25 Ağustos 2009

YİRMİ ÜÇ YAŞ

Ona kalırsa kocaman adam oldu. Öyle kocaman bir adam oldu ki artık hayatın yükünü taşıyamaz hale geldi. Oysa daha yirmi üç yaşında. Daha çok genç olduğunu söylediğimde "Baksana abla saçlarım bile döküldü" diyerek kanıtlamaya çalıştı kocamanlığını. Gözlerindeki kedere bakıp kaldım, tek söz edemedim.

Yirmi üç yaş nedir ki? İnsanın her hatasının mazur görüldüğü, dünyayı pek de öyle umursamadan yaşadığı, kederin gölgesinin gözlerine düşmediği bir yaş değilse nedir yirmi üç yaş? Ama bu çocuk öyle değil. Bu, kendisine çocuk denmesine bile bozulan bir çocuk. Bu, bunca zaman yaşamış olduğu herşeyden yorulduğunu, hayallerini kaybettiğini, umudun ise çok eski bir zamanda kaldığını söyleyen bir çocuk. İnanılır gibi değil.

Tek söz etmeden dinledim. Bir boşluk yakalayıp, kederinin haklılığını kanıtlamaya çalışan bu çocuğun tüm düşüncelerini tersine çevirmek için onu dikkatle dinledim. İşinden söz ediyordu. Bunca aptal arasında verdiği emeğin hiç ama hiç işe yaramadığından, takdir edilmeyi bir yana bırak, doğruluğundan yüzde yüz emin olduğu işlerin bile tenkit edildiğinden, her gün burada yavaş yavaş yok olduğundan, dahası işi eve taşıdığından, gece boyu uykusunun yitik olduğundan, uyusa bile rüyalarında olup biteni yeniden yeniden yaşadığından... "Artık hiç beklentim yok hayattan" dedi sonra "hiç birşey değişmeyecek ve ben burada tükenip gideceğim."

Ona hayatıın hiç bir zaman aynı gitmeyeceğinden söz ettim önce ve diğer insanları bu kadar umursamasının doğru olmadığından, yaptığı işin doğruluğundan eminse gerisinin önemli olmadığından, iş dışında başka birşeylerle uğraşırsa, aklını işten uzaklaştırırsa daha mutlu olabileceğinden ve işe yaramayacağından emin olduğum pek çok şeyden...

Daha pek çok şeyden söz ettim ama gözlerine çakılı umutsuzlukta en ufak bir kıpırtı olmadı. Yirmi üç yaşındaki bu umutsuz çocuğu anlıyor ve ona hak veriyordum aslında. Tüm bu sistem içinde çıkış yolu bulamıyor, sevmediği bir işte çalışmak zorunda kalıyor, işi bıraktığında bir daha iş bulmasını olanaksız görüyordu. Ona ne diyebilirdim ki? İşsizlik rakamlarının durmadan arttığı topraklar üzerinde yaşıyorduk biz. Yeteneklerimizin heba edildiği, yeniliğe açık olmayan, yeteneği ve zekayı anlayamayan adamların ağır koltuklarda oturduğu bir ülkenin çocuklarıydık. Hayalleri sadece hayalden ibaret kalan, karaya çıkmayı bırak başını suyun üzerinde tutmaktan karanın güzelliğini keşfedemeyen bir nesildik dahası. Ben ne diyebilirdim bu çocuğa? Ona söylediğim her olumlu söz havada asılı kalmaz mıydı? Kaldı ki inanmadan söylediğim bu cümleler ona ne kadar inandırıcı gelirdi?

"İnsan olmak çok zor abla çok zor" dedi. Başımı salladım. Zordu ya insan olmak. İnsan olarak kalmak hem de çok zordu. "Sen" dedim "sakın kendinden ödün verme. Sakın kolaylaşsın diye başka birine dönüşme. Belki o zaman tüm bu anlamsızlık içinde anlamlı olmuş olur hayatlarımız. Olur mu?"

Fotoğraf: Life

10 yorum:

  1. ne güzel bir ablasın sen, ne güzel bir insan...

    YanıtlaSil
  2. "Sen" dedim "sakın kendinden ödün verme. Sakın kolaylaşsın diye başka birine dönüşme.'''

    bunu söylediysen ( ki oda farkında belli) bir daha mutlu olmasını bekleme, en azından şimdilik..

