30 Nisan 2010

Nereye gidiyorsun, nereye gidiyoruz, gidiyor muyuz?

Öyle öfkelendim ki kimse bu öfkenin nedenini anlamadı. Ben de anlatmadım. Ama size anlatacağım. Başlangıç olarak tek bir şeyi belirtmek isterim, eğer biri çok basit gibi görünen bir sebeple çığrından çıkacak kadar öfkelenmişse, onun delirmiş olduğunu düşünmeden önce, altında sebepler olup olmadığına bakın. Çünkü öfke hemen hemen her zaman birikmiş bir şeylerin sonucudur. Tıpkı çöp yığınında gün be gün sıkışan gazın bir gün patlamasına benzer.

Olay dışardan bakıldığında çok basit gülünüp geçilecek bir olaydı. Ama dediğim gibi dışardan bakıldığında böyleydi. Ofisin sakin günlerinden biriydi. Birden odaya 6 ya da 7 çocuk ve bir anne girdi. İş arkadaşımdan birşeyler istiyorlardı ve şansızlık eseri iş arkadaşım o gün izin günündeydi. Çocuk dediğime aldırmayın. Yaşları 14 ve 15 arasında değişen genç kızlık ve çocukluk arasında gidip gelen insanlardan söz ediyorum. Daha dertlerini anlamadan benim masamı, iş arkadaşımın masasını büyük bir açgözlülükle karıştırmaya başladılar. Bir yandan hep bir ağızdan, ki buna anne de dahil, konuşuyorlar bir yandan da masada dergi, evrak, dosya ne buldularsa hepsini karıştırıp ortalığı birbirine katıyorlardı. Saldırıya uğramış gibi hissettim. Dediklerini anladıktan sonra onlara yardım edemeyeceğimi, yarın gelmelerini, iş arkadaşımın yarın burada olacağını anlatmaya çalıştım ama kimse beni dinlemedi. Alacakları şeye odaklanmış ayak diriyorlar bir yandan da odayı alt üst etmeye devam ediyorlardı. İnsanlara hele de tanımadığım insanlar sert davranmak normal davranışım değildir ama başka yol kalmayınca ses tonumu biraz sertleştirdim çünkü 20 dakika boyunca yumuşak sözlerim hiç işe yaramadı. En sonunda onları yarın gelmeye ikna ettim.Fakat çok tuhaftır ki giderlerken her birinin masanın üzerinde olan birşeyleri aldıklarını gördüm. Arkalarından "ne yapıyorsunuz?" diye koştum. İş yerimize ait olan bu şeyleri vermem mümkün değildi zaten onlar da izin alma gereği duymamışlardı. Hiç utanma belirtisi göstermedikleri gibi bir de gözlerime baka baka benim onları almaları konusunda izin verdiğim gibi bir yalanı söylediler. Bütün bunlar olurken yetişkin diye tanımlanabilecek fakat asla yetişkin olmayan annenin en ufak bir müdahalesi olmadı.

Onlar gittikten sonra öfkeden deliye döndüm. Neden öfkeli olduğumu soranlara bu olayı anlattım fakat insanlar sonuca odaklandıkları için olayın kötü bir sonla bitmemesi nedeniyle sinirlenmemem gerektiğini söylediler. Onlara bu çocukların davranışını anaokulu ya da ilkokul çocuğu yapsa idi ve anneleri onların hareketlerine müdahale etseydi sinirlenmeyeceğimi söyledim. Omuz silktiler.

