01 Şubat 2014

karaya vurmuş balıklar

Gün geçtikçe katılaştığımı farkediyorum. Katı, sert ve kırılmaya çok daha müsait. Oysa aklımı başıma devşirdiğim günden beri tek bir hedef doğrultusunda ilerlediğimi sanıyordum ki o hedef esnek, hoşgörülü ve kolay kolay öfkelenmeyen, huzur dolu biri olmaktı. Bir yerlerde yoldan sapmış olmalıyım.

Böyle durumlarda zamanı, mekanı ve insanları suçlamak kolaydır. Hatta daha da ileriye gidip Tanrı'yı bile suçlamanız olasıdır. Oysa başımıza gelenler her ne kadar bizim suçumuz olmasa da verdiğimiz tepkiler tamamen kendimizle ilgilidir. Sanıyorum bendeki sorun da tam olarak bu. 

Şu lafı severim; "ne arıyorsan o olursun" Çok insan buna sevgi arıyorum, aşk arıyorum, başarı bilmem ne diye cevaplar verir. Ama bence çoğumuz aslında ne aradığımızı bilmiyoruz. Ben samimi olarak şunu itiraf edeyim ki muhtemelen ben öfkelenecek birşeyler arıyorum. Bu kadar çok öfkenin başka bir açıklaması olabilir mi? Algım sadece aptallıkları, saçmalıkları görüyorsa başka nasıl açıklayabilirim bunu? Dünya bu kadar korkunç olamaz. İçinde mutlaka güzel birşeyler de olmalı. 

Sabah uyandığımda şunu soruyordum kendime, "Sen ne zaman bu kadar kör oldun?" Sahi ne zaman? İşte buna bir tarih vermek çok zor. Ama zamanın birinde birşeyler yüzünden, hayır birşeyler yüzünden değil kendi yaptığım birşey yüzünden, kör olmuş olmalıyım. Şimdi yeniden mi görüyorum? Yok hayır sadece bu körlükten kurtulmaya çalışıyorum. Başarır mıyım? Başarmak zorundayım zira böyle yaşayamam. İçimi bu kadar öfke ve nefretle doldurmuşken yaşayamam. 

Şöyle düşündüm, pek çok haksızlıkla yüz yüze gelmek zorunda kaldım. Bildiğim ve olması gerektiğine inandığım herşeyin tersine döndüğü bir dünyanın içinde uzun zaman nefes almaya çalıştım. Ama bunları düzeltmeye çalışmak yerine kızdım, öfkelendim ve alıp başımı gitmeyi düşündüm. Nereye gideceksem? Sanki bunların hiç olmadığı adil bir dünya mevcut. Yok öyle birşey. İş zaten bunların olmadığı bir dünyada yaşamakta değil, iş bunlar olmasına rağmen bunların hakkından gelmekte. 

Güçsüz olmayı kabul etmez benim kadar öfkeli olan biri. Aslında öfke dozu ayarlanır ve pozitif yönlendirilirse iyi birşeydir de. Lakin ben şimdiye dek bunu beceremedim. Birşeyler yapmak zorundayım. Daha önce de dediğim gibi bu şekilde yaşayamam.

Bu ülkede yaşayan pek çok insanın aynı şeyi hissettiğinden kuşkum yok. Zira olmaması gereken herşey bir şekilde normalleşiyor burada. Kabul ediliyor ve hatta esprilere malzeme oluyor. Dürüst olmak, hak aramak, adalet istemek ise kimi zaman aptallık kimi zaman da hayalperestlik olarak adlandırılıyor. Ve bizim gibiler, yani ahlak, erdem, vicdan, merhamet kelimeleri ile büyütülenler bir tür uyumsuzlar olarak yaşamlarına devam etmeye çalışıyorlar. Karaya vurmuş balık misali. 

