17 Temmuz 2011

Gitmek...

Her yıl tatile gitmeden önce, yeni kararlar alır ve tatil dönüşü bu kararları uygulamaya koyacağıma dair kendime söz verirdim. Bu yıl öyle yapmadım. "Sadece git" dedim kendi kendime. "Mutluluk hesapları yapmadan git."

Ve gittim de. Deniz, güneş, kum, akşam yemekleri, şarkılar türkülerle dolu uzun geceler, arkadaşlar, uzun sohbetlerden başka hiçbir şeyin hayatıma girmesine izin vermeden geçirilen uzun bir haftaydı. Keyifliydi elbette. Ama sonrası çok garip. Çünkü kafamın içi bomboş. Bu iyi mi kötü mü onu bilmiyorum ama boşlukta duruyor olmanın sıkıntısı var içimde.

Boşluk kimine göre iyidir. İnsan içindeki iyi kötü ne varsa siler atar. Yeniden başlamanın tek yoludur bu neredeyse. Ama boşluk aynı zamanda korkutucudur da. Çünkü bildiğin ve otomatik olarak yaptığın herşeyden vazgeçecek kadar yürekli misindir bilmezsin. Kimse gözünü karartıp atlayamaz bu yüzden boşluğa. Herkes biraz korkar. Hayır, herkes çok ama çok korkar.

Biz insanların herşeyin sonunu bilmek istemek gibi saçma bir eğilimimiz var. Herşeyin sonunu kestirirsek eğer, böylece yolu yürürüp yürümeyeceğimize karar verebilir daha rahat bir hayatın güvenli kollarında yaşayıp gidebiliriz. Bu yüzden de kimse ucu görünmeyen bir yola girmek istemez. Haksız da değiller belki. Ama birşeyi göz ardı etmemek lazım, yolun sonu değişebilir. Sen bakarken günlük güneşlik olan hava birden kara tipiye dönüşebilir. Bu yüzden ne yollar ne de hayat kestirilebilir birşey değildir.

Ben galiba tatile çıkarken sadece bu cümleyi almışım yanıma: "çünkü hayat kestirilebilir birşey değildir." İyi mi yaptım kötü mü bilmiyorum ve bu bilmeme duygusundan da içten içe hoşlanıyorum galiba. Çünkü iyi bir hayat için planlar yapıp durmaktan, bu planların yanlış hesaplar, hayatın kestirilemez olması gibi nedenler yüzünden alt üst olmasından, bütün bu saçmalıklardan fena halde yoruldum. Ben artık yolları, ucunu bucağını görmeye çalışarak yürümek istemiyorum. Burada böylece durmuş ne yapacağımı henüz bilmezken ve ne istediğim konusunda en ufak bir fikre bile sahip değilken, sadece durmanın nasıl bir duygu olduğunu anlamaya çalışırken ve daha da fenası ne hissettiğimi bile bilmezken balkonda saatlerce oturan o adamı düşünüyorum. Hiç kıpırdamadan, bir bardak su bile almadan oturan o adamı... Onu seyretmeye dalmışken farkettiğim öylece durma halinin insanın omuzlarındaki yükü bir anlığına da olsa almasını bir de... Zaman zaman ve belki çoğu zaman buna ihtiyacımız var. Durmaya ve beklemeye... Çünkü akıl her zaman insanın dostu değil. Hatta akıl çok konuşan konuştukça insanı canından bezdiren birşey çoğu zaman. O nedenle bazen ona "kapa çeneni" demek gerekiyor. Ben de tatilde bunu yaptım. Aklıma "kapa çeneni" dedim ve öylece durdum. Bundan sonra ne mi olacak? İşte bunu gerçekten bilmiyorum. Tek bildiğim eskisiden çok daha iyi olacağım...

Resim: William Heytman

5 yorum:

  1. bu yazıyı çok "sevdim."

    YanıtlaSil
  2. "Aklımıza kapa çeneni demek" ; sanırım buna hepimizin zaman zaman ihtiyacı var. Hoş geldin kedicim :))

    YanıtlaSil
  3. bu sabah balkonda saatlerce hiç kıpırdamadan, hatta hiç düşünmeden, gözüme karşıdaki bir ağacı kestirmiş öylece oturdum.

    YanıtlaSil
  4. çünkü hayat kestirilebilir birşey değildir."

    Ne kadar doğru bir cümle. Her şey biz insanlar içim bu dünyada, iyi veya kötü, beklenilir ya da şaşırtıcı, sevgi dolu veye kötülük dolu.
    An'ı yaşamak en iyisi değil mi yazdığınız gibi?

    YanıtlaSil
  5. çok güzel bir yazı.. akıl susunca hayat daha güzel oluyor galiba..hep tatil olsun diyesim geliyor,biraz durup düşünmemek bile insana kendini yeniden hatırlatıyor çünkü.

    YanıtlaSil