21 Eylül 2009

İLKELLİĞE ÖVGÜ


Bir kitapta şöyle diyordu: "Çok eski çağlarda insanlar büyük bir hayvan avlıyorlar ya da biraz yiyecek topluyorlar sonra mağaralarına dönüyorlardı. Geri kalan tüm zaman onlarındı. Yiyecek vardı. İçinde uyunacak bir yer de öyle. Daha ne isterlerdi ki? Pekala yaşayıp gidiyorlardı."

Evet şimdi işler değişti. Bizlerin hiç birşeye zamanı yok. Saçma sapan aptalca işlere öyle boğulmuşuz ki hiç ama hiç zamanımız yok. İşleri bir yana bırakalım tüm hayatımız birilerini mutlu etmek, memnun etmek zorunda olmakla geçiyor. İnanılmaz bir aptallık bu!

Yaz ortasında bir arkadaşım şöyle diyordu: "Tatile gitmek zorundayız." Zorundaydılar çünkü küçük kızına söz vermişlerdi ve o ufacık çocuk tüm hayallerini bunun üzerine kurmuştu. Zorundaydılar çünkü küçük kız televizyonda sürekli denize giren insanların nasıl da mutlu olduklarını izliyordu. Anne tatil için "olmasa da olur" derken babanın hiç hesapta olmayan işleri çıktı. Elbette annenin gönlü el vermedi kızının ağıtlarına ve ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette bir hal çaresi aramaya başladı. Sonunda küçük kızını üç günlüğüne de olsa alıp küçük bir tatil kasabasına götürdü. Sonra her ikisi de havuzdan kaptıkları bir çeşit virüsle geri döndüler.

Ona dedim ki: "Ne çok "zorundayım"la biten cümle kuruyoruz farkında mısın? Mesela sen tüm yaz boyu "Tatile gitmek zorundayız." dedin durdun. Zorundaydın çünkü. Ama hep hayatlarımız "yapmak zorunda olmalar" üzerine kurulu." Başını salladı. Çünkü öyleydi. Bazı noktalarda tatil bile zorunluluktan yapılıyordu.

Sabah erken kalkmak zorundaydık çünkü işe gitmek zorundaydık. İşe gitmek zorundaydık çünkü para kazanmak zorundaydık. Para kazanmak zorundaydık çünkü yemek ve yaşamak zorundaydık. Daha çok para kazanmak zorundaydık çünkü çok fazla şey istiyorduk. Gerekli gereksiz, sırf moda diye ya da reklamlardan görüp canımız çektiği için istiyorduk tüm bunları. İstemek zorundaydık çünkü içinde yaşadığımız toplum bizi aslında isteklerimize ve o isteklerimizi gerçekleştirişimize göre değerlendiriyordu. On yıl önceki ceketimizi giyip sokağa çıkamazdık. Pantolonlarımız günün modasına uygun olmalıydı. Okuduklarımız, izlediklerimiz, dinlediklerimiz de öyle. Biz kendimiz olmamalıydık en iyisi, biz kendimiz istememeliydik. Bize "onları istediğimizi" düşündüren bu kocaman görümez garip bulut bizim yerimize düşünür karar verirdi nasıl olsa.

Tüm bunların dışında bir de insanlar vardı. Arkadaşlarımızı düşünmemiz, sevmemiz ya da onlar için iyi dileklerde bulunmamız yetmezdi. Belli zaman aralıklarında onları aramalı hallerini hatırlarını sormalı vefalı insan etiketini sonuna kadar haketmeliydik. Çünkü arkadaşlığın tanımı yapılmıştı çoktan ve asla değişmezdi. Bizim kendimize ait sorunlarımız olmamalıydı mesela. Kimseyle konuşmak istememe, yalnız kalmaya ihtiyacı olma gibi şeyleri bir yana bırakmalı başkaları için nefes almalıydık. Bir de akrabalar vardı tabi. Hani şu seçmediğimiz ama hep anımsamak zorunda olduğumuz insanlar. Kan bağına inanmamak gibi bir  lüksümüz olamazdı haşa. O akrabalar sana verildiyse onları sevmek zorundaydın. Ne yaptıkları, nasıl insanlar oldukları seni deli edip etmedikleri önemli değildi. Sevmek ve gülümsemek zorundaydın.

