07 Eylül 2009

PENCEREDEN BAKAN


İlkokul hariç, üniversite de dahil tüm okullarda pencereden dışarıya bakan biriydim ben. Bununla gurur duymuyorum elbette. Sadece öyleydim. Elimden başka türlüsü gelmiyordu.

Suluboya getirmeyi unuttuğu için tokat yemiş öğrencilerin nasıl korktuklarını ve o korkulu suratlara bakan öğretmenlerin nasıl da memnun mesut gülümsediklerini, işin garip yanı bunun adına eğitim dediklerini görüyordum ortaokulda ve pencereden bakmaya devam ediyordum. Lisede kot montla geldiği için tüm okul önünde suratına okkalı bir tokat yemiş bir çocuk görüyor ve yine pencereden bakmakta inat ediyordum. Anne ve babama "kızınızın adam olacağı yok" deniyordu "sürekli pencereden bakıyor." Annemle babam şaşkın şaşkın bakıyorlardı çünkü onların gözünde çoktan adam olmuş bir çocuktum. Sadece soruyorlardı "neden pencereden bakıyorsun?" Çünkü oradan bakınca yani ota çöpe ya da geçen bir kediye, bulutlara veya herhangi birşeye çok daha fazlasını öğreniyordum ama anne ve babama sadece "hiiiiç" cevabını veriyordum. Onlar da aşık olduğumu ve hülyalara daldığımı sanıyorlardı. Onlar öyle düşünedursun asıl sebebim bambaşkaydı. Ben eğitim sistemini kendimce beğenmiyor ve sessiz bir protesto yürütüyordum. Öğrenmekle bir derdim yoktu oysa. Deliler gibi okuyor, matematik problemleri çözmeye bayılıyordum. Zaten sorunsuz tüm derslerden geçiyordum. Öğretmenler kopya çektiğimi düşünüyorlardı ama gerçekten çekmiyordum. Sadece öğrenmem gerekenleri kendi metodumla eğlenceli hale getirerek öğreniyordum. Nedense bunu öğretmenlerin öğrenip bundan kendilerine pay çıkarmalarını istemiyordum. Çünkü bu onların başarısı değidli. Benimdi. İlgiyle dinlediğim dersler yok muydu? Elbette vardı. Edebiyat dersinde gözlerim dört açılıyordu. Dersi de öğretmeni de seviyordum. Öğretmeni seviyordum çünkü o bana inanan tek öğretmenimdi. O adam yıkıcılardan değildi ya da korku salıcılardan ya da ne bileyim onun gibi birşey değildi. O çocukların değerine inanan biriydi ve onlara mutlaka emek vermesi gerektiğine inanan... Güzel bir insandı. Hem de en güzelinden. Ve iyi ki vardı. Belki de sırf o varolduğu için okulu bırakmamışımdır. Kimbilir?

Üniversitede ise herşeyin değişeceğini sanıyordum. Hoş bir hayaldi. Ama pek birşey değişmedi. Sadece önlük ya da forma adı her ne ise onları çıkarıp başka şeyler giyer olduk. Öğrenciler hala aynı öğrencilerdi öğretmenler ise evet ne yazık ki çoğu aynıydı. Bazıları ise eğlenceli ve birşeyleri değiştirmeye çalışan insanlardı. Şimdi onların haklarını vermek gerek. Öğrencileri arkadaş olarak benimseyenler vardı mesela. Ezberlenmiş bilgiye değil de yorum yapabilen öğrencinin kağıdına tam puan verenler de. Bir de onaylanmaktan ziyade karşı çıkan öğrenciyi sevenler vardı ki asıl favorim onlardı. Ama ben yine aynı bendim. Bulduğum pencereden dışarı bakan asla ama asla değişmeyen. Tek fark bazen dışarıya bakıyorken kulağımın derste olmasıydı. Zaten onaylanmaktan ziyade karşı çıkan öğrencileri seven öğretmenleri de yine böyle bir derste farkettim.

