02 Kasım 2009

SÖZLÜK


Gün boyu yağdı ve ben gün boyu o sıcak battaniye altında, kendimden geçercesine ve herşeyi unuturcasına okumanın hayalini kurdum. Basit ama tatlı bir hayaldi. Olsun.

"Yağmur, galiba, huzurun ve unutmanın karşılığı benim sözlüğümde."  O, gün boyu düşünü kurduğum an geldiğinde, battaniyenin altında kıvırılıp kitabı kucağıma aldığımda yani, daha tek sözcük okumadan bunlar geçti aklımdan. Ve "benim sözlüğüm" lafına takılıp kaldım. Kaç kelimelik bir sözlüktü benimkisi acaba? Ve hangi sözcükler hangi anlamlara geliyordu? Nelere, ne sebeple, hangi anlamları yüklemiştim? Bunları hiç düşünmediğimi farkettim.

Tuhaftı aslında, tek bir sözlükten bakıyorduk sözcüklere ama hepimizin kendine ait bir sözlüğü vardı. Ve belki de çoğu zaman karşımızdakinin sözlüğünü okuyamadığımız için yaşanıyordu anlaşmazlıklar. Benim sözlüğümde  huzur ve unutmak anlamlarına gelen yağmur sözcüğü, bir başkasının sözlüğünde iç sıkıntısı, ıslanmak ve üşümek anlamlarına gelebilirdi pekala. Ben yağmurda kendimi iyi ve huzurlu hissederken, bir başkası kendini mutsuz ve huzursuz zamanlarından birinde hissediyor olabilirdi. Peki ama başkasının sözlüklerini okumak mümkün müydü ki? Eğer mümkünse bile bu tıpkı yeni ve zor bir dili öğrenmek gibi değil miydi? Belki de bu yüzden birbirimize emek vermeye bu kadar üşeniyorduk  ve sözlükleri bizimkilere ucundan kıyısından benzer olanla yanyana durmaya çalışıyorduk.

Peki ya kendi sözlüklerimiz? Tüm kelimelerin bizdeki karşılığını tereddüt etmeden söyleyebiliyor muyduk? Sanmıyorum. Sebepsiz yere bizi huzursuz eden, iğrendiren şeyler yok muydu mesela? Ya nedenini bilmediğimiz mutluluklar yaratan kelimeler? Bazılarını biliyor olabilirdik. Ama çoğu yaşadığımız ve çoktan unuttuğumuz zamanlara dair birşeyler taşıyorlardı içlerinde. Mesela ben kareli bir masa örtüsü üzerinde duran çay, peynir ve simit görüntüsünden neden bu kadar hoşlandığımı bilmiyordum. Ya da daha garibi naftalin kokusunu neden bu kadar sevdiğim konusunda hiç bir fikrim yoktu. Aslında aynı şey insanlar içinde geçerliydi. O mavi gözlü kadının yanında neden huzursuz olduğum konusunda pek çok kafa yormuş ama geçerli tek bir sebep bulamamıştım. Herkes tarafından bunca sevilen ve görünürde hiç bir sinir bozucu yanı olmayan hatta tam aksine bu yumuşak kalpli kadının yanında neden böyle bacağımda karıncalar dolaşıyormuşcasına huzursuz olduğum meçhuldü. Muhtemel ki hoşlanmadığım birşeyle ilişkilendiriyordum onu ama neyle? Peki  hiç konuşmadığım sadece günaydınlaştığım o genç kadın bana neden bu kadar yakın  ve tanıdık geliyordu? Sanki uzun bir dostluğumuz varmış gibi duyduğum bu yakınlık ve rahatlık neyle açıklanabilirdi?

Sözlükler üzerine düşünmeyi bıraktım. Daha kendi sözlüğümü okuyamayı bile beceremezken başkasının sözlüklerini nasıl okuyacaktım? Sanıyorum bu yüzden şöyle demişlerdi: Önce kendini tanı. Evet mutlaka bu yüzdendi. Kendini tanı.

FOTOĞRAF: LİFE

10 yorum:

  1. Naftalin çocukluğunuzu anımsatmış olabilir mi? Sizi tedirgin eden kadın göründüğü gibi değildir belki de...

    Ve sözcükler çağrıştırdıklarıyla anlam kazanıyor kimi zaman. Sözcüklerin gücünü kavramadan insanları anlamak her zaman o kadar kolay değil...

    Ama en azından anlamaya çalışıyoruz değil mi?

    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  2. Bu yazın bana '' Nazar Sözlüğü''nü hatırlattı ..

    Buda benim sözlüğümden..
    Londra..

    Londra bir şehir ismi değil bir kelimedir benim sözlüğümde ; hava koyu sisli ceketini üzerine geçirip ıslak saçlarını sağa sola savurduğu vakit ; yani aydan atlayan kedi üzerine battaniye çekip kitap okumak istediği zaman ; Londra'dır bu ..