Öfkemi yenmek için bahçeye çıktım. H. geldi. "Kızmakta haklısın ama bu kadar öfke neden?" diye sordu. "Bak" dedim "ben her sabah uyandığımda evin önündeki ağaçları talan eden çocuklarla karşılaşıyorum. Güllere, çiçeklere, herşeye zarar veren çocuklar bunlar. Bir portakal almaktan ya da bir gül koparmaktan söz etmiyorum. Talan diyorum dikkat et. Ceplerinde bu iş için özel olarak hazırladıkları bıçaklarla gelen ağaçtaki tüm portakalları koparan, tüm gülleri tomurcuk olanlar dahil kesen ve hırslarını alamayıp dalları kırıp giden çocuklardan söz ediyorum. Sorun portakal ve güller değil anlıyor musun? Sorun bu çocukların nasıl yetiştikleri. Hırsız olmanın normal kabul edilmesi. Ne koparsam kardır mantığının yürürlükte olması. Bu çocukların "ne yapıyorsunuz, yapmayın" diyen anneannemle uzaktan dalga geçmeleri, ona taş atmaları. İşte sorun bunlar. Bana söyler misin bu çocuklarla mı gelecek hayal edeceğiz? Söyler misin sen çocukluğunda yaptın mı böyle şeyler? Ya da senin sekiz yaşındaki kızın neden masamdan bir kalem alırken benden izin istiyor? Neden ona masamdan istediği herşeyi alabileceğini, sormasına gerek olmadığını söylediğim halde hala ısrarla izin istiyor? Bana söyle çocukken kaç arkadaşın vardı cebinde bıçak taşıyan? O bıçakla başkasının bahçesine, ağaçlarına zarar veren? Çocukken erik çalmıştır çok çocuk. Ya da elma. Ama canı çekmiştir koparmıştır. Ama bu söz ettiğim öyle birşey değil ben yağmalamaktan söz ediyorum."

Umutsuzluğa düşme dedi H. Sanki mümkünmüş gibi sanki tüm anlattıklarımdan sonra kendisi umutsuzluğa düşmemiş gibi. Tam sustuğumuz anda hemen yan tarafta sigara içen bir kadın geldi. "Özgüven" dedi. "Çocuklara bu zamanda sadece özgüven veriyoruz, ama ahlak, değerler herşey eskide kaldı." Ona inanmak istemiyorum. Haklı olmasından korkuyorum. Birey olmak diye empoze edilip duran bu şeyin bizim sadece kendisini düşünen korkunç varlıklar olması anlamına gelmesinden korkuyorum. Böylesi "modern" bir çağın böylesi yıkılmış değerlerin üzerinde yükselmiş olmasından da öyle... Peki ama modernleşirken asıl olan şeyleri kaybediyorsak eğer, herşeyimizi yitiriyorsak bütün bunların bir anlamı var mı? Dahası geleceği sırtlarına alacak bu çocukların o geleceği taşıyabilecek sağlam omurgaları olacak mı? Bilemiyorum.

Resim: Raphael

15 yorum:

  1. Ah Kedicim, nasıl da yarama parmak basmışsın. Aynı konudan nasıl dertliyim bilemezsin. İlgisiz anneler, sorumsuz çocuklar, zarar veren, yokeden hem de hırsla yokeden çocuklar. Bunlar yetişkin olunca ne olacak? Ben de umut falan kalmadı, zaten son yıllarda okuttuğum öğrenciler bütün ümitlerimi silmişti bir de bu çocuklar. Sana yerden göğe hak veriyor ve yazdıklarının hepsine katılıyorum:((

    YanıtlaSil
  2. modern ve çağdaş dünya için adem evladı elinden geleni yaptı, belki tek dileği rahat bir yaşamdı. insan hakları, hayvan hakları, doğa için savaş... modern dünyanın içinde tüm bu hakları simgesel olarak kullandı. aslında modern ve çağdaş dünya tüm değerleri yerle bir etti. rahat yaşam uğruna tüm değerlerimiz yok olmaya başladı. yinede herkes aynı değil diyorum kendime. bir umut olabilir her şeye rağmen...

    YanıtlaSil
  3. Anlattığınız ortam artık öyle yaygınlaştı ki...Sırf siz tepki gösterdiniz diye bütün suçun size yüklenmesi de( herkes tarafından) bu da tuzu biberi işte.Benim anladığım herkes bu durumun tuhaflığının farkında ama kolayı seçip rahat davranıyorlar.Sonunda kötü kendilerinin olcağını bildiklerinden görmemeye alışmışlar.Bir de bencillik sanırım ,kimse elini b..klu değneğe sürmeye yanaşmıyor.Çocukları bayram sırasında sıraya dizerken azıcık öteye yavrum sözüne bile bacak kadar çocuktan "salak" bayrak direğine başkasını çekmesi için görevlendirdiğinizde de "köpek" sözünü ve arkadaşı ittiği için o harfi ile başlayan küfürü duyduktan sonra 14-15 yaşındaki çocuğun saygısızlığını hayal bile edemiyorum.Azıcık höt desen çocuğun dengesini bozdun diye sözler akıtanlar iş toplumun dengesine gelince elini taşın altına koymuyor işte...Ne yapacağız o zaman dersen,aklını kullanıp kendini ortaya koymadan bedelini ödemesini sağlayacaksın...Öfkelenmeden,akıllıca.Taktik savaşı gibi tıpkı.Kızmak ,öfkelenmek ise hiçbir şeyi değiştirmediği gibi ne çocuğa ne de kendine faydası var.En büyük zararı kızana veriyor öfke.Çocuğun umrunda bile değil artık.Nerden açık görürse oradan ilerleme durumunda çünkü.

