28 Mart 2013

güzelim hayat...

Karşımda hüngür hüngür ağlıyor. Bense onun kollarından tutup sarsmak ve "kendine gel ulan" diye bağırmak istiyorum. Ama benden beklenmeyen ölçüde sakinim. Sessizce duruyor ve bakıyorum. Çünkü söylenecek tek bir kelime yok. Durun durun "seni zalim" demeden önce bir dinleyin. Anlattıklarım bittiğinde siz de onu kollarından tutup sarsmak ve "kendine gel ulan" diye bağırmak hatta hızınızı alamayıp okkalı bir Osmanlı patlatmak isteyebilirsiniz. Zira bu yazının konusunu teşkil eden kişi, inadından hayatını zehir eden bir insan evladı .

"Bir seçim yapmak zorundasın" dedim. O da bana "ben hayatımı başkalarına göre yaşamak istemiyorum" dedi. Elbette haklı. Ama bazı durumlar vardır ki bu durumlar hayatı başkalarına göre yaşamak anlamına değil birilerinin hayatını kurtarmak için kendinden hayallerinden feda etmek anlamına gelir ki hayali bol olan insanoğlu kendine yeni hayaller bulabilir. Yeni hedefler edinip küllendiği yerden yeniden alevlenebilir. İnsan sandığından çok daha güçlü, kararlı ve inatçı bir yaratıktır çünkü.

Seçimini yaptığını söyledi. Ben de eğer seçimini yaptıysa durumu kabullenip yeni bir yol çizmesi gerektiğini sakince söyledim. O ağlamaya devam etti ve ne yapacağını bilmediğini söyledi. Ben de herkesin bazen kendini çaresiz umutsuz hissedebileceğini lakin bunun geçici olduğunu acıya uzun süre dayanıklı olmadığımızı bunun için de kendimizi kurtaracak birşeyleri bulmada çaresizliğin yaratıcılığını körüklediğini anlattım. O ağlamaya devam etti ben de kendimi söylediklerine inanmayan, ezberden konuşan kişisel gelişimciler gibi hissettim. Doğruları az çok bilen ama hayatın o doğrulara göre daha karmaşık olduğunu anlamış her insan evladı benim gibi hisseder sanırım. Ben de sustum. O ağladı ben de mendil verdim. Söylediklerimin kimse için bir anlamı yoktu nasılsa. Konuşmanın da kimseye faydası yoktu.Yapılacak en iyi şey susmaktı. 

Ama kızmaktan kendimi alamadım. Kendini bu kadar küçük görmesine, tek seçeneği olduğunu düşünecek kadar hayatı küçümsemesine, geçmişteki tüm travmaları sürekli ama sürekli yeniden yaşayıp durmasına kızıp durdum. Sessiz sakin ona mendil uzatırken kızgınlığımı pek güzel sakladım. 

Kötü olan şu ki, insan bazen biri karşısında göz göre göre kendini, hayatını mahvederken birşey yapamıyor. Karşındaki öyle inatçı ve kulakları öylesine sağır biri oluyor ki sen ne dersen de o duvara çarpıyor, iz bile bırakmadan kayıp yerdeki toza karışıyor. Sözcükler buhar olup uçuyor ve o hala aynı şekilde kendini didik didik yemeye devam ediyor. Sen bu arada intihara meyli var mı onu ölçmeye, eğer varsa onu nasıl ne şekilde engeleyeceğini düşünmeye başlıyorsun. Kan çanağı gözlerine, titreyen çenesine bakıp hayretler içinde kalıyorsun, bir insanın kendi hayatını nasıl böyle cehenneme çevireceğini bir türlü anlayamıyorsun. Ama biliyorsun ki bazıları cehennemi yuvaları beller ve acıdan başka bir yaşam yolu bilmezler. Böyle çözümü basit konularda bile sabah hiç uyanmamayı dileyerek yataklarına yatarlar. İşte sen de insanı böylesine hafife alan anlayışa kızar köpürürsün. Kendi gücünün, neler yapabileceğinin farkında olmayan ruha okkalı Osmanlı tokatları sallamak istersin ki ruh oldukça kaygan olduğu için canı yanmaz diye düşünürsün. 

Ah güzelim hayat, ah akılsız başlar... siz ikiniz neden geçinemezsiniz bilmem ki...

Fotoğraf: şurdan

3 yorum:

  1. İnsan anlaşılamıyor bazen...

    YanıtlaSil
  2. Boyle insanlarin agzinin ustune sicak kevgirle vurasim geliyor :) yapmıyorum tabii. Susup seyrediyorum sadece. Velhasili seni cok iyi anliyorum...

    YanıtlaSil
  3. Iste o tüm bunlarin farkinda olmadigi icin bu kadar caresiz hissediyor kendini. O kadar ki dis sesleri duyamayacak derecede ikna olmus caresizligine.

    YanıtlaSil