02 Ekim 2010

itiraf

"sanki dönüp dolaşıp hep aynı şeyi yazıyormuşsun gibi geliyor bana. aynı fikirler, aynı olaylar. kişisel gelişim kitapları okumuş, duyarlı birinin cümleleri. iyi biri olduğunu görebiliyorum ama hiç enteresan değil anlattıkların. kırmak için değil, yapıcı bir eleştiri olsun diye söylüyorum. kadın yazarların geneli böyle ve gerçekten çok sıkılıyorum okurken. belki de ben ruhunuzdan anlamıyorumdur, yine de bunun erkek-kadın çatışması olduğunu sanmıyorum. bence ilginçliği kollamalısın, okurlar için değil kendin için. saygılar." demiş ismini vermek istemeyen bir izleyici (lafı bir kalıp olduğu için kullandım. Bana hep komik gelmiştir bu laf) 

Bu yorum geldiğinden beri üzerine düşünüyorum. Alındığım için değil ya da kızdığım. Tam aksine haklı olduğu için. Bir çember içinde dönüp durduğum, bu çemberden çıkamadığım ve bunu kendi kendime bile itiraf etmekten ürperdiğim için. Takdir edersiniz ki biri bunca açıklıkla söyleyince "ne yapmalı?" sorusu daha bir diken olup batıyor insanın içine.

Hep korkmuşumdur "hayatı yalamış yutmuş da başkasına akıl veren insan" kelimeleri kullanmaktan. Zira hayattan bir halt anladığımı söyleyemem. Olsa olsa anlamaya çalışmak benimkisi. Ama bazen bakıyorum yazdıklarıma hiç de böyle yapmayı istemediğim halde "öğreten insan" lafları kullanmışım. Oysa ne haddime öğretmek benim. Tek yaptığım kendi kelimelerimle kendi kendimi ikna etmeye çalışmak. Siz hiç umutsuzluğa düşmediniz mi? Ya da mutluluk kelimesine fena halde takılıp sanki çok anlamlı bir şey yapıyormuşcasına bunu üzerine uzun uzadıya düşünüp saçma sapan zamanlar geçirmediniz mi? Ve bu karmaşa içinde kimse halinizi anlamadığı için tek dostunuz kendiniz olup, kendi elinizi omzunuza koyup "geçecek canım geçecek, hayat hiç de o kadar anlamsız, umutsuz değil" demediniz mi? Demişsinizdir. Ama kiminiz yazarak kimini de kendi kendinize konuşarak. İşte benim de yaptığım bu çoğu zaman. Bir kendini ikna çabası deyin geçin. Ve lütfen ama lütfen sıkıldığınızda okumaktan vazgeçin. İnanın bana bu karmaşık kafa kimse akıl vermeye çalışmıyor. Duyarlı insan pozları da takınmıyor hele hele kişisel gelişim kitaplarının reyonundan bile geçmiyor. Ve bunları kendini savunmak, açıklamak için değil yine kendi kendini anlamak için yazıyor. Çünkü, bazı insanlar yazarak düşünürler ancak.

Hem şu da var. Blog yazan biri yazar mıdır? Değildir. Ne amaçla blog yazar insan? Binlerce amaç sayabilirim ben; "Birileri benimle ilgilensin" diye yazar, umutsuz aşkını anlatmak için yazar, öyle olmadığı halde başka birisi olmanın keyfini yaşamak için yazar (çok çekingen bir tipin dünyanın en fırlama tipiymiş gibi yazdığı da vardır emin olun), kimseye söyleyemediklerini söylemek için yazar, kendi yalanlarını kelimelere dökerek bir nevi gerçek sanmak için yazar, hep bir yazar olmayı düşlediği için yazar, saçmalayabileceği tek yer bu olduğu için yazar, öğrendiklerini başka birileri ile paylaşmak için yazar, "öyle harikayım ki ama kimse beni farketmiyor, yazayım da bari siz mahrum kalmayın benden" diye yazar.... Daha bin tane şey için yazar. Ben kendi kendime çokça sordum son günlerde bu soruyu. Galiba ben ancak böyle düşünebildiğim için yazıyorum. "İyi de o zaman neden defterime yazmıyorum da buraya yazıyorum" dedim. Demek ki sadece sebep bu değil. Mutlaka birileri bilsin görsün istiyorum bu kelimeleri. İyi ama neden? Benimle aynı düşünen var mı diye mi? Yalnız hissetmemek için mi? Kendi düşündüklerimden emin olmadığım ve onaylanmaya ihtiyaç duyduğum için mi? İçimde gizli bir hayran olunma isteği mi var? Ya da belki çok önemli bir yazar olmak istiyorumdur. Ha olamaz mı? Olabilir.