    YanıtlaSil
  3. bu yaşlar genel olarak böyle demekki (:
    yaşım 24, aşağı yukarı aynı sorunlar mevcut. "bu hayat adam olmaz" diyenlerdenim (:

    YanıtlaSil
  4. Evet bende tam olarak o çocuk gibi düşünüyorum kendi adıma. ama o çocuk şanslı derdini anlatacak birini bulmuş dökmüş içini. hatta ona yardımcı olacağını düşündüğüm birine dökmüş. ablasına...
    yoruldum sıkıldım bıktım evet hayattan!
    ama ne oldu biliyor musunuz?
    bu yazıyı okuduğumda yalnız olmadığımı gördüm. gülümsedim:)

    sevgiyle...

    YanıtlaSil
  5. Senin gibi bir ablası olduğu için ne kadar şanslı bir kardeşin var, o bunun farkında mı acaba?
    Zaten başka birine dönüşme durumları insanlığımızı bitiriyor ya kediciğim, aslolan kendimiz olabilmektir.
    Nice mutlu yıllara.
    Not: 23 yaşımdayken ben de kendimi çok büyümüş sanırdım.
    Şimdi de en azından 30'lu yıllarıma dönebilsem diyorum:))

    YanıtlaSil
  6. EVREN: Çok teşekkür ederim.

    GEREKSİZ ADAM: Daha mutlu olmasını beklemiyorum. Sadece gerçekle yüzleşsin ve başa çıkmayı öğrensin istiyorum.

    DARDY: Bu yaşlar bu çağda böyle galiba. Çünkü ben öyle değildim, yaşıtlarım da öyle değildi. Çok umutlu çocuklardık biz. Hayat bu kadar ağır gelmiyordu hiç birimize. Gelse bile içimizde coşku vardı. ama şimdiki zamanlarda birşey var ve o şey her ne ise gencecik çocukların kanında virüs gibi dolaşıyor.

    HAYALCİ: Evet hayat gerçekten yoruyor hepimizi. Yaşlı genç demeden çok ağır yükler yüklüyor omuzlarımıza. Ama en kötüsü de umutsuzluğa kapılmak diye düşünüyorum. Çünkü insan umudunu yitirirse herşeyini yitirmiş sayılmaz mı? Mesela etrafında umutlu insanlar olsa ve o umutlu insanlar birbirinden destek alıp birşeyleri değiştiremezler mi? Nasıl karamsarlık bulaşıcı ise umut da öyle değil mi?

    ÖZLEM: O kardeşim değil ama kardeşim gibi sevdiğim bir çocuk:) İyi bir geleceği olmasını dilediğim bir çocuk. Aslında onun üzerine düşünürken genelledim olayı. Bu beni çok üzüyor. Bir insanın bu yaşta tükenmiş hissetmesini hem anlayamıyorum hem de buna üzülüyorum. Ne yapmalı bilmem ki?

    YanıtlaSil
  7. İnsan olmak en zor zenaat der babam, nede güzel söylemiş dedim yazını okuyunca...

    YanıtlaSil
  8. Demek ki ona da ağır gelmiş hayat. Demek ki o da hassas bir kalple yaşamak için çabalamış durmuş. Sevgili babana saygımla...

    YanıtlaSil
  9. 18 yaşımı sürdüğüm sırada lise mezunu ve hiçbişey olan bir adamken 23 yaşımı geçtiğimde,
    üniversiteyi bitirmiş, askerliğini yapmış, evlenmiş, bir çocuk sahibi olmuş ve bugünkü işimi kurmuştum.

    Hayat çok ağırdı.

    18 yaşımı sürerken lacivert/siyah olan saçlarım 23 yaşımı geçtiğimde bembeyaz olmuştu.


    Karamsar değildim ama.

    YanıtlaSil
  10. Hayat belki değişik zamanlarda değişik yaşamlar için ağırdı. Ama sanıyorum eski zamanlarda tüm o ağır yüke rağmen insanlar hala umutluydular. Ama şimdi asıl olması gerekeni yitirmiş çocuklar;umutlarını. Belki de gelecek için sandığımızdan daha fazla endişelenmek gerekir. Ben ne zaman bu şekilde konuşan bir çocuk görsem şaşkınlığa düşmekten alamıyorum kendimi. Ve hangi zamanda nerede ve neden umutlarını yitirdiler merak ediyorum.

    YanıtlaSil