06 Şubat 2012

ziyan

Gece saat 2.34. Aniden uyanıyorum. Çok zaman oldu böyle gecenin bir yarısı yüzüme bir kova su dökülmüş gibi aninden uyanmayalı. Neden bugün? Sebebi belli. Kitaplar. Bırakmıştım ama bu meret bırakmıyor seni. Sayfalardan tüten harfleri solumadan yaşamak, yaşamak değilmiş gibi geliyor. Bir hafta okumuyorsun, iki hafta, hadi sıktın dişini bir ay okumuyorsun. Sonra dayanamıyorsun. Titremeye başlıyor beynin. Hiçbir şeyi üzerinde harflerin tülü olmadan gerçekten göremediğini anlıyorsun. Yok alışmışsın bir kere ihtiyacın var, biliyorsun ki bırakamayacaksın. Sonradan kör olan bağımlıları düşün, birilerini bulup kendilerine kitap okutmuyorlar mıydı? Nasıl bir illet düşün artık.

Kitaplar çok tehlikeli. Demedi demeyin. Hele de benim gibi o kelimelerin satırların içine girip, sayfaları yer gibi okursanız çok çok tehlikeli. Bak şimdi Ziyan'ı okuyorum. Bir askerin yaşadıklarını anlatıyor. Kendimi asker sanmaya başlayacak kadar içine girmişim kitabın. O derece. Ki ben biri askerlik anısı anlatmaya başlayınca tası tarağı toplayıp kaçanlardanım. Ama Hakan Günday başka anlatıyor. Bunu gecenin bir vakti saat 2.34'de karanlık mutfakta pencerenin önünde sigara içerken "nöbette sigara içmek yasak" diye düşünürken anlıyorum. "Biri beni vurabilir" diye düşünüyorum sonra. Uyku sersemi miyim? Elbette hayır. Olsa olsa kitap beni sersemletmiş olabilir. Bir de son zamanlarda artık pek o kadar üşümüyorum. Hava soğuk mu? Evet yine soğuk. Ama o asker -26 derecede karda sürünürken, ayaklarının üşümesinden yılıp ayaklarını kesmeyi dahi düşünürken benim bu havada burada üşüyor olmam beni ziyadesiyle utandırıyor. İşte bu yüzden üşümüyorum. Utanmamak için.

Bazı kitaplar insanın içindeki şeytanları uyandırır. Bazıları içinizdeki isyanı, bazıları romantiği, bazıları psikopatı. Ben de anlaşılan o ki bastırılmış bir isyan duygusu var. Hatta öfke. Okudukça kabaran, kelimelerle mayalanan bir öfke. Okudukça akıyor gözlerimden. İyi de oluyor belki. En azından beklenmedik bir zamanda patlama ihtimalimi azaltıyor. Azaltsın da. Çünkü dünya benim gibi öfkelilere değil varlığıyla huzur verenlere ihtiyaç duyuyor.

İşte bu kitap içime yakılıp atılmış binlerce kibritle dolduruyor. Ama size kitabı anlatmayacağım. Çünkü içinizde belki de benim gibi okumadığı bir kitabı anlatan yazılardan hayalet görmüş gibi kaçanlar vardır. Zaten ben de kitap anlatmayı becerebilen biri değilim. Anlatmaya kalkarsam kitabın konusundan çok kendimi anlatırım muhtemelen ki en iyi bildiğim (sahi öyle mi?) kendim olduğuna göre başka bir seçeneğim de var gibi görünmüyor.

Kitap hakkında tek söyleyeceğim; Okuyun! demek olabilir ancak. İyi kitaplara aşıksanız, aklınıza hayalinize gelmeyen cümleler kuran adamlara bayılıyorsanız, tek bir paragraf üzerine dakikalarca düşünmek canınızı sıkmıyorsa okuyun lütfen.

Size küçük bir alıntı, tadımlık;

"ilk yemeği annesinin memesinden gelen ve yediği çanağa tükürmekte sakınca görmeyen erkek, o kadar çok kadın gömer ki toprak bile artık dişidir. Bu yüzden toprak ana diye bilinir... Diri diri gömüle gömüle toprağı bile kadın yapmışlardır. Bu yüzden verimsiz ve çoraktır. Buna da kadının intikamı denir." Ziyan- Hakan Günday

Resim: Albert Joseph Moore, Red Berries (detail)

9 yorum:

  1. evet tam da erkeklere bu kadar kızgınken cümle çok iyi geldi. bir sorum olacak: acaba bu şekilde kitap okuyanlar, gerçek hayattan kaçanlar mı? bu aralar kendim için böyle düşünür oldum, o kadar çok şey beni sıkabiliyor ki, kitabımın içine sığınıveriyorum, sığ ve anlamsız salak sepet sohbetlerden kaçıyorum, kitabımın dünyasında beni anlayan insanlar bulabiliyorum:D

    YanıtlaSil
  2. GUGUK KUŞU: Sanırım hayatın tüm pisliğinden kaçıp sığınacak bir yere ihtiyacımız var. Bizler bu sığınma ihtiyacını kitaplarla karşılayanlarız. Belki de başka bir yol bilmediğimizdendir bu. Ama zaman zaman seni de delirmenin eşiğine getirmiyor mu kitaplar?

    HAYAT İZLERİM: Kesinlikle okumalısın seveceğini biliyorum.

    YanıtlaSil
  3. ben bu deliliği seviyorum sanırım:D

    YanıtlaSil
  4. Kitap var "uyutur", kitap var "uyandırır". Delirteni de var tabii. Ama kitaplar olmasa şu yaşadığımız hayat denilen şey ne kadar çekilirdi?
    Çok sıkıldığım zamanlar Sait Faik veya Ferhan Şensoy okurum. Defalarca okusam bıkmam. Herkesin sıkıntılı zamanlarında,sığındığı bir yazar vardır. Gogol'ün "Bir delinin hatıra defteri" ne güne duruyor:=)

    YanıtlaSil
  5. Harika... Paylaşımlarınız için teşekkürler ve tebrikler.:)

    YanıtlaSil
  6. her yazar ve her roman için bunu söylemek zor. İlk aklıma gelenler İnci Aral ve Murat Gülsoy romanları benim de.Daha çok var tabii ama ilk aklıma gelenler diyelim.

    YanıtlaSil
  7. GÜLSEN: Kesinlikle...

    GUGUK KUŞU: :)

    BESTAMİ BEY: Kitaplar olmasa zor çekilirdi hayat...

    YASEMİN: Çok teşekkür ederim :)

    CORALİNE: Hepimizin kendi yazarları var sanırım. Kitaplar iyi ki var :)

    YanıtlaSil