Sonra bir de içine abuk sabuk eşyalar doldurduğumuz evler vardı. Onların bizi rahat ettirmek için var olması gerekirken bizim onlara sürekli hizmet etmek zorunda olduğumuz eşyalar. Biz onların kölesiydik ve bunu kabul etsek iyi olurdu. Mesela dünya kadar biblo ile dolu olan raflarımızda dakikalar haracayarak toz almamız gerekirdi. İşe yaramayan bir dolu kap kacağı yıkamak temizlemek zorundaydık. Eşya göz hoş görünsün yeterdi. İşe yaramasa da olurdu. Daha çok almalı, evleri içleri neredeyse nefes alınması imkansız yerler haline dönüştürmeliydik. Tüm günleri saatleri onları temizlemek, parlatmak, cilalamakla geçiriyorsak ne oluyordu yani, komşu kadın geldiğinde evimize hayran kalıyordu ya. Bunun için yatağımıza uzandığımızda ağrıyan belimiz yerine komşu kadının yüz ifadesini düşünmemiz yeterdi.

Kısaca ve özetle hep birşeyler yapmak zorunda olan modern insanlardık bizler. Ve hepimiz bu köleliği öyle benimsemiştik ki o ilkel dediğimiz neşeli mağara insanlarının, bize tarihin sayfalarından kahkahalarla güldüğünü duyamıyorduk. Dahası acınası bir haldeydik, köleydik. Ve ne yazık ki bunun farkında bile değildik. Zaten farkında olsak ne olurdu, artık yapacak birşey yoktu. Kendi sonumuzu hazırlamıştık. Olan biten buydu.

FOTOĞRAF: BRİTANİCA

11 yorum:

  1. Merhaba
    Tanrıyı gökyüzünden indirmekle başına bin bilinmeyenli denklemler,dertler açtı insan oğlu,kızı..Şimdi ise ürettiği tanrıya tapmaktan bıkmak üzere..Piyasa ve teknoloji tanrıları kullarını istediği gibi yönetememenin sancılarını çekmekte..Global krizin ana nedeni de bu sanırım..
    Bulunduğum güney yarımkürenin doğusunda çok sakin ve basit bir yaşam sürdüren Samoa adalıları dünyanın en MUTLU insanlar seçilmişler..(!)
    Samoa takım adalarının çoğunda ne para var de piyasa tanrısı..Dolaysıyla zorunlulukları oldukca sınırlı kalmış.. Sıkıntı, bunalim, kavga, savaş kelimeleri yok sözlüklerinde.. sevgi, sevişme, yemek, gülmekle türetilmiş bir dile sahipler..en büyük sermayeleri bu.
    Kedileri de var senin benim gibi..birlikte yaşıyorlar..sokak kedisi yok.. çünkü sokak yok.:-)
    Gel, hazır aydan atlamışken Samoayadek yüzelim seninle..:-))

    YanıtlaSil
  2. İnsan diyoruz, hep gelişmeli, kendini geliştirmeli, yenilemeli. İşte bütün bunların belirli getirileri oluyor tabi. Hayatı hatmedip sıradan yaşamaya çalışmak ayrı bi erdem tabi, becerebilen bir adım öne çıksın. Dünya nimetlerinden faydalanmayan çok az düşünür, yazar, okur v.s. vardır.

    neyse işte köleleşiyoruz zamanla, üstelik hayat ve zaman ortak olup köleleştiriyor bizi. Gerçi bizimde çok payımız var, doğru..

    YanıtlaSil
  3. of yahu, şu blogspot sorunu çözülsün artık. ben gönderemedim yorumu diye ugrasırrken, sayfayı yenileyip tekrar göndermeye çalışırken, birden fazla göndermiş..:((