Bir de şuna takıldım. İsmini vermek istemeyen sevgili izleyicimiz nedense sıkıcı bulduğu halde okuyor. Çoğunu okumuş olmalı çünkü diyor ki dönüp dolaşıp aynı şeyi yazıyorsun. Kesinlikle haklı. Zira ben bile kendi yazdıklarıma dönüp bakınca farkediyorum. O yüzden de kendi yazdıklarımı asla okumam. "Zaten ben yazdım nesini okuyayım"dan öte (Bu da var tabi), geçmişte kalmış şeylerle uğraşmaktan hoşlanmıyorum, bu yüzden herhalde. Neyse ne diyorduk; evet sıkıcı olan birşey neden ısrarla okunur. Ben pek çok blog okuyorum. Ne yazsa okuyacağım bloglar var, of bu sefer çok sıkıcı yazmış dediğim ama genelini de sevdiğim bloglar da var. Ama hiç çok sıkıcı bulduğum halde ısrarla okuduğum blog yok. Neden çünkü kimse kafama silah dayamıyor onları okuyayım diye. Ve ben sevmiyorum diye onların sıkıcı olduğu anlamına da gelmiyor bu. Adam ya da kadın yazıyor ve o yazılanlara bayılanlar da var. Ve bu blog yazarlarının hemen hemen hiçbiri ilginç olduğu, harika yazdığı iddiasında değil. Var mı böyle bir iddiası olan sayın blog yazarları? Sözün özü beğendiğinizi okursunuz beğenmediğinizi kimse gözünüze sokmaz. O nedenle de blog yazarının kendini tekrar etmesinin hiç ama hiç önemi yok. Belki böyle mutludur (ben değilim kendimi tekrar etmekten, ama dediğim gibi hayatımızın belli dönemleri sadece tek bir soruya ayrılmıştır ki herşey döner dolanır o soruya bağlanır) Bu nedenle blog yazarı kendini tekrar ediyorsa ya onu artık okumaktan vazgeçersiniz ki onun bundan haberi bile olmaz ya da bir süre kendine gelmesini beklersiniz ki (Onun ancak gerçekten ilginç biri olduğunu fakat belli bir dönemden geçtiğini düşünüyorsanız) değişsin başka bir dünyaya dalsın da başka kelimelerle yazsın.

Sevgili ismini vermek istemeyen izleyici, bunları savunma olarak yazmadım. Sadece düşünüp durduğum şeyleri somutlaşmış biçimde kendi gözüme sokayım diye yazdım. Saçmalamış olabilirim ki önemli değil. Bu metnin yarısında sıkılıp gidebilirsin, ki bu da önemli değil elbette ki bu senin en doğal hakkın, bu da beni üzmez. Son söz; ne olursan ol gel, ama ne yazarsam yazayım okuma, sadece sevdiklerini oku. Zira insan ruhu zaman zaman kendini tekrar eder ve kelimeler de öyle.

Resim: Lord Frederic Leighton 

12 yorum:

  1. sevgili kedi,

    böyle bir seslenişin altında yatan, aslında uzun uzudıya bu konu ile ilgili yazma isteği. dilden geldikçe kısa kesmeye çalışacağım.

    sana o yorum geldiğinden beri ben de üzerinde düşünüp duruyorum ve hatta üzerine yazmayı bile düşünmüştüm. neden blog yazar insan ve neden okur...ve hattı zatında neden yorum kabul eder, neden yorum bırakır.

    yok yok bu yorumda bu kadar uzun uzadıya yer işgal edip de bu konuda ahkam falan kesmeyeceğim, şükürler olsun ki bu konuda düşüncemi yazabileceğim, adı sanı belli bir adresim var.

