiden kulağında üç küpe vardı, değil mi? Yanlış mı hatırlıyorum?" diye sordu. Doğru hatırlıyordu hatırlamasına ya yüzümdeki engelleyemediğim hüzünlü gülümsemeye anlam veremedi. "Evet" dedim "çıkardım. Anımsamak istemediğim bir şeyleri anımsatıyordu." Sormadı. Çünkü H. insanları incitmekten, onlara anımsamak istemediği şeyleri anımsatmaktan hiç hoşlanmaz.

Sustuk bir süre. Tüm anımsadıklarımın yükünden kurtulmak için konuşmaya başladım. "İnsanların" dedim "kişisel tarihlerinde "dünyanınbaşımayıkıldığıgün" diye günler vardır ya, işte öyle bir günden sonra, kendimce o tarihle ilişkilendirerek çıkardım o küpeleri." Bu kez hüzünlü gülümseme benim dudağımdan onunkine sıçradı. Başını salladı: "İşte bu yüzden Aralık ayından nefret ederim ben." dedi. "Benimkisi Ağustos'tu" dedim. "9 Ağustos" Bir şey söylemedi.

"Kimimiz" dedim "aşk yüzünden, kimimiz ölüm yüzünden, kimimiz de daha binlerce başka sebep yüzünden böyle kırmızı rakamlar yazıyoruz takvimlerimize." Başını çevirdi, banktaki kıza baktı yine uzun uzun. Ellerini kollarını sallayarak konuşan, neşeli ve pembe yanaklı bir kızdı. Muhtemelen aşıktı ve iyi ki öyleydi. İnsan eski zamanlara dönünce ve inançlarını birazcık yitirdiğini fark edince, böyle insanların var olduğunu bilmek iyi geliyor. H. de böyle düşünmüş olmalı ki: "ne güzel değil mi?" dedi. Gerçekten ne güzeldi. "Aşk insana pembe yanaklar veriyor" dedim. Güldük.

Planladığımızdan uzun kaldık bahçede. İnsan geçmişe bir anlık da olsa kendini kaptırdığında saplanıp kalıyor olduğu yere. Geçmiş gözlerinin önünden akarken saat kavramı yitip gidiyor.Sustuk ve uzun uzun kıza baktık. H. yitirdiği bir şeyi, ben yitirdiğim başka bir şeyi o kızın yüzünde yeniden buluruz diye uzun uzun baktık. H. ne buldu bilinmez ama ben bir zamanlar şüphelenmenin ne demek olduğunu bilmediğim zamanlarda nasıl gülümsüyor olduğumu gördüm.

"9 Ağustos ha?" dedi H. ofise doğru yürürken. Başımı salladım ve "Yaz aylarında acı bir şey olması ne kötü değil mi?" dedim. "Acı yaza hiç yakışmıyor."

Fotoğraf: Life

6 yorum:

  1. acı yüreğe yakışmıyor, ama en çok da yürek acıyor...

    YanıtlaSil
  2. En sevdiğin ay Ağustos muydu acaba .. öncesinde 9 Ağustos'un? Benimki Eylül'dü... X Eylül'den önce:)

    YanıtlaSil
  3. sizi okumak beni her zaman mutlu ediyor. ağustos gibi:)

    YanıtlaSil
  4. Babamı Haziran'da kaybettim. Acı yaza hiç yakışmıyor, doğru, hele başından sonuna bütün yazı kaplayınca...

    YanıtlaSil
  5. EVREN: İnsan ne garip değil mi? Sanki tüm mutsuzluklar bulutlu ve kötü havalara aitmiş gibi bir yanılsaması var.

    ZUİHİTSU: Yazları severdim evet. Gerçi hala seviyorum ama takvimimdeki o kırmızı işareti hala silemedim.

    AGLEA: Çok teşekkür ederim Aglea. Ağustos için güzel bir cümle verdin bana.

    COŞKUN HÜRSEL: Sizin durumunuz, acınız çok daha yoğundur. Bunu anlayabiliyorum. Ve haziran silinmez bir kalemle işaretlenmiştir takviminizde tahmin ediyorum. Babanız için rahmet diliyorum.

    YanıtlaSil
  6. Acı hiç bir mevsime yakımıyor ki kedicim.

    YanıtlaSil