    YanıtlaSil
  4. Ne kadarda guzel yazmissin, ayni seyleri ben turkiye'ye geldigimde hep hissediyorum, bir cocugu zarar verici bir sey yaparken gordugumde guzelce uyardigimda karsiliginda kufurle karsilasmak beni sokk ediyor, bence bizdeki analar cocuk yetistirmeyi hic bilmiyor, devamli simartilan, egitilmeyen, basi bos cocuklar, oz guveninin yaninda bir seyler daha vermek gerektigini dusunmuyorlar, kendide eksik oldugu icindir belki..
    Acikca ben kardeslerimden birseyler isterken bile soruyorum, bu cocuklarin yuzsuzlugu, terbiyesizligi ile gelecek nasil olacak cok merak ediyorum..
    Birde malesef ki bunlar bizim gelecegimiz..:(
    Ve hicde basit bir olayda degil, anlamayan kisilerde cevresini onemsemedigi icindir, acikca ben deli oldum okurken..

    YanıtlaSil
  5. Bu nasıl bir davranış? Şimarıklık mı? Cesaret mi? yoksa arsızlık ve ahmaklığın en iğrenç karışımı mı? bence en sonuncusu. Eğitimle oluşan bir durum mu bu? Bakıyorum etrafımda ev sahibinden izin almadan evin mutfağına dalıp buzdolabını açıp, içini karıştıran, işine geleni alıp, sağa sola döke saça yiyen çocuklar var...anneleri tepkisiz ben şaşkın. Benim çocuklarım asla böyle şeyler yapmadılar, yapmazlar, onlar da görünce çok şaşırıyorlar, bu çocuklar ilerde bu tipleri mi oluşturuyor...yazık.
    yoksa, acaba ben çocuklarımı yarı açık bir hapisanede mi yetiştirdim, diyorum bazen de?

    YanıtlaSil
  6. ne kadar haklısın korkmakta.
    kendilerini uyaran anneannene taş atabilen çocuklar !!!!!

    YanıtlaSil
  7. İşin kötüsü,terbiyeli ve saygılı yetiştirilen çocuklar,böylelerinin yanında ezilip,aciz kalabiliyorlar:(
    Yetişkinler farklı mı ? Kimse haksız olduğunu kabul etmiyor,kimse hatalı olduğunda utanıp susmuyor,hakikaten nereye gidiyoruz?
    Bir de patavatsızlığın-küstahlığın adına dobralık hatta daha hatalı anlatımla "dobracılık" diyorlar ya,o da ayrı bir post konusu olabilir belki:) - Sibel

    YanıtlaSil
  8. Bu durumun anahtar kelimesi "saygı" kedicim, sen çocuğuna öğretmezsen o yaşa kadar saygıyı, gelir masanı da talan eder, ağacı, da çiçeği de diyorum ben de.

    YanıtlaSil
  9. sevgili Sibel sana ne kadar çok katılıyorum bilemezsin. evet doğru olanların bunların arasında ezilmesi belki en acı olanı.