    ben bir itirafda bulunacağım aslında. bir zamanlar, bilmiyorum ne kadar bir zaman önce bir dostunma; 'mesela kediyi okumayı sevmiyorum, fazla bir ahkam keser, mesaj içerikli yazma hevesinde buluyorum kendisini' demiştim. uzun bir süre de yazılarını okumamıştım. ben mi değiştim, yoksa kelimelerin mi bilmiyorum ama Cuma Mektuplarından biri benim seni yeniden okumam için bir vesile olmuştu.

    readera düşen yazıları, kimin yazdığına bakar, yazının başlığını okur, sonra da yazıya şöyle bir göz gezdiririm. bazen yazı çeker beni içine, bazen de uzaklaşıp gider.

    o cuma mektubu çekmişti beni içine... sonra sen onları bıraktın, ben seni okumaya devam ettim.

    bazen senin de dediğin gibi, içinde bulunduğun durumdur tekrarın altını çizen, yani okurken de yazarken de aynı kelimeleri aslında çok farklı duygularla, birikmişliklerle ve telaşlarla yazar ya da okursun.

    sonra bir his uyanır içinde, hep aşk yazıyorum dersin, mesela ben :)ara verirsin, ya da vermezsin. bu bir seçimdir. sen yazarsın, okumak isteyen okur, okumak istemeyen uzaklaşır kelimelerinden.

    lafı bu kadar uzattın da ne dedin dersen, diyeceğim odur ki, bazen insan okumaktan, bazen de yazmaktan, ve hatta bazen de yaşamaktan bıkar ve bırakır bütün ipleri. o anda yanında olup olmamak bir seçimdir.

    bazen dostun düşer bir kuyuya, öyle çok öyle çok tekrarlarki düştüğünü, ne yapsan; evet, düştün ama kalkma vakti geldiye, onu ikna edemezsin. bir süre sonra sesini duymak istemezsen bağırdıyı kuyulardan, kulaklarını tıkarsın, ama dostsan elini uzatmayı da bilirsin zamanı ya da zamanın geldiğinde.

    YanıtlaSil
  2. İsmini vermek istemeyen izleyicinin söyledikleri, ölse de kişisel gelişim kitapları okumayan,duyarlı birinin cümleleri. İyi biri olduğunu görebiliyorum ama hiç enteresan değil sözleri. Kırmak için değil yapıcı bir eleştiri olsun diye söylüyorum. Blog polislerinin geneli böyle ve gerçekten çok sıkılıyorum okurken. Bence ilginçliği kollamalı. Okurlarlar için değil,kendi için. Saygılar.

    YanıtlaSil
  3. Evet... Ben de takılmıştım o yoruma ve haksızlık olarak düşünmüştüm açıkçası.
    Buraya seni övgülere boğmak, kendini iyi hissedesin diye tumturaklı cümleler kurmak, sana dil uzatana haddini bildirmek ve biz senin sadık takipçilerin olarak güç birliği oluşturmak için yorum yazmaya başlaMAdım şu an. 'Eğriye eğri, doğruya doğru' çizgisinden şaşmayan bir olduğumu bildiğim için buradayım şu an. 1 seneye yakın bir süredir okuduklarımdan (yazı ve yorumların) yola çıkarak kısa kesmeye çalışacağım; becerebilirsem..
    * Kişisel gelişim kitaplarından esinlenerek yazdığını hiç düşünmedim.
    * Bence değişik konularda yazabilen nadir blogçulardan birisin.
    * Aynı şey etrafında dönmek diyecek kadar hafife alınmayacak bir dönemden geçtiğini birçoğumuz biliyor ve paylaşarak destek olmaya çalışıyoruz. Bu zor sürecini yaşarken, hayatı ve acıyı sorgulayan benzer yazılar çıkmış olabilir. Hepimiz geçiriyoruz zor dönemler ve yeri geliyor bloglarımıza yansıyor. Blog kadar özgür olunabilen başka bir yazın ortamı bilmiyorum ben. Sıkılan hemen süzülsün ortamdan.
    * 'Kadın yazarların geneli böyle' diye ilerleyen bölümü yok sayıyor, yorum bile yapmak istemiyorum. Bir de 'çatışma' değil denerek şimşek çekilmesin diye bir deneme çekilmiş.

