15 Kasım 2009

ÜÇ


Hayatlarımızda üç büyük aşk, üç büyük acı ve üç büyük öğretmen olduğunu söyleyen o adam birşeyi söylemeyi unutmuş sanırım: Çoğu zaman aşk, acı ve öğretmen aynı kişide toplanır. Ve bunlar sırayı hiç şaşmadan önce aşk olarak sonra acı olarak ve zaman geçip de bir şeyleri aşktan ve acıdan arınmış olarak yani daha mantıklı düşünmeye başladığımızda öğretmen olarak. Aşk çok kısa, acı çok daha uzun ve öğrenmek çok ama çok daha uzun sürer. Tek değişen şey vardır: öğrendiklerimiz. Evet böyle diyebiliriz.

Birine aşkın hemen bitiminde acının tam ortasındayken ve öğrenmeye henüz başlıyorken şu olabilir: Tüm inancını ve güveninin yitirmiş birine dönüşebilir. İçini aşkla ve kör bir inançla öyle doldurmuştur ki birden bire içi boş bir çuvala döndüğünü sanar. Ve şu aptalca cümle dökülür dudaklarından: "Aşka inanmıyorum." Oysa aşka en çok inanan, onu en çok arayan ve hatta ona tapanlar hep bunlardan çıkar. Aldıkları ders ise şudur: Hayatını tek bir şeye (aşka) bağlarsan içi boş bir çuvala dönmen kaçınılmazdır. Her zaman kendine seni hayatta tutacak ve hep seninle olacak birşeyler edin.

Bir başkasına ise şu olur: "Tüm erkekler ya da kadınlar güvenilmezdir." Kendini böyle saçma bir genellenemenin içinde bulacak kadar doğru düşünme yeteneğini kaybetmiştir. Ve böylelerinin karşısına çoğu zaman hayatlarında karşılarına çıkacak o üç büyük aşktan bir diğeri çıkar ve onlar kimseye güvenmedikleri için onu yitirirler. Sonuç olarak şu dersi öğrenirler: Geçmişte kendini kaybedersen geleceğini de kaybedersin.

Bazıları ise akıl alamayacak bir nefretle dolar, başka birine dönüşürler. Nefretin onları içten içe kemiren bir hastalık olmasına gönül rızasıyla izin verirler. Tüm hayatlarını bu nefret üzerine kurar ve onların canını yakan o adam ya da kadının aynı acıyı çekmesi için gece gündüz dua ederler ve bütün bunlar sırasında kendilerini unutur, neye dönüştüklerini görmezler. Bir zaman gelip hayatlarındaki daha büyük bir olay onları değiştirirse, ki o kadar şanslılarsa, o zaman anlarlar ve geri kalan ömürlerini bu nefretten arınmaya harcarlar. Aldıkları ders ise şu olur: Nefretin seni kör etmesine izin verme. En iyi intikam nefret değil unutmaktır.

Sonuç itibariyle "aşk ve acı iyi bir öğretmendir." derler. Oysa gerçek olan tek bir şey vardır, o da; Bizim tüm aptallıklarımızı, acınası zavallı yaşamlarımızı, söylediğimiz tüm budalaca sözleri, ihanetlerimizi, yalanlarımızı her şey olup bittikten sonra üzerinde düşüne düşüne anlamlı hale getirmeye çalışıyor olmamız.

Fotoğraf: Life


5 yorum:

  1. Ah o son paragraf, acita acita yazmissin gercegi...

    YanıtlaSil
  2. çok acayip bir durum. okurken sanki bir an kendimi buldum yazıda. aklımdan geçen böyle şeyleri tek benim yaşamadığım. uzun bir süre önce yaşamıştım bunları.-güzel bir kadının yanında bir saat bir saniye gibi geçer,ateşin üstünde bir saniye bir saat gibi.- o günleri hatırlıyorum da şimdi "aşka inanmıyorum" diyordum hergün sabahtan akşama. sonra aradan biraz zaman geçti 4. paragraftaki son 2 cümleyi yaşadım.
    yani kısaca çok güzeldi yazı.

    YanıtlaSil
  3. anlamlandırma çabamız aslında aşkın ızdırabına morfin etkisinden ibaret mi? belki evet.

    morfin zehir olduğu kadar acı eşiğini zorlayan hastaların travmaya gitmesini önleyen bir ilaç... şifa niyetine.

    YanıtlaSil
  4. herkes bu cümleleri sarfetme reddesine gelmiştir mutlaka da , aradaki fark sarfettiğin cümleye gerçekten inanıp inanmamakta yatıyor sanırım. yani bir anlık öfke ve kırgınlıktır bazen söyleten, bazen de.. ben o ikinci bazenden sonrasını hep yenilgi hali olarak adlandırmışımdır..

    YanıtlaSil
  5. TURKUAZ DENİZ: Gerçek hep acıtıyor da ondan...

    HAYALPEREST: Çok teşekkür ederim. Sanırım hepimiz geçiyoruz aynı kapıdan.

    PUSARIK: Şifa niyetine...

    MEFİSTO: Bence çoğu zaman yaralandığımız için çıkıyor ağzımızdan o sözcükler. ama çoğumuz inanmıyoruz kendi söylediklerimize.

    YanıtlaSil