    YanıtlaSil
  10. Sevgili kedi, inan yazdıklarına hiç katılamadım Azizem, hele kendi çocukluğumuzla ya da kendi arkadaşlarımızın çocuklarıyla kıyaslama kısmında tamamen farklı düşündüm. Çünkü bu kıyaslamayı yapabilmemiz için her koşulumuzda eşit yaşamamız gerekir. Aynı mahalle baskısını yaşamalıyız mesela, annemiz, aynı "eş" tarafından adeta "yönetilmeli", aynı okullara gidememeliyiz, aynı arkadaşlarımız aynı oyuncaklarıyla oynarken, biz onlara aynı şekilde bakıp gıpta etmeliyiz. Aynı eziklikleri yaşamalıyız, aynı şekilde parasızlıktan ne yapacağımızı bilemeyecek hale gelmeliyiz. Aynıı şekilde soframızda et, mutfağımızda süt olması bizim için büyük değişiklik teşkil etmeli, aynı şekilde bir "aile" içinde büyümeli ve ardından aynı şekilde çocuk yetiştirip yetiştirmeyeceğimizi görmeliyiz. Aynı kişiyle evlenmeli ve eve para getirmesini aynı şekilde beklemeliyiz. Tüm bunlardan da fazla aynılıkları yapmadıktan sonra hangi tür bir kıyaslamadan bahsedebiliriz ki?
    Eğer bugün bir çocuk, vızır vızır insanların geçtiği bir üniversitenin önünden, elinde testereyle gelip bir bisikleti kameralara baka baka çalıyorsa, bu çocuğun ve annenin değil sadece tüm hepimizin suçu. Bunu kabullenerek işe başlamalıyız bence.

    YanıtlaSil
  11. Doğru mu okudum diye geri dönüp, çocukların yaşlarını tekrar okudum. İnanamadım. İşyerine kadar taşan cesarete inanamadım. O anneye inanamadım. Ya da inanmak istemiyorum. Sigara içen kadın çok doğru söylemiş. Tek verilen gereksiz, şişirilmiş,içi boş özgüven. Sadece bununla yaşıyor bu çocuklar. Kıçındaki pantolonun markası özgüven veriyor ona. Beynindeki ve kalbindeki doluluk verse böyle olmaz.
    Çok üzülüyorum çok...

    YanıtlaSil
  12. tanımadığınız bir blog sizi mimledi desem.http://kekvekahve.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  13. LEYLAK DALI: Ben umutsuz olmak istemiyorum. Ama umudu da bir türlü muhafaza edemiyorum gördükçe olup biteni. İnan bana günlerdir kafa pataltıyorum neden böyle olduğuna ve neler yapabileceğime dair.

    KALDIRIM ÇOCUKLARI: Biz seçim yaptık, rahatlık ve değerleri elimizde tutmak arasında. Ve sonuç ortada. Şimdi herkes kendisi için yaşıyor ve sanıyorum artık kimsenin umurunda değil kimin ne olacağı ve dahası gelecekte neler olacağı. Kitlesel bir umutsuzluk hastalığı bu. Belki de bu yüzden ipin ucunu bırakmışızdır.

    ADSIZ:Bu ülkede (bilemiyorum başka ülkelerde de böyle mi) eğitimin dengesi asla tutturulamadı. Bir zaman öğrencilerde özgüven bırakmayan öğretmenler pısırık adamlar kadınlar yetiştirdiler. Şimdi ise çocuğun hakkını savunmakla onun disipline edilmesini birbirine karıştıran ana babalar var. Bir yerde büyük bir yanlış yapılıyor ama bu yanlışta kimin ne kadar payı var bilinmiyor. Daha da kötüsü çözülür mü nasıl çözülür bu bile meçhul.

    MERAİL: Anne babaların çocuk yetiştirmeyi bilmedikleri konusunda hemfikirim. Çocuk yapmayı marifet sanan ama asla kendini yetiştirmemiş insanların sayısının bunca çok olduğunu düşünürsek aslında şaşmamalı bu duruma.

    GUGUK KUŞU: Arsızlık ve ahmaklığın en iğrenç karışımı... Çocukları bir yerde hoşgörelim ama ben kendisine yetişkin diyen ana babayı hoşgöremiyorum. Bu beni deli ediyor. Doğurmak ve nefes almasını sağlamak yetmiyor ne yazık ki. Onu bu dünyaya getirmişsen adam gibi adam olmasını sağlayacak eğitimi de vereceksin. Ama önce ana baba adam olmalı değil mi? İşte ana baba adam değilse sonuç bu oluyor.