    Ben, isim vermeden 'vur kaç' yapılmasını da adil bulmuyorum. Bu çekimser duruş niye? Bu gizlilik, o yorumu yazanın yapıcı değil yıkıcı olmak istediğini ve bunu alenen yapmaktan çekindiğini (kibarcası) düşündürtüyor.

    Uzun yazdığım ve çok yer kapladığım için özür dilerim.

    Sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
  4. Benzer bir endişeyi kendi yazdıklarım hakkında düşünmüştüm. Sonra şunu farkettim bir insanın aslında hayatı algılayışı öyle uzun böylu bir şey değil. Bir a4 belki bir-iki a4'e sığıcak kadar. Peki öyleyse iş niye uzuyor? Hayat durmuyor :) Her gün ufak tefek bir çok olay bu a4 ü düzeltiyor; boldluyor, bir kelime ekliyor, bir parantez koyuyor ya da bazı kelimeleri siliyor. Her yeni yazıda (kendi adıma) çok değil bir yeni cümle/kelime koyarsam gelişmiş oluyor. Aksini düşünmek de doğru olmaz. İnsanın hayata bir bakışı var, yeriştiği çevrenin, yaşadıklarının oluşturduğu şekillendirdiği bir bütünlüğü var. Bütünlük ihtiyacı, kendiyle tutarlı olma ihtiyacı diye bir şeyi var insanın. Her olaya farklı pencerelerden bakıp cevap veren, birbirine aykırı tutarsız cevapları olanın en azından bir iç huzuru olabilir mi? Hayatı anlamayı derd edinmiş ve bunun üzerine yazmaya koyulmuş birinin tekrarının olması normaldir. Kendi yargılarını tekrar elden geçirmesi onların üzerine düşünmesi gayet doğaldır.

    Bir de şu var; her yazılan ilginç olacak diye bir şey yok. Yazmayı kendine meşguliyet edinmiş birinin devamlı yazması gerekir. Galiba Ferhan Şensoy'dan dinlemiştim: Haldun Taner her gün düzenli yazarmış, yazacak bir şey bulamasa balkona oturur, vapura insanlar bindi, dolmuştan indiler diye yazarmış :))

    YanıtlaSil
  5. Ben kısa ve öz yorum yazmak istedim kediciğim : "Sıkılıyorsan okumazsın; kimse de zorlamaz seni "
    Budur diyeceğim:))

    YanıtlaSil
  6. insanın kendisi hakkında yeniden düşünmesini sağlayan her görüş ve düşünce değerlidir. özellikle de böyle bir tartışma fırsatını yaratıyorsa. "sıkılıyorsan okuma" tavrı, eleştiri olanaklarını ortadan kaldırdığı için kolaycılığa kaçmak sayılmaz mı? düşüncelerinizi 'gerçekten' merak edip izleyen birini 'ilgisizlik' batağına atmak değil mi? hiçbir kötü niyeti olmadığı üslubundan kolayca anlaşılıyorsa üstelik. 'sadece sevdiklerini okuma' şansı olmadığını da biliyoruz sevgili kedi. okumadan tavır geliştirmek önyargılı olacağı için. yorum yapma anlamında söylenmişse doğru tabi. izleyicinin yorumuna katılıp katılmamak bir yana, yazdıklarını çok değerli bulduğumu belirtmeliyim. hatta bana da uğrasa bir ara, görüşlerini iyi kötü belirtse sevinirim ayrıca. ve bu konuda söylemek istediğim başka bir şey yok. şimdilik.

    YanıtlaSil
  7. Sevgili Pikobet, "insanın kendisi hakkında yeniden düşünmesini sağlayan her görüş ve düşünce değerlidir." fikrine katılıyorum zira katılmasam üzerine bu kadar düşünmez, bu konuyu paylaşmaz ve diğerlerinin de fikirlerini merak etmezdim. "Sıkılıyorsa okuma" tavrına girmiyorum zaten sadece sıkıldığı yazıları neden ısrarla okuduğunu merak etmiştim onun da cevabı aldım. Sürekli bir takip söz konusu değilmiş. Neden "sadece sevdiklerini okuma şansı" neden yok anlayamadım. Kimse bizi zorlamıyor ki burada sevmediğimiz yazıları okumak için. Bizim ödevimiz de değil bunlar. Haksız mıyım? Yorumlar elbette değerli. Onların her biri üzerine düşünüyorum ben. Aksi halde yorum butonunu kaldırır kendi kendime yazar giderdim. Ama merak ediyorum insanların fikirlerini.Ve değer veriyorum. Durum bu.