Sessiz sessiz dışarıya baktığım bir gündü. Kulağım dersteydi ama. Bir kitap vermişti öğretmen ve onu okumamızı istemişti. Yarısına kadar okuyabildiğim, buram buram çiğ duygusallık kokan berbat bir kitaptı. Kısa yazılardan oluşuyor ve yazar o kısa yazıların her birinde fakir insanların hayatlarına nasıl da derin bir acıma duyduğundan söz edip duruyordu. Sahteydi. O insanların hayatlarından zırnık anlamadığı belliydi. Kusmak üzere olduğumu hissettiğimde elimden bıraktım kitabı. İşte şimdi derste o kitabın ne şahane bir kitap olduğundan söz eden öğrenciler ve memnun mesut bakan bir öğretmen tablosu vardı. Kulaklarımı tıkamak istedim ama başaramadım. Pencereden bakmaya devam ettim. Ta ki bir sesle kendime gelene kadar: "Küçük hanım siz ne düşünüyorsunuz? Güzel düşüncelerinizi bölüyoruz ama biraz bize katılmak ister misiniz?" Öğretmen karşımda kollarını kavuşturmuş duruyordu. "Ne hakkında?" gibi aptalca bir soru sordum. Adam gülümsedi elindeki kitabı gösterdi: "Okudunuz mu acaba?" Başımı salladım "sadece yarısını" dedim. Öğretmen alayla "değerli vaktinizi ayıramadınız galiba?" dedi. Yine başımı salladım: "Çok kötüydü" dedim "sadece yarısına kadar dayanabildim." Sınıftan garip bir uğultu yükseldi. Çünkü kitabı yazan öğretmenin çok yakın arkadaşıydı ve bunu herkes biliyordu. Öğretmen şaşkınlıkla baktı. Bir açıklama bekliyordu. Duyguları anlatmanın her yiğidin harcı olmadığı, bu konuda ne kadar samimi olduğumuzu sansak da sahtelik içine düşebileceğimizi, aslında çok da emin olmamakla birlikte yazarın o insanların hayatı konusunda çok da fikir sahibi olmadığı, acıma duygusunun böyle bayağı bir dille anlatıldığında mide bulandıracağı falan gibi birşeyler söyleyip sınıftan kovulmayı bekledim. Sınıftan kovulmasam bile o dersten çuvallamayı garantilediğimiştim en azından. Ama hiç de umduğum gibi olmadı. Öğretmen teşekkür etti. Samimi olmamın onun için önemli olduğu, kitabı benim gözümden tekrar okuyacağı gibi birşeyler söyledi. Şaşırma sırası bendeydi. O adama sırf bu kadar yargısız, sırf bu kadar karşı fikirlere hoşgörülü olabildiği için derin bir saygı duydum. Bu adam gibi bin öğretmen olsa ne kadar çok şeyin nasıl da değişeceğini düşündüm.

Dedim ya ilkokul hariç, üniversite de dahil tüm okullarda pencereden dışarıya bakan biriydim ben. Bir tek o öğretmen ve onun gibi bir kaç tanesinin dersi hariç. Çünkü sadece onun gibilerin anlattıklarından birşeyler öğrenebileceğimi biliyordum. Ve ne anlattıkları önemli değildi. Önemli olan nasıl anlattıklarıydı. En azından benim için önemli olan tek şey buydu...

FOTOĞRAF: LİFE

7 yorum:

  1. şey vardı bizde mesela, falanca x hoca sayesinde şu dersten geçtim dedin mi bu hoca için kötü bir anlama geliyordu, doğurduğu anlam hocanın seni çalışmamana rağmen geçirdiğiydi, yoksa süper ders anlatıp herşeyi kavrattığı değil.. bir başka versiyonuda x hocasına rağmen geçtim.. bu da x hocasının kolay kolay kimseyi geçirmediğidir.. ki bizim eğitim sisteminde gururlu ve işini bilen kesim bunlardandır.. gurur duyarlar derslerinden kimsenin kolay kolay geçmemesine ve bunu marifet sayarak, verdikleri eğitimin kalitesiyle özdeşleştirirler.. tam tersi olmalıydı bence adam gibi bir eğitim sistemi için, şu hoca sayesinde geçtik demeliydik, her şeyi tamda olması gerektiği gibi öğrettiği için ve şu hocaya rağmen! geçtik dememeliydik hiçbir zaman..

