27 Kasım 2011

kadınlar, adamlar ve çocukları...

Buz gibi mutfakta oturuyoruz. T. cezvenin üzerine eğilmiş sanki içinde onu şaşırtacak birşeyler görecekmiş gibi fokurdayan kahveye dikkatle bakıyor. Onun herkesin doğal karşıladığı şeylere şaşıran halini seviyorum. Bunu düşünerek önümdeki gazete parçasına dönüyorum. Birşeyleri sarmak için kullanılmış kırış kırış olmuş gazeteyi elimle düzeltiyorum, okumaya başlıyorum. Üzerinde tarih yok. T. gülüyor. Bunu ne zaman yapacağımı merak etmiş. O gazeteyi düzeltip okumaya başlamasam şaşacağını söylüyor. Bana sokakta bulduğum gazete parçalarına kitap sayfalarına da aynı şeyi yapıp yapmadığımı soruyor. Yapmadığımı söylüyorum.

Bir yandan kahveyi fincanlara boşaltırken "Eee" diyor "ilginç birşeyler var mı gazetede?" "Rusya'da baby-box adlı kutular yapmışlar, istenmeyen bebekleri oraya koyuyorlarmış" diyorum. T. elinde cezveyle dönüyor, yüzünde yine o şaşkın ifade. Bu kez gözleri daha da büyümüş. "Nasıl yaaa?" diyor. Bebeği kutuya koyan kişiye 30 saniye verildiğini, eğer bebeği bırakan kişi fikrinden vazgeçerse o 30 saniye içinde bebeği geri alabileceğini, bebek kutuya bırakıldıktan bir kaç dakika sonra doğumevine sinyal gittiğini ve görevli birinin bebeği almaya geldiğini anlatıyorum. Kutunun güvenli olup olmadığını soruyor T. "Kutuda kapılar kapanır kapanmaz aydınlatma, klima falan devreye giriyormuş" diyorum. "İyi bari" diyor.

"Aslında bu, sokağa bırakılan çocukları korumak için fena bir yol değil. Ama yine insanın içi bir tuhaf oluyor ne dersin?" diyorum. T. bir süre düşünüyor. O bazı anne babaların çocuklarının elinden alınması gerektiği gibi konumuzla ilgisi olmayan bir cümle kuruyor. Duvarın sarısına dalıp gittiğine bakılırsa aklı başka bir yana kaymış. T. çalıştığı dizi setinden söz etmeye başlıyor. Dizideki bebek ve çocuklardan. Henüz bir yaşında bile olmayan bir bebeğin çok rahat ve çok gülen bir bebek olduğundan, bebeğin ağlaması gereken sahnelerde bebeği çimdiklediklerinden söz ediyor. Tepem atıyor, "bu sırada bebeğin annesi nerede?" diyorum. Nerede olacak elbette o da setteymiş. "Peki ne yapıyor bebeği çimdiklenirken?" diyorum. "Hiiiiiç" diyor. Baş parmağı ve işaret parmağını birbirine sürtüyor "para canım para" diyor.

Kimse bana kızmasın ama el kadar bebeğini dizi ve film setlerinde oradan oraya sürükleyen anneleri anlayamıyorum. Bir yandan belki paraya ihtiyaçları vardır diyorum belki çaresizdirler diyorum ama peki ya böyle değillerse? Peki dertleri sadece yaşam standartlarını yükseltmek için çocuklarını oradan oraya sürükleyip ağlasın diye çimdikletiyorlarsa? Bilemiyorum. Bildiğim tek şey bir çocuğum olsa ona asla bunu yapmam.

T. "sence bu dünyaya çocuk getirmek doğru mu?" diyor. "Bilemiyorum" diyorum. Aslında bu konuda çok düşündüm ama hala emin değilim. Gelecek bunca belirsizken bir çocuğu bile bile cehenneme atmak mı yoksa dünya belki iyi insanlarla iyi bir yer olur umuduyla bir çocuğu dünyaya getirmek ve onu en iyi şekilde yetiştirmeye çalışmak mı? T. ise kesinlikle çocuk istemediğini söylüyor. Onu yeterince koruyamayacağına inanıyormuş. Pek haksız da sayılmaz. Zira bugünkü gazetede kendi kızını taciz etmiş bir adamla ilgili bir haber okudum ki tehlike sadece dışardan değil kendi evinin içinden de gelebilir. "Bütün bunları düşünürsek insanoğlunun soyu tükenir" diyorum. "Haklısın ama" diyor "dünyaya bir çocuk getirirsem o çocuğu kendi ellerimle cehenneme atarmışım gibi geliyor." diyor. Onu ikna edecek cümleler aranıyorum ama ben kendim bile neredeyse onunla aynı fikirdeyken onu nasıl ikna edebilirim.