    YanıtlaSil
  8. EVREN:Tıpkı dediğin gibi yazmaktan da okumaktan da bıktığım, sıkıldığım zamanlar oluyor. Yazmaktan bıkıyorum çünkü adlandıramasam da kendimi tekrar ettiğimi görüyorum. Okumaktan bıkıyorum çünkü yaşamın pek çok şeyi gibi onu da anlamsız buluyorum. Böyle böyle geçiyor hayat işte. Hep aynı dalda durmuyoruz.

    GRİFFİTH: O yorum geldiğinde önce bir kaç yazı ile değerlendirilmiş olduğuma üzüldüm ama sonra çokça düşündüm üzerinde. Aslında iyi niyetine güvendim ve samimi olduğunu sezdim bu yüzden bu soruyu bu kadar ciddiye aldım. Hala da samimi olduğuna inanıyorum. Fakat belki daha farklı ifade edilebilirdi. Bilemiyorum.

    MÜGE: Canım Müge düşüncelerini paylaştığın için teşekkür ediyorum. Adsız bırakılan yorumları aslını istersen ben de çok tutmuyorum. Fakat blog yazarı olmayan insanlar doğal olarak adsız şekilde yorum bırakmak zorunda kalıyorlar ki bu durumu da anlayabiliyorum. Aslında o yorum gelişine sevindim. Bize önemli bir şeyi tartışma fırsatı verdiği gibi benim kendi hakkımda da düşünmemi sağladı.

    ENİS DİKER:"bir insanın aslında hayatı algılayışı öyle uzun böylu bir şey değil. Bir a4 belki bir-iki a4'e sığıcak kadar. Peki öyleyse iş niye uzuyor? Hayat durmuyor :) Her gün ufak tefek bir çok olay bu a4 ü düzeltiyor; boldluyor, bir kelime ekliyor, bir parantez koyuyor ya da bazı kelimeleri siliyor. Her yeni yazıda (kendi adıma) çok değil bir yeni cümle/kelime koyarsam gelişmiş oluyor." Hiç bu açıdan bakmamıştım. çok güzel ifade etmişsiniz Değerli Enis Bey çok teşekkür ederim aklıma açtığınız yeni kapılar için.

    ÖZLEM: :)

    YanıtlaSil
  9. Ben de blog yazan birisi olarak benzer sıkıntıları kendi adıma duymuştum, duyuyorum, duyacağım:)

    Ancak ben burada sevgili Enis'in yorumunu "like"lamak istiyorum..:))

    YanıtlaSil
  10. O kaygıyı hep duyacağız sanıyorum. Sevgili Enis Bey'in yorumu gerçekten çok çok güzeldi.

    YanıtlaSil
  11. kişisel gelişim uzmanı gibiler isimsiz yorumcular.çok mu kitap okuyorlar sence kedi? blogcuların ille de kendilerini geliştirmelerinden yanalar. enteresan şeyler yazın, yaşayın, aksiyon üretin, heyecanlanın, heyecanlandırın... bir durun yahu, hayatta o kadar çok "action" yok. dönüp dolaşıp aynı şeyleri yaşıyor, hissediyoruz.

    pek çok blogcu da bu isimsiz, pek sıkılgan yorumcuların yorumlarından sıkıldı. zira hep aynı minvalde. değişik bir şey yok.

    YanıtlaSil
  12. Hayatta cidden o kadar aksiyon yok mu yoksa bazılarımızın hayatlarında mı yok ondan pek emin değilim. Olsa bile bazen bir noktaya takılıp kalıyoruz çoğumuz. Sabitlenen sorular oluyor içimizde. Ve cevap bulamadıkça yeniden yeniden hortluyor o sorular. Bu yüzden de içimizi bilmeyenlere aynı görünüyoruz. aslında o soruya yeni sorular ekleniyor da odak temel soru olduğu için diğer cebelleşmeler gözden kaçıyor. Olabilir mi?

    YanıtlaSil