12 Mayıs 2010

Çocuklar yine çocuklar...

Hayat garip. Gerçekten öyle. Önce seni fena halde öfkelendiriyor, umudunu kırıyor, sonra sana birşey yolluyor ve "bak bunlar da var." diyor. Daha önce çocuklardan şurada söz etmiştim. O çocuklar ve daha önce başka çocuklarla olan olaylar üzerinden bazı sonuçlara varmış, o sonuçlara bir kesinlik yüklememekle birlikte yine de kendimi geleceğe dair umutsuzluğa kapılmaktan alıkoyamamıştım.

İnsan ne garip. Bir örnekten yola çıkıp umutsuzluğa kapılırken başka bir örnekle rastlaşıp yeniden henüz tam küllenmemiş umudundan kocaman bir ateş yakabiliyor. İşte geçen gün öğleden sonra gelen üç çocuk da bana yeniden umut verdiler. Kibarca iş arkadaşımı sordular, onlara beklemelerini, kısa bir süre sonra burada olacağını söyledim. Yer gösterdim, oturdular. Kendi aralarında kimseyi rahatsız etmeyecek bir sesle sohbet etmeye başladılar. Ben birşeyler okudum onlar sohbet ederken. Daha sonra dolaptan birşey almak üzere ayağa kalktığımda çocuklardan biri: "Abla, buradaki dergileri okumamızda sakınca var mı?" dedi. Tabi ki yoktu. "İstediğiniz gibi bakabilirsiniz." dedim gülümseyerek. Her biri birer dergi aldı, kendi hallerinde okumaya başladılar. Daha sonra içlerinden bir başkası: "Abla ben de birşey sorabilir miyim?" dedi. Gülümsedim "elbette" dedim. Nerede okuduğumu, burada çalışmak için ne yapmak gerektiği gibi, kendi geleceklerini biçimlendirmek istediklerinin işareti olan sordular. Bir sandalye çekip yanlarına oturdum. Sohbet etmeye başladık. Biri şiir yazıyormuş, diğeri ise yazar olmak istiyormuş. Okudukları kitaplardan söz ettiler. Okumayı ne kadar çok sevdiklerinden, evlerindeki tüm kitapları okuduklarından, günlük tuttuklarından, evde kitap kalmadığı için kütüphaneye gittiklerinden ve daha pek çok şeyden söz ettiler. Onlara birkaç dergi ve kitap verdim. Sevinçle kabul ettiler. Bir tanesi "abla tüm kitaplarını aldık, sana biraz fazla yük olduk sanki" dedi. Güldüm. Yeter ki okusunlardı, gerisi önemli değildi.

Çocuklara geçen günkü olaydan söz ettim. Onlarla aynı yaşta çocukların geldiğinden ve davranışlarına çok şaşırdığımdan, çok üzüldüğümden söz ettim ayrıntıya girmeden ve diğer çocukları küçümsemeden. Ve çocuklara teşekkür ettim bana yeniden umut verdikleri için. Yanakları kızardı üçünün de. Övüldüğü zaman yanakları kızaran çocuklar olduğunu bilmek ne güzel diye düşündüm.  Ve çocuklar da öyle...

Resim: Quint Buchholz

5 yorum:

  1. Mayıs sıkıntısı yazından sonra (ve beni çok çaresiz hissettirmiştin hain kedi) yüzünün yazarken güldüğünü düşündüğüm bir yazını okumak çok güzel, sana da onlara da teşekkürlerimle ve sevgiyle elbet...

    YanıtlaSil
  2. Yazı içimi ferahlattı tıpkı senin gibi. Neyse ki böyleleri de var umudu sürdüren.
    Ama asıl resme bayıldım. Ayı yakalayıp kitabımın arasına ayraç yapasım geldi benim de. Ayraç koleksiyonum var, en güzel parçası olurdu herhalde:))
    Sevgiler...
    Not: Sizin oralar da sıcak mı? Antalya yanıyor:((

    YanıtlaSil
  3. sevgili kedi,
    diğer yazını okuduğumda da çocukların annesi dikkatimi çekmişti.Şimdiki çocukların ailesi hakkında birşey yazmamışsın ama geçenlerde Doğa'nın öğretmenlerine Doğa'nın kimseyi kırmamak adına kendisine zarar verdiğini başkalarını üzmek yerine kendisi üzülmeyi tercih ettiğini ve bir anne olarak bazen bu durumun içimi acıttığını söylemiştim.Bana siz nasılsınızdır dedi.Düşündüm galiba bende öyleydim ve bana dediki elma ağacından armut olmasını beklemeyin çocuklar görerek öğrenir siz ne derseniz deyin o sizden gördüğünü yapacaktır.Aslında çocuk yetiştirirken hepimiz küçük birer kopyamızı oluşturuyoruz(farklılıklar elbette olacaktır ama genel olarak)
    bu yüzden çocuklardan önce büyüklere bakmalıyız biz diye düşünüyorum.
    Ama bu yazın gerçekten benimde içimi açtı.Dediğin gibi övüldüğü zaten yüzü kızaran çocuk sayısı malesef giderek azalıyor sevgiler

    YanıtlaSil
  4. harika bir iş yapmışsın,
    çocuklara kitap vermekten daha güzel ne var?
    üstelik kitap dışında onlara zamanını vermişsin, onları dinlemişsin, anlamışsın...
    başımıza ne geliyorsa hep okumamaktan sorgulamamaktan imkansızlıklardan geliyor ya,
    bravo sana.

    YanıtlaSil
  5. SIRADAN BİR SAZAN: Ben gel-git yaşarım bazen böyle, sakın üzülme. İçimde birikir sonra silkinip atarım tüm sıkıntılarımı. Tıpkı hayat gibiyiz bazen öyle bazen böyle :)

    LEYLAK DALI: Resme ben de bayıldım. Kitap ayraçlarını çok severim. Çok sevdiğim bir arkadaşım kendi elleriyle yapmıştı bana bir kaç tane. Çok kıymetlidir benim için onlar. Sanırım okumayı sevenlerin çoğunda var bu kitap ayracı merakı ne dersin :)
    burası bugün çok serin. hatta hırka bile giydim inanır mısın?

    TABİAT ANA: Kesinlikle katılıyorum. Çocuk anne baba ne yapıyorsa aynını yaparak öğreniyor. Geçen gün biri çocuklar söylediklerinizi değil yaptıklarınızı kaydederler dedi. çok haklı. onlara akıl verirken kendimize dikkat etmiyoruz belki de bu yüzdendir tüm bu olanlar.

    FUL YAPRAKLARI: Aslında onlara kitap vermemenin bir başka sebebi daha var; ben çocukken tıpkı benim şimdi onlara yaptığım gibi benimle konuşan, bana kitaplar veren bir abla vardı. Beni çok etkilemişti. Okumaya teşvik etmişti. İnsanlar hatta bazen yabancı insanlar hayatlarımızda bazen çok önemli olabilirler. Ben de bu üç çocuk için buna benzer birşey yapmak istedim. Belki onlar da benim yaşıma geldiklerinde beni anımsar aynısını başka çocuklara yaparlar. Bu bir zincir olur belki. Fena mı olur?

    YanıtlaSil