    NALAN: Çocukların terbiyesizliğini geçtim de o kadar yaşlı bir kadına atılan taşla onun yaralanacağını, bir yerinin kırılabileceğini hatta belki kafasına denk gelirse ölebileceğini bile düşünemeyen eğer düşünüyorsa vicdanını bir yerlerde unutmuş çocuklar bunlar. bu beni dehşete düşürüyor.

    SİBEL: Bu toplumun çok belirgin bir özelliği bu; kavramları birbirine karıştırmak. Densizlik ve terbiyesizliğe dobralık, patavatsızlığa açık yüreklilik ve saflık diyen kocaman adamlar ve kadınlardan oluşan bir toplum bu.

    ÖZLEM: Kesinlikle. hem saygı hem de sınırlarını öğreteceksin çocuğuna. o da aklını başına toplayacak.

    ADSIZ: Bu doğru tüm koşulların eşit olması gerekir fakat buradaki sorun şu, eğer koşullar değişmişse bizim şu anki eğitim biçimimizin de bu koşullara uyabilmesi gerekir değil mi? Çünkü temel insani şeyler var. Ki onlar olmadan hiç anlamı yok bütün bunların. Anne babaya yüklemiyorum tüm suçu zaten. Ama şunu inkar edemeyiz ki aile çok önemli bir faktör. Bütün bu olup biten de tek faktörden söz edilemez. İçinde yaşadığımız çağ öyle bir çağ ki ve öyle çok şey doluyor ki gözlerimize kulaklarımıza gün geçtikçe herşey kontrolden çıkıyor. ama bunu durdurmanın bir yolu olmalı.

    SESİBER: Belki de bu çocuklar kaybolmuşlardır. Tüm bu dünyanın karmaşasında bulanmıştır ruhları ve beyinleri. Bilemiyorum gerçekten anlayamıyorum. Sokaktaki çocukların sohbet ederken tüm cümlelerinin sonuna ağıza alınmayacak küfürler iliştirdiklerini görüyorum. Kimse bunu yadırgamıyor. Normal kelimeler gibi dökülüyor dillerinden. Çok acaip...

    SERPİL: Seve seve :) Çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  14. Evet ama, gelişimizde çok önemli faktörler olduğunu söylediğin o aile kurumını ortaya atıp, ona yön veren bu toplum. Ve aileyi geliştiren, ve aile çocuklarına örnek olan.
    Esasında kendimden örnek vermem gerekirse, okumamış bir anne babanın, kitaplarla kendince haşır neşir olan tek evladıyım, diğer kardeşlerden farklı olarak. Okumamda en büyük etken, dış çevremde tanıştığım ve kendilerindeki bir takım bakış açılarına gıpta ettiğim insanlar oldu, ve okudukça da, ailemle aramızdaki düşünce farklılığı ise gittikçe büyüdü, gittikçe değişti düşüncelerim. Basit bir örnek olabilir, ancak tüm özelliklerimizi birer birer ele aldığımızda, aileye dair ne kadar çok şey kalır acaba? Aile ya da anne, baba diye gözümüzde kutsallaştırdığımız şeyler, ne kadar ayrı ki bu toplumdan, bizi etkileyen şeyin, toplumun kendisi değil de ailenin kendisi olduğu sonucuna varıyoruz? Üstelik, o aileyi oluşturan anne babanın dünün çocukları olduğunu düşünürsek bir de...
    Kaldı ki benim hem fikir olmadığımı belirttiğim nokta bundan da öte, yaptığımız kıyaslamadır Sevgili Kedi, kıyaslama ancak eşit şartlarda, sonuca ulaştırır bizi.
    Diyeceğim o ki, evet, aile önemli, toplumsa aileden daha önemli... Bu sebeple, bu dünyada var olan, her mutlu/umutlu çocuk, bizim eserimiz ve fakat mutsuz/umutsuz çocuklar da öyle.

    YanıtlaSil
  15. Evet bu doğru. Her mutlu ya da her mutsuz toplum olarak bizim eserimiz. Belki de bu çocukları görünce duyduğumuz üzüntünün asıl kaynağı temelde yatan bir vicdan sızısıdır. Biz her birimiz de bu toplumun parçası olduğumuza göre kendimizi tüm bu olup bitenden soyutlayamayız.

    YanıtlaSil