    Hava Londra gibidir =)

    YanıtlaSil
  3. Kendi sözlüğünü oluştursan karşındakinin sözlüğünde neler var hatta ne anlama geliyor bilemiyoruz.
    Eksik kalmalar, anlaşılamamalar bu yüzden değil midir hep?
    Belki de kendi sözlüğümüzü bile yanlış kullanıyoruz.
    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  4. farklı sözlüklerimiz olsa da, senin sözcüklerini her zaman çok seviyorum...

    YanıtlaSil
  5. Yağmur sözcüğünün bendeki izdüşümleride tıpkı seninkiler gibi.... Yazılarını bu kadar sevmem belki de sözlüklerimizin benzer olmasından :)
    Yazını son paragrafla çok iyi bağlamışsın. İnsan önce kendini tanımalı ve sevdiklerine emek vermeli. tanı ve emek ver. yeni sloganımız bu :)

    YanıtlaSil
  6. O kadar güzel yazmışsın ki...
    Bu bir bakış açısıdır ve açını çok beğendim.Kendi sözlüğümüz...
    Bu konuda uzun bir süre düşünmem gerekecek.Sözcüklerimi toparlamakta güçlük çekiyorum cümlesi bundan geliyordur belki de,sözlüğümüzün dağınıklığından...

    YanıtlaSil
  7. Yağmur aşkı anımsatır bana
    sırılsıklam olduğumda aşktan
    aşık olduğumla elele ıslanasım gelir yağmur altında fiziken de
    ondan...
    bu da yağmurun benim sözlüğümdeki karşılığı olsa gerek

    YanıtlaSil
  8. kimdi şimdi anımsayamıyorum, "konuşmak yalan söylemektir" diyordu biri bir yerlerde. kavramlara yüklediğimiz anlamlar öyle farklıdır ki aslında, aynı şeyi konuştuğumuzu zannederken bile o kelimeler yığınının bizde yarattığı imgelem hiçbir zaman örtüşmez tam olarak. bu anlamda dil çok kısır bir iletişim aracı olmuyor mu? belki de şairlerdir bu eksikliği ilk keşfeden, yeni bir dil arayışının sevdalıları yani. tıpkı az önce okuduğum senin yazında olduğu gibi, usulcacık bir şiir tadında anlatarak her şeyi.

    YanıtlaSil
  9. AYSEMA: Büyük ihtimalle naftalin çocukluğuma ait birşey. Ama o kadın bilemiyorum. Onda beni çok tedirgin eden birşey var. Adını koyamıyorum. Kendi kendime kızıyorum ama insan içindeki sese bir türlü kulak tıkayamıyor bazen.

    BATUHAN: Tam da sözünü ettiğim buydu Batuhan. Londra senin sözlüğünde bambaşka anlam taşıyor görüyor musun? Sanırım ben de artık öyle havalara Londra diyeceğim. Ve yanına küçük bir not düşeceğim sözlüğün: Batuhan'dan diye :)

    ÖZLEM: İşte sırf bu yüzden sevgi ile söylediğimiz bir sözcük karşımızdakinin tüylerini diken diken ediyor bazen. Bu yüzden karşımızdakinin sözlüğüne göre konuşmak zorunda kalıyoruz işte. Sırf yanlış anlaşılmamak için.

    BRAJESHWARİ: Ben de senin :)

    HAYATTA GİDERKEN: Sözlükleri benzer insanlar sanki daha kolay ilişki kuruyor ve dostlukları daha kolay sürdürüyorlar değil mi? Çünkü birbirlerini daha rahat anlıyorlar. Çok teşekkür ederim :)

    BUĞDAY TANESİ: İnsanın kendi sözlüğünü toparlaması inan bana hiç kolay iş değil. Çünkü sürekli yeni sözcükler ediniyor bazılarını da atıyoruz. Ya da anlamlarını değiştiriyoruz. Belki de bu yüzden kendimizi tanımamız bu kadar zorlaşıyor. Sürekli değişen yenilenen birşeyi tam olarak kavramak mümkün müdür?

    YAZGÜNEŞİ: Ne güzel bir karşılığı var sende. Bana ise yalnızlık vakti gibi gelir hep. Ama kederli değil huzurlu bir yalnızlığın vakti.

    GENİŞ ZAMANLAR: Şiir güzel bir örnek. Her birimiz aynı şiiri farklı okuruz değil mi? Başka bir şekilde yankısını bulur içimizde. Oysa aynı kelimelerdir yan yana olan. Ama biz onları farklı bir sözlükten geçiririz. Belki de bu yüzdendir birimizin güzel bulduğunu diğerimizin güzel bulmayışı.

    YanıtlaSil