    YanıtlaSil
  2. Düşünmeyi, araştırmayı, kendi cümlelerinle kendini ifade etmeyi ya da klişeleri kırmayı öğretemeyen bir eğitim sistemi içinden çıktık hepimiz. Okul yıllarım ile ilgili hatırladığım; öğrenim dönemi başladığında dört ders seçer ve o derslerden ikmale kalırdım. Öldürseniz çalışmaz 0 alırdım. Sonra bütünlemede o derslerden en yüksek notları çekerdim. Dört dersi önümden çekip atmakla kendime kütüphanden okuduğum kitaplar için muazzam bir zaman açardım.

    Ve yıllar boyunca din dersi bir yıl serbest bir yıl seçmeli olurdu. Bir yıl 4'ü 5'le düzeltip geçerken öbür yıl geçemzdiniz. Böyle saçma sapan şeylerle yıllarımızı çaldılar.

    YanıtlaSil
  3. Eğitimde bütün sorun bu, çözüm de bu aslında " Nasıl anlatacağımızı bilmek" ve emin ol, çocuk yetiştirirken bile Fulya'cığım.
    Yüreğine sağlık, sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  4. Rifat Ilgaz ustamın Aydın mısınız?
    şiirininin son bölümünü yazınıza yorum olarak eklemek geldi içimden.....dostcakalın..Vkemal

    (...)
    Tam çağı işe başlamanın doğan günle
    Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
    Her satırında buram buram alın teri
    Her sayfası günlük güneşlik
    Utanma suçun tümü senin değil
    Yırt otuzunda aldığın diplomayı
    Alfabelik çocuk ol

    Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
    Tel örgüler çevirmiş yöreni
    Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
    Benden geçti mi demek istiyorsun
    Aç iki kolunu iki yanına
    Korkuluk ol
    (1968)
    Karakılçık adlı şiir kitabından (1969)
    Bütün Şiirleri 1927-1991(Çınar Yayınları)

    Rıfat ILGAZ

    YanıtlaSil
  5. OBSESİF:Kesinlikle katılıyorum sözylediklerinize. Fakat ne yazık ki sözünü ettiğiniz türden hocalar pek azınlıktalar.

    VLADİMİR:Ben de senin gibi derslerden açldığım zamanı kütüphanelerde harcayanlardan oldum. Ve üzülerek söylemeli ki daha fazla şey öğrendim. Yıllarımızı çalmakla kalmayıp bazı şeylere olan inançlarımızı da çaldılar.

    ÖZLEM: Aslında belki de öğretmenler öncelikle bu tip bir eğitimden geçirilmeliler.

    VOLKAN: Çok da güzel olmuş Sevgili Volkan. Çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  6. Bir öğretmen adayı olarak farklı şeylerle ilgilenen öğrencileri ses çıkarmadıkça uyarmama kararını geçmiş dönemlerde almıştım. Çünkü ben de hep pencereden baktım, sıraya kapaklandım, kağıtlara bir şeyler çizdim ama hepsinde de dinliyordum. Öğretmenin gözünün içine bakarak hiçbir zaman dinleyemedim. Herkes özeldir, herkesin derindir, herkesi olduğu gibi kabul etmek gerek.

    YanıtlaSil
  7. "Herkes özeldir, herkesin derindir, herkesi olduğu gibi kabul etmek gerek." Tüm öğretmenler bunu kabul etmiş olsalar ve buna göre davransalar herşey nasıl da farklı olurdu hayal edebiliyor musun?

    YanıtlaSil