05 Temmuz 2011

hayat tuhaf, insanlar falan...

Televizyondaki adam Brezilya'dan bildiriyor. Brezilyalılar Türkçe öğreniyorlarmış. Brezilyalılardan biri ile sohbet ediyor. Brezilyalı daha kursun ilk seviyelerinde olmalı ki tıkanıp kalıyor bir süre sonra. Soruları ingilizce yanıtlamaya başlıyor. Adamımız "peki" diyor "Türkiye'ye gitmek ister misiniz?" Brezilyalı'mız ingilizce cevaplıyor soruyu  ve adamımız şöyle çeviriyor: "Elbette Türkiye'ye gitmek ve Türkleri doğal ortamlarında görmek isterim." Ben ağzı açık bakakalıyorum. Ne demek yahu doğal ortamlarında görmek. Benim bildiğim bu laf belli bir bölgede yaşayan ve hayvanat bahçesine hapsedilmiş hayvanlardan söz ederken kullanılır. Hayır hayır "vay ulan Allah'ın Brezilyalısı bizi aşağıladı, gidip Brezilya'lılar gösterelim günlerini" manyaklığında değilim. Sadece Türkçe'nin öğretilmesinden göğsü kabaran sunucumuzun dili bu şekilde kullanması acaip geldi. Hayat sahiden tuhaf; Brezilyalılar ve dilinin öğretilmesinden koltukları kabarıp kendi dilini yanlış kullanan sunucular falan...

Sabah taksi dolmuşa bindim. Sürücünün yanında yeni yetme bir tip oturuyordu. Sürücü ona sürekli başının ağrıdığından, başı ağrıyınca da midesinin bulandığından falan söz ediyordu. Doktor başı ile ilgili hiç yorum yapmamış midesini tedavi etmeye çalışıyormuş. Yeni yetme doktoru değiştirmesi tavsiyesinde bulundu. Ona göre bazı doktorlar hastanın söylediklerinin yarısını dinlemedikleri için böyle şeyler yapabiliyorlarmış. İnsan gözlerine bakan bir doktor bulmalıymış ki doktorun hastalığını tam olarak anladığından emin olmalıymış. Sürücü bir kaç ağrıkesici adı saydı sonra, bunların çerez gibi olduğunu söyledi. Ama bir tanesi varmış ki o tak diye kesiyormuş ağrıyı. Günde bir kaç kez alıyormuş. Yeni yetme sürücünün lafının bitmesini bekleyip "abi" diye başladı yine "benim sana tavsiyem ağrıkesicilere o kadar meyletme. Bakarsın yarın bir gün vücudun ağrıkesiciye cevap vermez olur." Aferin dedim çocuğa içimden. Ben de aynı fikirdeydim. Dershane öğrencisine benzer bir görünüşü vardı "inşallah tıp seçersin delikanlı" diye düşündüm. O sırada taksi dolmuş durdu çocuk bir kuaförün önünde indi. Sürücü "kolay gelsin, tüm gün saç, baş, kadınlar" deyip göz kırptı. Araba kalkarken çocuğun kuaföre girdiğini gördüm. "Bu da olur" diye geçti içimden, en azından birinin saçını fönlerken aklı başında tavsiyeler verir de hem kadınların canı sıkılmaz hem de herşey hakkında bir fikri olduğunu sandığım şu çocuktan birşeyler öğrenirler. Hayat ciddi ciddi tuhaf; yanlış meslek seçip ziyan olanlar falan...

"Bu kot bana olur" dedim kıza. Diretti; "o size büyük olur" diye. "Yok yok" dedim "göründüğümden daha şişkoyum ben." Bana tuhaf tuhaf baktı. Orada biraz daha dursam büyük ihtimal "bu kot sana olursa ben de kolumu keserim" diyecek diye korktum hemen kabine girdim. Kot oldu. Kız geldi pantolonun belini çekiştirmeye başladı "bakın beli bol" dedi. Tamam kabul ediyorum boldu. Ama ben Pollyannaların son temsilcisi olarak "eh daha iyi ya çok yemek yediğimde rahat ederim" Kız diretti: "Hanımefendi bakın isterseniz beli daraltalım" Ben altta kalır mıyım aslanlar gibi direndim: "Yok yok böyle iyi merak etmeyin üzerimden düşmez." "Kemer konusunda ne düşünüyorsunuz peki?" dedi dediğim dedik çaldığım düdük felsefesinde olan kızımız. O kemerler içerisinde olamayacak bir rengi tarif ettim: "Şöyle kahverengiye çalan ama sarı da olmayan bir kemer var mı?" "Açık kahve mi?" dedi. "Yok hayır tarifi imkansız güzellikte bir renkten söz ediyorum" diyecektim sustum. Çünkü kız muhtemelen ben bu cümleyi söyler söylemez kaptığı ilk kemerle beni eşek sudan gelene kadar döverdi. Gittim bir kemer buldum. Güzeldi de. Ben kemeri takınca "işte şimdi oldu" dedi. Benden genç ve hırslıydı, direncimi kırdı. "Tamam" dedim. Kızın yüzünde kazanmanın sevinci benim yüzümde usanmanın resmi kasaya gittik. Ben paketimi alıp çıktım kız da muhtemelen arkamdan yendiği rakibinin sahayı terkedişine bakan bir sumo güreşçisi gibi baktı. Hayat vallahi de billahi de tuhaf, pantolonlar, kemerler, inatçı satıcılar, benim gibi can sıkıntısından muzdarip olup pantolon alma niyetiyle girdiği mağazada satıcı kızla mücadeleye giren insanlar falan...

Fotoğraf: Life

6 yorum:

  1. Hahahhaaaa. Esnaf ile didişen sonra da bunu kafasında yorumlayan başka kimse yoktur sanıyordum benden başka, varmış:=))

    YanıtlaSil
  2. Sayımız hiç de az değil Sevgili Bestami Bey :)))))

    YanıtlaSil
  3. Güzel bu;)Aklıma ne geldi; ablam hamileyken bir mağazaya girmiş, kıyafetlere bakıyormuş öyle geze geze. Tezgâhtar kadın (satıcı, satış görevlisi, her neyse işte), kesin erkek, göbeği sivri, demiş yanındaki, sohbet ettiği başka bir müşteriye. Ablam dönmüş, yok ultrasona girdim, kız olacak diye cevap vermiş. Yok yok, demiş kadın, ısrarla erkek, demiş! Hah ha, sanırsın o hamile;p (evet, burada başka bir şey denir, biliyorum;)) Sonra eklemiş bir de; doğumdan sonra görürsünüz, bana gelip söylersiniz! Çok eminmiş kısaca, ama Lily oldu işte;)
    Oluyor böyle durumlar, komik.

    Sevgiler çok.

    YanıtlaSil
  4. İnsanları iyi analiz ediyorsun yazın çok keyifli:)

    YanıtlaSil
  5. Kediiiiiicim harikasın :))

    YanıtlaSil