T. konuyu değiştiriyor, "şunu bir daha anlatsana" diyor. Kocasını kesip yahni yapan Hintli kadından söz ediyor. Nesini anlatayım diyorum. "Adam kızını taciz etmiş. Kadında adamı boğmuş sonra kesip parçalardan yahni yapmış. Yemeği yakacakmış sonra da kanalizasyona dökecekmiş." Ben ona kızamıyorum diyor T. "Evet" diyorum. "Ama o kolları bacakları nasıl kesmiş ve soğukkanlılıkla nasıl yemek yapmaya başlamış akıl alır gibi değil." T. bunu mide bulandırıcı bulduğunu söylüyor. "Elbette mide bulandırıcı ama kadının yerine koy kendini kendi evladına tacizde bulunan bir kocan olsaydı ne yapardın?" T. büyük ihtimal eline ne geçerse onunla saldıracağını söylüyor. "Ben de" diyorum. "Bu doğal bir tepki. Asıl doğal olmayan ne biliyor musun?" diyorum. "Kocaları kendi çocuklarına tecavüz ederken susan kadınlar. Çok hikaye duydum. Sen de duymuşsundur. Ve o kadınların görüp de görmemezlikten geldiği bu mide bulandırıcı hikayeleri anımsadıkça dehşete düşüyor insan. Şimdi düşününce bu Hintli kadının yaptığı mı mide bulandırıcı yoksa çocuğu kendi babası tarafından tecavüze uğrarken susan kadının yaptığı mı?"

Resim: Anna Lohse

3 yorum:

  1. Günlük gazete okumam; sevmiyorum içeriklerini, sevemiyorum nedense. Oysa eski gazete parçalarını, yırtık kağıtları büyük bir dikkatle okurum ben de. Onlarda hoşuma giden bir şeyler var. Ama nedenini tam olarak bilemiyorum. Bu dünyaya çocuk getirilir mi? Bu soruyu ben de kendime sormuştum bir kere. Fakat sonra irkildim. Bu soruda farkında olalım yahut olmayalım ciddi bir aklanma çabası, kendini temize çıkarma yaklaşımı olduğunu düşündüm çünkü. Öyle ya, bu dünyayı bu hale getiren herhangi birileriymiş de biz bunun parçası değilmişiz gibi dışarıdan, uzaktan bakan bir yaklaşım yok mu? Oysa tüm bu suçlarda, acıda, cehennemin bizzat alevinde bizim de payımız, katkımız, hiç olmadı umarsızlığımızın ve sessizliğimizin katırlarına yüklenip yollanmış harımız yok mu? O halde, çocuk getirmeyip sorumluluktan kaçabilir miyiz? Belki de en iyi ihtimalle kayıtsızlığımızın beslediği bu cehennemi ateşte hiç olmazsa kendi parçamızı, canımızın bir köşesini kavurmaktan kaçmakla daha bir bencil mi davranıyoruz, ne dersiniz?
    Sanıyorum ki, eğer sebebin parçasıysak, sonuçların da parçası olacak kadar cesur olabilmeliyiz. Dünya bunca kötülüğe rağmen yuvarlak olduğunu engizisyon önünde reddeden Galileo yüzünden değil, Dünya yuvarlaktır diyerek engizisyon tarafından yakılmayı göze alan ve sonucunda yakılan Nali’li Bruno yüzünden hala güzel bir yer. Bu dünyaya bir çocuk getirmekten ürkmeyin lütfen. Ne kadar acı olsa da sonuçlara göğüs gerebilme yeteneğimiz bizi daha insan kılacaktır inanın buna…

    YanıtlaSil
  2. Kendi üzerine düşeni herkesi tam anlamıyla yaptığını düşünsek,
    Kendimizi de içine katsak;
    Bir evlat sahibi olmanın dünyanın bütün hazlarına baskın geleceğini...
    anlardık yine.
    Evet evet anlardık.
    selamlar

    YanıtlaSil
  3. VUSLAT AKTEPE: Biz elbette parçasıyız tüm bunların. Bazıları hiç birşeye karışmadığını ve dolayısıyla masum olduğunu düşünür. Oysa bütün bu yanlış şeyler karşısında susan nasıl masum olur. bu nedenle hepimizin herşeyde payı var. Bencil davranıyor elbet, kendimizi de çocuğumuzu da ateşe atmayalım istiyoruz. Daha doğmamış bir çocuğu koruyoruz aklımızca. Ama haklısınız göğüs gerebilme yeteneğimiz bizi daha insan kılacaktır.

    ECEHAN: Doğru... Ama insan yine de çelişkiden kurtulamıyor. Ama aslında belki de dünyaya getireceğimiz o çocuk yeni ve güzel şeylerin başlangıcı olacak bunu da düşünmek lazım.

    YanıtlaSil