05 Şubat 2014

denge

Adam çayına tek bir şeker atıyor. Nasıl da zarif bir hareketle, tek bir şeker. O çayını ağır ağır karıştırırken hiçbir şeyi kararında yapamadığımı düşünüyorum. Bir zamanlar üç hatta belki dört şekerle içtiğim çayı uzun zamandır hiç şekersiz içiyorum. 

İnsanlar bu dengeyi nasıl sağlıyor ve nasıl koruyorlar merak ediyorum. Mesela sadece yemeklerden sonra sigara içenler var bildiğim. Oysa ben ne zaman sevinsem ne zaman üzülsem hatta hiçbir şey hissetmesem bile kültablalarını tepeleme dolduruyorum. Bir gün sigara ile aramız bozulursa -ki umarım bozulur- biliyorum ki bir daha elime bile almayacağım.

Bu dengesizlik durumu sevinç ve kederde de aynı. Bir sabah kederden içim katılırken bir sabah küçük bir serçe gibi neşe içinde uyanıyorum. Elbette ikisinin de sebebini bilmiyorum. Rüyalardır belki. Herşeyi dibine kadar gerçek sanan benim gibi birinin rüyalarını da gerçek sanması, her ne olduysa o anda hissettiğini günün geri kalanına da taşıması çok acaip değil.

Bir kız tanırdım eskiden. Uzun, sarı, her daim temiz ve uzun uzun fırçalanmış saçları vardı. Aman Allah'ım düzenin ve tertibin ayaklı sembolüydü. İnce uzun ve tertemiz parmaklarıyla kırmızı minik bir ajanda çıkarırdı çantasından "bir dakika not alayım ki unutmayayım" der tüm sohbeti mahvederdi. Ben dolma kalem lekesine bulanmış parmaklarımla, kafamın üzerinde terk edilmiş bir kuş yuvası gibi duran saçlarımın darmadağın buklelerini çekiştirirdim o böyle yapınca. İşte bu kız tam bir denge timsaliydi ve hayatımda gördüğüm en sıkıcı insandı. Ne zaman ne yapacağını bilirdiniz onu tanıdıktan bir hafta sonra çünkü. Fena halde boğardı sizi bir süre sonra. Şayet onun gibi bir düzen timsali değilseniz.

Ben belki de sağı solu belli olmayan, aklını bir türlü okuyamadığım insanları sevdiğim için bir türlü dengede duramıyorumdur. Denge bana çok ama çok sıkıcı geldiği için bir uçtan diğerine zıplayıp duruyorumdur ya da. Hiçbir şeyin yüzeyinden geçmeyip dibi görmeden çıkamıyorumdur o duygudan. Seviniyorsam başım bulutlara değiyordur, üzgünsem yerin dibini boyluyorumdur bu yüzden belki. Bilmiyorum.

Resim: Alex Hall

8 yorum:

  1. Her daim ne yapacağı belli olmadan yaşamak yağmur yağarken güneşin açması güneş tam ısıtmışken esen o sert rüzgarlar gibi..
    Ben bu ruh halindeyimdri bir iki keskin çizgim dılında her an oynak bir deprem zemini gibi kayabilirim..fakat çok yorucu bu haller biliyor musun sevgi aydan atlayan kedi ağır geliyor yük ediyor insana çoğu zaman..durup dinlenmek sert çizgiler çekip sakinleşesim geliyor bazen..

    YanıtlaSil
  2. Ama sanırım böyle olmak daha renkli. Yorucu olsa da... Haklısın bazen ben de o keskin çizgileri çekeyim istiyorum ama mizaç uygun değil :)

    YanıtlaSil
  3. Alışkanlıklar boynunuza halkayı geçiriyor bazen farketttirmeden

    YanıtlaSil
  4. Ne yazık ki haklısın Emili...

    YanıtlaSil
  5. Cok guzel ifade etmissin fulya doğru söyle o sarı sacli kiz ben miyim?saka saka kus yuvasi saclarimizla yaradilisimiz dağınık napalim:)tugba poyraz

    YanıtlaSil
  6. Sen değilsin kuzucuk. Sen olamazsın çünkü sen ve ben aynı mizaçtayız, saçlar bile aynı :D

    YanıtlaSil
  7. "Aranıza nifağın en büyüğü girsin, ömrünüz boyunca birbirinizin yüzünü görmeyin, parmaklarına, dudaklarına dokunuşlarını unutasın, kokusunu hissetmek bile istemeyesin, maddi ve manevi olarak senden çaldıklarını hatırladıkça, avucunun içinde sıkıp unufak edesin gelsin, o ateşlerde yansın senin eline değmesin."
    Madem ki sigarayla arayı bozacaksın, içen arkadaşlarıma söylediğimi sana da söyleyeyim dedim:=))

    YanıtlaSil
  8. Siz bir Harikasıniz Bestami Bey 'cigim :) ilk cumleyi okuyunca ne oluyoruz dedim :) sahaneydi cok tesekkurler :)

    YanıtlaSil