Kendimi insanlığa örnek gösterecek denli mükemmel değilim. Demek istediğim bu değil. Sadece düzgün dürüst yaşamaya çalışan biriyim. Bu da acaip değil herhalde. Acaip mi? Değildir zira böyle çok insan tanıyorum. Karaya vurmuş bu balıklar tıpkı benim gibi öfkeliler. Onlar da kendi değerleri ile şu an varolan dünyanın uyumsuzluğundan dehşete düşmüş durumdalar. Kimi benim gibi katılaşmaya başlamış kimi ise hala hoşgörü ile hala iyi niyetle yaşayamaya devam etmekte.

Sonuç itibariyle bu kadar katı olmak istemiyorum. Daha sakin durmak istiyorum tüm olaylar karşısında. Sakin durursam daha akılcı düşünebileceğimi biliyorum çünkü. Ağzımdan çıkanı kulağım duysun istiyorum mesela. Sonradan geri alamayacağım sözler etmek istemiyorum. Zaman zaman cevap vermemenin en sağlıklı davranış biçimi olduğunu öğretmeyi istiyorum kendime. Ve vallahi deniyorum. Başarır mıyım bilmiyorum ama gerçekten deniyorum.

Resim: Salvador Dali

11 yorum:

  1. Ama hayat katılaştırıyor bizi elimizde olmadan. Katılaşınca da kırlımak daha kolay oluyor galiba ...

    YanıtlaSil
  2. Ben bu kadar katı olmak istemiyorum ama.

    YanıtlaSil
  3. Öfkeyi yönetemiyorsun, sadece esiri oluyorsun. Öfkenin bir yararı yok birşeyi düzeltemiyorsun, ne yapıyorsan yine kendine yapıyorsun. Suya benzemek lâzım, gerektiğinde dingin, gerektiğinde çağlayan ama yine de yoluna giden.Bünyeye ve yöneten beyine iyi bakmak gerek.Karma felsefesini unutma, başaracaksın:=))

    YanıtlaSil
  4. Haklısınız Bestami Beyciğim ama siz öfkelenmiyor musunuz? Bana hep hoşgörülü, sakini biriymişsiniz gibi geliyor. Eğer böyle ise bunu nasıl başardınız? Mizacınız mı bu yoksa kendinizi değiştirdiniz mi?

    YanıtlaSil
  5. Ben de annemden bilirim. Eczacıdır kendileri. Elemanlarına kızıyor, bana kızıyor, babama kızıyor, herkese her şeye kızıyor. Kızmaktan yorulduğunu ben hissediyorum o hissetmiyor. Sadece çatacak yeni bir yer arıyor. O sebeple bunu çözmenin en iyi yolunun kendini iyi tanımak ve seni iyi tanıyanların önerilerini uygulamak olduğunu düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  6. Öfkeli olmak bir süre sonra yaşam biçimi haline geliyor galiba. Ben henüz o aşamaya gelmedim şükür :) ama böyle devam edersem gideceğim nokta o olacak gibi görünüyor. Farkına vararak bunu çözmenin ilk adımını attım diye düşünüyorum. Biraz sakin ve huzurlu olmak istiyorum artık. Yoruldum gerçekten.

    YanıtlaSil
  7. Bildiğim tek şey; "Öfke ile kalkan zararla oturur" lafıdır.Zararı hep kendimize. Seçenekleri kullandım. Sinirli,içi içini yiyen,stresli,sıkıntılı,huzursuz bir hayat mı, sakin,huzurlu, dingin bir yaşam mı?Ben ikincisini seçtim. Bana sıkıntı veren herşeyi hayatımdan olabildiğince çıkardım.Sen de bu değişimi yaşayacaksan, radikal kararlar vereceksim ama sonunda işe yarayacak. Sonuçta hayat senin karar senin.

    YanıtlaSil
  8. O kararı çoktan vermiş bulunuyorum. Hatta bugün gereksiz yere iş yerimde 2 saat fazladan kalmama rağmen hiç sinirlenmedim :)

    YanıtlaSil