24 Ocak 2013

kalbimin ortasında...

Sana bu kelimeleri ılık bir mayıs güneşi altında kaygısız ve huzurla otururken yazıyor olmayı isterdim. Ama mevsimim kış. Ve güneş bir yerlerde saklanıyor. Bir yerlerden çıkar umuduyla hep gökte gözlerim. Böyleyiz işte son günlerde. Gök bulutlu, hava soğuk ve kalbim nedenini bilmediğim bir şekilde kırık.

İflah olurum olmasına olurum elbet, dert bu değil. Ama kısacık ömrü böylesi harcamak canımı sıkıyor. Bir türlü duygularımı kontrol edememek, sebepsiz üzüntüler içinde durmak fena halde sıkıyor canımı. Ne yapacağımı bilemiyorum. Kimseye akıl danışamıyorum, kimseye birşey soramıyorum ve sen neredesin bilemiyorum. 

Geçen gün bir kadına rastladım. Kapının yanındaki bankta üzüntüyle oturuyordu. İstedim ki gidip elimi omzuna koyayım, "neyin var, bana anlatabilirsin" diyeyim. Ama yapmadım. Bazen düşünüyorum da ben burada böyle otururken, hiç tanımadığım birinin içinden geçiyor mudur gelip elini omzuma koymak. Bunu bilmek bile yeter gibi geliyor. 

Aslında biz insanlar birbirimize o kadar da zalim değilizdir belki de. Hele ki hiç tanımadıklarımıza daha da şefkatliyizdir, kimbilir. Tanışıklıklar, yakınlıklar, içli dışlı olmalar bozuyor bizi sanıyorum. Bu yüzden mi bu uzaklara kaçma isteği. Bilmediğim sokaklarda bilmediğim insanların arasında hayalet gibi olma isteği. İçimdeki şefkat ölmesin diye mi, beklentilerim olduğunu farkedip utandığım için mi, ne yaparsak yapalım kimseyi sırf kendi olduğu için sevmeyi beceremediğimizden mi? 

İnsan mükemmeli hedeflermiş. Ben de kendimden çok şey bekliyorumdur belki de. Kimseyi kıskanmamak, kimseye kızmamak, kimseyi eleştirmemek, kimseye kin duymamak ve daha bir sürü şey. Bunca zamandan sonra bile gereksiz bir kıskançlığın içinde olmak bu yüzden fena halde canımı yakıyordur. Sorun kıskanılandan çok bu duygunun hala kalbimde yeri olduğunu bilmekten kaynaklanıyordur belki. Kimseye bu yüzden inanmıyorumdur hatta. Koşulsuz ve şartsız sevgi olmadığına inandığımdan bir tek eve gidince, anneme bakınca kendimi iyi hissetmem de bundandır muhtemelen. 

Nedir sabahın bu erken saatinde iğneyle didik didik parçalatan kalbimi? Nedendir bütün bu gereksiz duygular yumağının boğazıma yumru gibi oturuşu. Geçmiş ihanetler ve acılardan mütevellit bir kesiti tüm hayatımın özeti gibi gösteren zalim duygu nedir? 

Söylediğim gibi sana bunları ılık bir mayıs güneşi altında kaygısız ve huzur içinde bir ruhla yazmak isterdim. Böyle zehirlenmiş bir ruhla değil. Ama mevsimim kış ve kalbimin ortasına zift gibi çöreklenmiş bir zehir var.  Affet.

Resim: Facebook

3 yorum:

  1. Çok etkileyici ve samimi bir yazı olmuş. Bu duyguları yeryüzünde milyonlarca kişi hissediyor.. Yalnız değiliz..

    YanıtlaSil
  2. Benim de tıpkı bunun gibi sabahlarım,gecelerim, gündüzlerim oluyor.Onları not ediyorum uzun zamandır.Sonra da izlerin peşinden gidiyorum.Bu ruh hallerinin altında neler neler buldum bilemezsin.Tam bir bit pazarı var beynimzde.Anneler, oğullar, kızlar, kardeşler, dostlar, düşmanlar, küçük yenilgiler,büyük bozgunlar, maddi yokluklar,karşılıksız sevgiler, karşılık bulmuş ama hayal kırıklığı olmuş sevgiler.Kimi zaman küçücük zehirli bir sözcük, kimi zaman beni aptal yerine koyan kocaman yalan.
    O güzel çiçekli yüreğini kemiren bir sıçanı kuyruğundan yakalayıp havaya kaldırdığında şaşacaksın sorunun çirkinliği, iğrençliği ve zavallılğı karşısında.
    Gözün gibi baktığın süslediğin akıl bahçende dolaşan zararlılar en az senin kadar gerçek kişiler.Biz insanlar hayatlarımızı devam eden travmalar üzerine inşa ettik. Bu atalarımızdan bize miras.Ben o mirası reddettim. Normal kabul edilegelmiş her türlü zararlıya savaş açtım.Böyle devamlı teyakkuz halindeyken duygu durumlarımı hızla kendi lehime çevirebilme yeteneği kazandım.Uygarlığımız ne yazıkki bize gül bahçesi vadetmedi ve biz kurmazsak bir şeyin değişeceği de yok.

    YanıtlaSil
  3. Kanıtsanmış bir yokluk parçası yerleştirilmiş yüreğimizin bir köşesine. Onunla güncelerimizi yaşıyor olmak bile yeteri kadar ağırken, sevgi ılıman bir rüzgar gibi ziyaret ettiğinde eşiğimizi, yüzüne bakıp duygulanmamız ne kadar da doğal.

    Biz insanlığımızdan bir parçayız derim hep. Bilirmisin ki şu sığ güncelerimizin yaşanabilir nadide yanıdır insan kalabilmiş yanımız. Şımartamıyoruz da onu. Öyle yüce, öyle güzel bir yüz ifadesi var ki oysa, ne mümkün sarılamıyoruz da yeterince.

    Gün çiçek açmış olur mevsimi gelince pencerelerine. Kış bambaşka güzeldir, soğuktur ama kendini izlettiren kedimsi bambaşka bir dinlence. Tıpkı yüreğimizin o unutulmuş köşesini kanıtsadığımız gibi alıştığımız bu hayat, bir serüven gülüm. İçini ne ile doldurursak dolduralım, o kanıtsanmış köşenin varlığı yüz ifademize gelip, ansızın tüm ağırlığıyla çöküyor.

    Ve ağırlık tüm sevgilerin ebedi istirahati gibi huzurlu ve kati bir netlikte yüz ifadelerimize düşüyor.

    Güncelerimizi boş ver.
    Yüreğimizde yaşıyoruz biz.

    YanıtlaSil