    YanıtlaSil
  4. sorgusuz sualsiz neden yaşadığını düşünmeden her şeyin peşinde koşan insanların içine düştüğü bu anlamsız durumu yaşamamak için ille de mağarada yaşayan ilkel insan olmak zorunda değiliz... ben hayvan peşinde koşup avlanamam, tarımdan hiç anlamam ve soğuk mağarada çocuğum hasta olur diye orada yaşayamam, hastalıklara karşı ilaçlar geliştirilmesi sevdiklerimin tedavi olması, elektrik gücüyle yapamayacağım işleri halledebilmek, teknolojinin yardımıyla daha iyi bir yaşam sürebilmek güzel değil mi? tabii ki bunlara sahip olmak güzel fakat sınırları bilip ona göre yaşamaya çalışmak lazım... her şeyin bir ayarı var... son model araba, son moda giysiler, lüks ve belki de gereksiz ev eşyalarının peşinde koşmak da bir o kadar gereksiz, bunlara katılıyorum... inzivaya çekilmiş gibi bir hayat yaşamak insanı bir süre sonra her şeyin dışında bırakıyor o yüzden fazlaca bu konular üzerinde düşünüp her şeyin tam tersini yapmaya kalkınca da herkes tarafından terkedilip yanlış anlaşılan biri olarak hayatınızı tek başına sürdürmek zorunda kalıyorsunuz... dünyayı tamamen tersine çeviremeyiz ama hiç değilse kendi hayatımızda yapacağımız küçük değişikliklerle bu çılgınlığın peşi sıra koşturmayı en aza indirebiliriz... mesela arabam yok, bir seneden fazla aynı ayakkabıyı giyiyorum son 10 yıldır da neredeyse evdeki mobilyaların hiçbirini değiştirmedim, şimdi böyle söyleyince hakkımdaki düşünceler değişmeye başladı değil mi? ya cimri ya hiçbir şeyden anlamayan kıronun biri oldum birçoğunun gözünde, ya da yaşamasını hiç bilmeyen dünyayı anlayamamış acayip bir insan... bence elbiselere, eşyalara ve diğer benzer yüzlerce şey yerine birbirimize özen gösterip birbirimize zaman ayırmalıyız... her şeyin ötesinde ilgi, sevgi her şeyden daha önemli... ihtiyaçlar gerçekten ihtiyaç olunca karşılanmalı bunun dışında her gördüğümüzün peşinde koşmak senin de söylediğin gibi gereksiz yaptırımların hayatımızı işgal etmesine neden olmanın dışında başka hiçbir şeye yaramıyor...

    YanıtlaSil
  5. Cok haklisin Kedicim, yapmak, gitmek, almak "zorunda" oldugumuz o kadar cok sey varki, yasamaya zaman bulamiyoruz neredeyse... En yakin zamanda bir seyleri degistirmek gerek:))

    Sevgilerimle

    YanıtlaSil
  6. VOLKAN: Hayal gibi be Volkan. Bütün bu saçmalıklardan arınmış bir halde yaşamak, yaşayabilmek hayal gibi...

    GEREKSİZ ADAM:Dünya bütün bu dayatmaların yanında pek çok güzel şey de sunuyor elbette. Modern çağı bir pislik topu diye bir kenara atmak da doğru değil. Fakat bu tıpkı bir bıçağa benziyor. Bu bıçakla güzel bir yemek de yapabilirsin kendini ya da bir başkasını kesebilirsin de. İş sana kalıyor kısaca. Onu nasıl kullanacağını bilmene.
    Blogdaki sorun nedir bunu bir türlü öğrenemedim. DNS ayarlarını değiştirmekte buldum ben de çareyi.

    ONALTIKIRKALTI: İlkel insanların çağına dönmek için artık çok ve ayrıca buna da gerek yok. Sanıyorum tek yapılacak şey aklımızı başımıza toplamak ve bu kölelik zincirlerini yavaş yavaş kırmaya çalışmak. İşe senin de yaptığın gibi modanın esiri olmamakla başlanabilir örneğin. Aslında biraz düşünsek günlük yaşamımız üzerine nerede kusur hata var göreceğiz. Ama insan çağın akışına karşı koyamıyor mudur nedir sürüklenip gidiyor. Bu düşünme biçimi yayılsa belki o zaman hep birlikte akıntının önüne set çekeceğiz. En basitinden evde yiyecek ekmeği olmayan adam gidip kendine son model bir cep telefonu almayacak. Kendini yaldızlayıp süslemeyecek. Var böyle adamlar. Kendi gözlerimle gördüm. Ne yazık ki varlar.

    BELGİN: Ne tuhaf ne korkunç tüm bunlar yüzünden yaşamaya zaman bulamamak. O halde hayatlarımızın anlamı ne?

    YanıtlaSil
  7. kirlenmekten kurtulmak için ya kire bulaşmayacak bir yaşamı, yada sabun yaratmayı hayal edeceksin..
    düşşüz yaşanmıyor.. yaşansaydı, ayda da yaşanırdı..

    YanıtlaSil
  8. Sanırım bu düşündüklerini herkes düşünüyordur zaman zaman ama içinden çıkılamaz bir durum gibi yaşayıp gidiyoruz.
    kısacası yaşamak için yaşar olduk.

    Keşke diyorum kimi zaman kalsamıydık acaba mağralarda yaşayan ilkel insanlar olarak ?

    YanıtlaSil
  9. MERVE: Gelişim engellenemez buna paralelel olarak çürüme de. Sanırım bedelini ödüyoruz modern olmanın.

    YanıtlaSil
  10. "Zorunda" yı o kadar sevmiyorum ki en kötü şartlarla " Durumunda" ile değiştirip kullanıyorum uzun bir süredir.
    Sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  11. Kelimeyi değiştirsek de o durum hep üstümüze geliyor. Kaçacak yer yok be Özlemciğim.

    YanıtlaSil